Ana sayfa IŞIĞIN GÖR DEDİĞİ GEÇMİŞTE AVRUPA’YI KIRIP GEÇİREN VEBA MİKROBUNUN SORUMLUSU FARELER MİYDİ?

GEÇMİŞTE AVRUPA’YI KIRIP GEÇİREN VEBA MİKROBUNUN SORUMLUSU FARELER MİYDİ?

351
0

Orta Çağ’da Avrupa nüfusunun üçte birinin kaybedil­mesinden sorumlu olan Veba, Antik Çağlardan iti­baren görülen bir hastalıktır. Günümüzde modern antibi­yotiklerle tedavi edilebilen bu hastalık, gelişmiş ülkelerin tamamında ve gelişmekte olan ülkelerin pek çoğunda orta­dan kaldırılmış olmasına rağmen Asya ve Afrika kıtalarının bazı bölgelerinde hâlen görülebilmektedir. En yaygın kanı ise vebanın farelerden bulaştığıdır ancak gerçekte mikrobu yayan bir tür piredir ve fareler bu hastalığın sadece kurbanıdırlar. Tarihte veba salgınlarından önce şehirlerde büyük miktarda fare ölümleri meydana gelmiş, ölü farelerle temas eden insanlar da pire ısırması nedeniyle bu hastalığa yakalanmıştır.

Kara ölüm olarak da bilinen vebaya bu lakabın takılmai büyük salgın yıllarında iç kanamanın vücutta oluşturduğu kara lekelerdi. Bu hastalığın birkaç türü vardı fakat en sık rastlananı hıyarcıklı veba denilen türüydü. Koltukaltı ve kasıklarda oluşan şişlikler, yüksek ateş ve kusma gibi be­lirtilerini genellikle ölüm izliyordu. Diğer türleri ise mikrop­ların kana karıştığı septisemik veba ve akciğerleri etkileyen akciğer vebasıydı.

Veba Asya’nın batısına ilk kez, Çin’den veba taşıyan pirelerle dolu kürkleri getirip satan Asyalı tacirlerden bulaştı. 1347 yı­lında birçok İtalyan tacirin yaşadığı Karadeniz’in kuzeyindeki Kırım kıyılarında olan Ceneviz Limanı, Kırım Tatarları tara­fından kuşatılmıştı. Kıpçak reisi Canıbek, halkının yakalandığı salgını bir tür “biyolojik silah” olarak kullanmayı planladı ve şehir halkına hastalığı bulaştırmak için vebalı cesetleri mancı­nıkla surlardan içeri fırlatmaları için adamlarına emir verdi.

Kıpçak reisi bu savaş taktiğiyle vebanın Avrupa’ya taşınaca­ğını elbette ki bilmiyordu. İtalyanlar başlayan salgın nedeniy­le anayurtlarına, yani Cenova, Messina ve Venedik’e kaçtılar ancak hastalığın bulaşıcı mikrobunu da yanlarında getirdiler. 1348 yılında bu üç şehir, Avrupa kıtasında Kara Ölüm’le ta­nışan ilk merkez oldu. Paniğe kapılan halk, Messina’da bu­lunan vebalı gemicileri kovaladılar ve kendileri de kaçtılar. Ancak canlarını kurtaramadıkları gibi hastalığı başka kentle­re de bulaştırdılar.

Haziran 1348’de veba Paris’e bulaştı. 1349 yılının başla­rında Londra’nın üstüne çöken veba, aralık ayında Iskoçya’ya, daha sonra kuzey denizini geçerek 1350’de İskandinavya’ya kadar ulaştı. Oradan da karadan ilerleyip güneye ve doğuya doğru yöneldi. Veba, tam bir daireyi tamamlayarak Volga boyunca yeniden Tatarların anayurduna döndü. 1352’de salgının şiddeti biraz geçer gibi oldu ancak ansızın ortaya çıkan belirtiler, insanlarda yeniden aynı dehşeti yaşattı.

Floransa’da yaşayan 90.000 kişinin yarısı bu hastalıktan öldü. Veba gündelik yaşamı da insanların umutlarını da darmadağın ettiğinden toplumda olumsuz, sağlıksız eğilimler meydana gelmişti. Ana babalar çocuklarını terk ediyor, ürün tarladan kaldırılmıyor, hayvanlar bakımsız bırakılıyor ve sağ­lıklı olan, hasta olandan kaçıyordu. On binlerce köy boşaltılmıştı. Günlük yaşamın belirsizliği insanları o günü yaşamaya itmişti. Yerel yöneticiler, liderler de vebaya yenik düştüğünden ne yasa kalmıştı ne de düzen. Yaşanan felaketler Avrupa’nın her yerinde yenileniyordu. Fransisken rahipler Fransa’da 125.000 kişinin öldüğünü kaydettiler.

Arkasında harabeye dönen bir Batı Avrupa kıtası bırakan veba salgını, burada yavaş yavaş sona erdi. Ancak ölü sayısı belirsizdi. Kayıt tutulamıyordu. Kıta genelinde 20-25 milyon insanın öldüğü tahmin ediliyordu. Venedik nüfusunun dörtte üçünü yitirdi, İngiltere 4,5 milyonluk halkının yaklaşık 1 mil­yonunu kaybetti. Hastalıktan kırılmış, neredeyse yok olmuş bir kıtanın eski nüfusuna ulaşabilmesi için bir 150 yıl daha geçmesi gerekti.