DOLAR 9,5509-0.37%
EURO 11,0821-0.53%
ALTIN 549,11-1,39
BITCOIN 598993-1,51%
Ankara

AÇIK

05:56

İMSAK'A KALAN SÜRE

YAŞAM – Köşe Yazısı

ABONE OL
8 Şubat 2017 08:39
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kelimelere yine anlamlar doluyor bu gece. Neyi nasıl dile getirmek gerektiğine bağlı kalınmadan zihnimi özgür bırakarak yazıyorum bu gece. Belli belirsiz yığınla düşünce bıraktım beynimde. Kalbimi ise tatile çıkardım. Mutlu muyum yoksa üzüntülü mü? Kulaklarımdan geçen belli belirsiz seslerin önüne geçerek yazabilirliliği arttırıcı kılan bir müzik var bu gece içimde. Kiminin tanıdığı bildiği, kiminin hayran kaldığı ve kimilerinin de hiç duymadığı bir müzik bu. İnsan ruhunu rahatlatırcasına çeşitli etkiler bırakan bir müzik.

Hiçsizliği hissettiğiniz olmuş muydu hiç?

Ya da çok ümitsizken kalbinizin huzurla ve hayallerinizin umutla dolduğu?

Gözlerinizi kapattığınız kaç zamanda gördünüz güzellikler ile dolu hayal dünyanızı?

Çoğunun “Karanlıktan başka bir şey görmüyorum” dediği kapalı gözler ardında sizler neler görebildiniz?

Ben kendi karanlığımı gördüm. Onu nasıl ışıkla buluşturduğumu. Sıra dışı olmayı, Üzüntüler beni boğabilecekken nasıl huzuru engin bir silah olarak kullanabildiğimi gördüm. Kimi anlatabileceklerim, kimi saklı bulunduracağım onlarca gerçeği gördüm.
Genetik farklılıklar, farklı ruhlar ve farklı yaşamlar nedeniyle bambaşka kişilikler ortaya çıkıyor olsa da insanlar daima anlaşabilecekleri yapıda arkadaşlar bulurlar. Yaklaşımlarına ve kendilerinde bıraktıkları etkilere göre her birine farklı isimler takarlar. Kimi dost ve kimi de arkadaş. Kimi sırdaş olur, kimi de yalnız kaldığımızı hissettiğimiz zamanlarda durgunluğumuzu yok etmek için başvurduğumuz bir doktormuşçasına dert ortağımız olur ve öyle kalır.

Geleceğe yapılan planlarımızda, ne zaman öleceğimi bilmeden kimi zaman şuursuzca geçirdiğimiz bu kısa yaşam çizgisinde kalp kırmamaya, saygımızı bozmamaya, şiddetten uzak durmaya, insanlar ile iyi anlaşabilmeye ve yaşamımızı sürdürebilmek için değerli olduğumuzu anlamaya çabalarız. Kimsenin bizi sevmediğine kanaat getirdiğimiz anlarda en yakınımızdan bile uzaklaştığımızı hissederiz.

Kaybolduğumuzu, yok olduğumuzu sezeriz.

İnsanoğlu her zaman doyumsuzluğunu ön plana koymuş ve daha fazlasını istemiştir. Kimi zaman da bunu almayı başarmıştır. Var olan ile yetinenler tembel midir? Yoksa şükretmesini bilenler midir? Bencilliğimizin ve nefsimizin gözlerimizden geçip ruhumuzu kilitlediği, kalbimizi bile neredeyse körleştirebildiği bir gerçekken, sonsuz olmadığı herkesçe kesin olan bir olgunun içerisindeyken halen niçin boş vermişliğin yapılabilecek en akıllı hareket olduğunu düşünürler dersiniz? Cevabı herkes verebilir ama hiç kimse bilmez. Çünkü hepimizin cevapları, kendi geçmişimizin ve kalbimizin ortaya çıkardığı ortak çalışmanın sonucudur ki bu da herkeste farklı noktaları gösterecektir. Hepimiz kendi yaşamlarımıza geri döndüğümüzde bazen en değer verdiklerimizi bile unuttuğumuzu fark ederiz

Yararlı ve doğru olduğuna inandığımız onca yalanın içerisinde yaşayıp dururuz ve asıl güzelliği her daim unuturuz.

Tabii ki “Hayat denen olgu ince bir dal gibidir. Dengeyi ve üzerinde yaşamayı bilmezsen, kendi ağırlığın ile kendi karanlığına düşer ve yok olur gidersin…”

Kendi dünyanızda kendinize sahip çıkmanız umuduyla…

 

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.