DOLAR 8,67920.34%
EURO 10,18180.37%
ALTIN 491,110,65
BITCOIN 380440-7,78%
Ankara
25°

AÇIK

02:00

YATSI'YA KALAN SÜRE

Davutoğlu, bir parantez mi, ülkeye yön veren bir karakter mi? (2) – KÖŞE YAZISI

ABONE OL
13 Mayıs 2017 10:47
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“Komşular ile sıfır sorun” noktasına gelince, ne yazık ki bu harikulade politika hayata geçirilememiş, bu başarısızlık, bizzat Davutoğlu’nun ağzından, “değerli yalnızlık” sözleriyle itiraf edilmiştir.

İran’ın nükleer programının dünyada çıkardığı krizin çözümünde katkımızın olması çok büyük bir başarı olurdu… Lâkin gelinen noktada anlaşılıyor ki o konuda da pek bir ilerleme sağlanamamış! Amerika Birleşik Devletleri, sürekli olarak İran’ın nükleer tehdidinden bahsediyor ve ABD Başkanı Trump, İran için “müdahale” dâhil her seçenek masada diyor. İşin vahimi, Amerika, İran’a her türlü yaptırım ve müdahalede Türkiye’yi de yanında görmek istiyor. Bu vaziyet, bölgesel politikalardan küresel ilişkilere uzanan çizgide pek de başarılı olunmadığının kanıtı değil mi?

Arap Baharı meselesinde “Türkiye’nin etkin rol oynaması”na gelince…

Şimdi, 6-7 sene sonra, etkin rol oynamasaydık daha mı iyi olurdu acaba, diye düşünülüyor mudur?

Baksanıza, başta Libya olmak üzere Kuzey Afrika’daki istikrarsızlık ortada… Mısır’da darbe olmuş… Hal böyle olunca, Afrika, Arap Baharı’ndan nasıl bir fayda görmüş olabilir?

“Özellikle Suriye”ye elbette özel bir fasıl açmak lâzım!

Ders kitabından yaptığımız alıntı, “Özellikle Türkiye, Suriye meselesinde karar verici taraflardan biri olmuştur.” cümlesiyle bitiyor.

Karar verici taraflardan birisi olan Türkiye’nin Suriye’deki etkinliği nedir? Kaderin garip bir cilvesi olsa gerek, Türkiye’nin, Suriye’de en etkin olduğu  “kararı”, Davutoğlu hükümetten ayrıldıktan sonra yaptığı Fırat Kalkanı harekâtı oldu.

Onun dışında, bir “karar verici” olarak Suriye’de ne kazandık?

2011 Mart’ından buyana Suriye’de en çok kaybedenlerden biri bizzat Suriye, diğeri de Türkiye oldu. Özellikle iki noktada kaybımız korkunç: İlki, Suriye, en azından federatif bir devlet haline gelerek bölünüyor ve güney sınırımızın 500 kilometresine komşu bir “terör devletçiği” kuruluyor.

İkincisi ise, sayısı tam bilinemeyen ama 3 milyondan aşağı olmayan Suriyeli sığınmacı meselesi… Her iki sorun da daha şimdiden “hayatî” baş ağrılarına sebep olurken, ileride nasıl problemler çıkaracağı meçhul! Aslında “meçhul” derken iyimser yaklaşmış oluyoruz. Biraz daha karamsar bakacak olursak, bunların başımıza büyük işler açacağı, işin “beka sorunu”na kadar gideceği öngörülebilir.

Davutoğlu’na ve onun politikasına destek verenlere sormak lâzım: 2011-2012’lerde Suriye’de karar verici olurken, Güney sınırlarımızda oluşacak terör devletçiğini ve içlerinde ne kadar teröristin barındığı belli olmayan 3 milyon sığınmacının ülkeye gireceğini hesap etmiş miydiniz?

Bu arada, “Suriye politikası baştan beri yanlıştı”, “başımıza ne geldiyse Suriye’deki yanlış kararlarımızdan geldi” diyen başta hükümet sözcüsü Numan Kurtulmuş olmak üzere, iktidar temsilcilerinin sözlerini de hatırlatalım.(2)

Şimdi baştaki suale dönelim: Davutoğlu, bir parantez mi, ülkeye yön veren bir karakter mi?

Sayın Ahmet Davutoğlu Dışişleri Bakanı’yken, kendisini eleştirdiğimiz yazılarımız olmuştu. O yazılara sert tepkiler alıyordum. Onu savunanlar, “Davutoğlu’nun Cumhuriyet tarihindeki en yetkin, en başarılı dışişleri bakanı olduğunu” ileri sürüyorlardı.

Yukarıda da söylediğim gibi, ders kitaplarına siyasetçi, bilhassa hayattaki siyasetçiler nadiren girdiği halde, Uluslararası İlişkiler Bölümü, Davutoğlu’na gayet cömert davranıyor. Sayın Davutoğlu pek çok kitapta uzun uzun yer buluyor. Bunda asla bir art niyet aramıyorum. Akademisyen yazarların inanarak, samimiyetle, başarılı bir siyasetçi diye Davutoğlu’nu kitaplarına alıyorlar.

Hal böyle olunca, aklımıza iki sual takılıyor:

  1. Davutoğlu, hakikaten Cumhuriyet tarihinin en çaplı, en etkili, en başarılı dışişleri bakanı olabilir. İrdelemeye çalıştığım yukarıdaki satırlar, bu konuda bizi tatmin etmiyor. Bize onun başarılarını gösterecek başka araçlarınız, örnekleriniz var mı? Onun başarıları hakkında göremediklerimizi bize gösterir misiniz?
  2. 2002’den beri Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının dış politikasına yön veren, Cumhuriyet tarihinin en aktif dışişleri bakanı ve nihayet başarısından dolayı Başbakanlıkla ödüllendirilen Ahmet Davutoğlu, nasıl oluyor da, iki yıllık Başbakanlığının ardından birdenbire pasif hale geliveriyor? Aktif görevden ayrılmış olsa bile yıllarca ülkeye yön veren “derin stratejik” fikirlerinden ülke yararlanmaya devam etmeli değil mi?  Davutoğlu neden hiç konuşmuyor?

Yoksa Sayın Davutoğlu ülkeye yön veren bir siyasetçi değil de bir parantez miydi?

 

 

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.