DOLAR 8,3987-0.1%
EURO 9,9795-0.04%
ALTIN 489,580,12
BITCOIN 318017-0,92%
Ankara
27°

AÇIK

13:15

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

MEHMET EYMÜR’E GÖRE DOĞU PERİNÇEK’İN “ERGENEKON” YAZISI – Köşe Yazısı

ABONE OL
10 Mart 2017 08:37
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“Bu çalışmanın amacı, (..) Ergenekon’un reorganizasyonuna katkıda bulunabilmektedir. 21. Yüzyılda güçlü bir istihbarat örgütünün anahtarı, uluslararası finansal organizasyonları engellemek olacaktır. Dünya para hareketinin dikkatle izlenişi, gerek uluslararası platformda gerekse ülke içinde siyasi ve toplumsal oluşumları çok önceden görerek karşı önlemler alınmasını sağlayabilmenin en etkin çözüm yoludur… Ergenekon, kaçınılmaz bir biçimde çağın ve koşulların gereği olarak ekonomi alanında çok etkin faaliyetler uygulamaya koymak ve para akışını kontrol altına almak zorunluluğu ile karşı karşıyadır. Türkiye’den pek çok kişi yurtdışına kaynak aktarmaktadır ve bunun önüne geçebilmek mümkün değildir. Ancak, çeşitli ülkelerde bankalara sızdırılacak bilgisayar hırsızları, tespit edilen bu kaynaklar ile Türkiye’den kaynak aktarımı yapan kuruluşların likit aktarımların mevcut güçlü bir şirket üzerinden yeniden Türkiye’ye aktarabilir. Çeşitli ülkelerdeki bankalara sızdırılacak bilgisayar hırsızlarından yararlanılarak likit kaynak aktarımı yoluna gidilmelidir. Bu türden kaynak aktarımları 48 saatte tamamlanmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını tümüyle ortadan kaldırmaya yönelik çabalar, dış odaklı olmaktan çıkıp yerli işbirlikçilerin gönüllü katkılarıyla ülke içinde de yıkıcı güç odaklanma noktasına ulaşmıştır. 1914 yıllarında İstanbul, dış ülkelerin istihbarat ajanlarının cirit attığı, pek çok yandaşlarının olduğu, dileklerini gerçekleştirebildikleri bir dünya kentine dönüşmüştü. Bugün de böyledir: Çünkü savaş sürdürülmektedir. Ve bu savaşın tek amacı vardır: Bölerek /parçalayarak Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak! Yabancı güç odaklarının yerli işbirlikçileri devletin her kademesine sızarak TBMM’ne girebilmiş ve hatta siyasi platformda iktidar dönemleri yaşamışlardır:

Türlü özverilerle yurtdışında eğitim görmeleri sağlanan yetişkin insan kaynakları, ne acıdır ki, ülke çıkarları için ‘ negatif ‘ veriler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle devletin en önemli yapı taşları çökmüş ve işlemez hale getirilebilmiştir. Ergenekon bünyesinde yurtdışında eğitim görmüş personel bulundurulmaması zorunluluğu vardır. Dünya Bankası ve Avrupa Birliği, başka ülkeler tarafından finanse ediliyor, dış istihbarat örgütleriyle ilişkili. Ergenekon’un kendi kuracağı sivil toplum örgütlerine ihtiyacı vardır. Ergenekon, Türkiye’de faaliyet gösteren tüm sivil toplum örgütlerini kontrol altına almalıdır. Bu bir zorunluluktur. Çünkü örgütlenmelerin finans kaynakları dış ülkelerdir. (Medya) Kontrol edemediğimizi doğal işleyişi içinde örtülü biçimde etkileyelim, denetleyelim. Ergenekon doğrudan kendi örgütüne bağlı holdingler ve bankaları süratle kurup ideolojiye uygun ekonomik / politik denge sağlayabilmelidir:

Kullanacağımız ajanlar merhametsiz olmalı. Naylon şirketler kurulmalı  (..) elde edilen ekonomik girdiler, öz kaynak olarak örgütün kuracağı legal şirketlerde değerlendirilerek aklanmalıdır. İllegal işler bütün istihbarat örgütlerinin ilgi alanı. Biz neden farklı davranalım?

Türkiye silah üreten bir ülke durumunda olmadığından jeo /stratejik açıdan kaçınılmaz olarak ve iradesi dışında zorunlu olarak uyuşturucu satışında köprü durumundadır. Uyuşturucu ticaretini denetim altına almalıdır. Türkiye’nin bir başka şansı da kimyasal silah üretimi olabilir. Çünkü bu alanda başarılı sonuçlar elde edebilecek insan kaynaklarına sahiptir.

Kişisel çıkarlar adına siyasete yönelmiş ve hedefe ulaşabilmek adına her şeyi mübah sayabilen siyasilerin engellenebilmesi için, geriye tek yol suikasttır.

Suikast operasyonlarına gerek duyulmaması için siyasi portreler çok ciddi analiz edilmeli, ortak ideallere uygun siyasilerin seçim kampanyaları organize edilerek parlamentoda etkin ve güçlü biçimde yer alabilmeleri sağlanmalı. Atatürk ilkeleri doğrultusunda, Kemalizm’in tek gerçek olduğuna inanmalı.

İngiltere, Almanya, Fransa, Amerika Birleşik Devletleri, SSCB gibi ülkelerin: kendi ideolojileri doğrultusunda, “sivil unsurlardan” onunda değin yararlanmayı bildiği, emperyalist emelleri adına tüm dünya ülkelerinde her alanda çeşitli faaliyetler sonucunda kültürel, siyasal ve ekonomik çıkarlar elde ettiği. Günümüzde değişen  değil, giderek daha da geliştirilen sivil unsur etkinlikleri ile sürdürülmekte olan bu çalışmalar; sayıları giderek artan ‘sivil toplum örgütleri’ , ‘ insani yardım kuruluşları’ , P-2 Mason Locası, Bilderberg Grubu vb. gibi çeşitli gizli ve örtülü adlar altında, dünyanın dört bir yanında ideolojik  siyasal, ekonomik, kültürel ve bilimsel çalışmaları örgütsel olarak yürüttürüyor.

Toplum, Kemalist ideolojiyi gerçek anlamda özümseyememiş, emperyalist devletlerin ‘sivil unsurlarının’ ve yerli işbirlikçilerinin çabaları sonucunda buna fırsat bulamamış kaçınılmaz olarak, yabancı ideolojilerin cazibesine kapılmıştır. Gelişen dünya ülkelerindeki geniş halk kitlelerinin erişebildiği koşulları göz önüne alan Türk toplumu; gerçekte siyasi liderler ve yandaşlarının çıkarları adına hareketlerinden kaynaklanan hatalardan ötürü, Kemalizm ‘i sorumlu tutarak yargılamaya yönelmiştir. Türk halkı, toplumsal geri kalmışlık, mutsuzluk ve umutsuzluğun kaynağı olarak Kemalizm’i sorumlu tutar hale gelmiştir. Ve bugün çeşitli ideolojiler doğrultusundan hareketle toplum düşünsel ve inançsal alanlarda parçalara bölünmüş, etnik ayrımcılık dünya platformunda kendisine yer edinebilmiş, toplum “yeni rejim” arayışlarının kaosuna sürüklenmiştir.

Yaşlı insanlar tümden güvenini yitirmiş, düş kırıklığı içindedir. Orta kuşak olarak el alınacak nesil için de durum böyledir. Genç kuşak ise kendilerinden önceki kuşakların yaşamak ve katlanmak zorunda kaldıkları koşullar ile gelişmiş ülke insanlarının eriştikleri koşullar arasında muhasebe yapmakta ve mevcut rejimin kendilerine bir gelecek sağlayabilecek güç ve dinamiğe sahip olmadığını peşinen görmektedir. Geniş halk kitleleri umutsuzluğun ivmesi ile kaosu yaşamaktadır.

Onca kötü ve adaletsiz eğitime karşın; Türk insanı kendisi içinde bulunduğu koşullara direnç gösterebilecek bir biçimde eğitebilmiştir. Bu nedenle dış güçlerin onca emperyalist çabalarına karşın Türkiye Cumhuriyeti’nde geniş halk kitlelerine dayalı sosyal ve siyasal patlamalar bir türlü gerçekleştirilememiştir. Türk toplumu hangi görüş ve inanca sahip olursa olsun, tarihsel birikim sonucu bilmektedir ki; ülke ayakta kalamadığında, birey olarak kendisi de var olamayacaktır. Bu nedenle bir yandan varlığının devamını sağlamak, diğer  ‘ zulüm rejimi ‘ olarak tanımlar hale geldiği mevcut düzeni değiştirmenin yollarını aramaktadır.

Federal Alman Friedrich Eber Stiftung Vakfı ile Konrad Adenauer Vakfı’nın çalışmalarından yalnızca birkaçına bakılacak olduğunda, ‘Türk Gençliği 98- Suskun Kitle Büyüteç Altında ‘ , ‘Avrupa Birliği’nin Akdeniz Politikası ve Türkiye’ , ‘ Enformel Sektör ve sosyal Güvenlik : Sorunlar ve Perspektifler’ , ‘Türkiye ‘ de Sendikacılık Hareketleri’ ve ‘Türk Medya Sektöründe Yoğunlaşma Hareketleri ve Beklenen Etkileri’ gibi çeşitli araştırma raporları hazırladıkları görülüyor. ‘Bu çalışmaların pek çok benzerinin Avrupa ve ABD’nin sivil unsurları tarafından gerçekleştiriliyor oluşu; Türk sivil toplum örgütleri içinde etnik, fundamentalist, kültürel, siyasal ve ekonomik faaliyetlerde belirleyen faktör olarak etkin ve yoğun bir biçimde yer alabilmeleri ise; küçümsenecek bir unsur olamaz.

Devamı Yarın…

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.