Ana sayfa IŞIĞIN GÖR DEDİĞİ Nargile nasıl bulundu?

Nargile nasıl bulundu?

284
0

Nargilemin marpucu da gümüştendir gümüşten…” türküsünü dinleyerek denize karşı nargile fokurdatma­nın keyfine diyecek yoktur herhalde. Yanında yandan çarklı kahvenizi yudumlarken nargilenin nasıl bulunduğunu hiç ge­çirdiniz mi aklınızdan?

Nargile, Ortadoğu ve Güney Asya’ya özgü geleneksel bir tü­rün içme aracıdır. Kullanıcının hortum aracılığıyla sudan geçe­rek süzülen dumanı içine çekmesini sağlayan bir düzenek olan nargile, içim şekli ve adabı, yüzlerce yılda oluşmuş kullanım geleneğiyle basit bir aletten fazlasını ifade etmekte olup Doğu kültürünün bir parçası hâline gelmiştir.

İnsanoğlu ilk olarak milattan önce keşfetti tütünü… İba­det amacıyla yaktıkları tütün yapraklarının verdiği keyfi fark eden insanlar, o günden beri onu hayatlarında vazgeçilmez kıldı. Tütün, tarih boyunca çeşitli medeniyetler tarafından şekillendirildi. Pipo oldu, puro oldu, sigara oldu, ağızlarda çiğnendi ancak hiçbir şekil, tütünle nargile kadar bütünleşmedi.

Hindistancevizinin dışındaki tütün benzeri tabakayı yakan ve cevizin içine soktukları kamışla keyif yapan Hintliler, asırlar sürecek olan nargile geleneğini de başlatmış oldular. Nargile, aradan geçen yüzyıllar sonunda bir kültür hâline geldi. Dede torununa miras bırakacak kadar değer verdi nargilesine… Kimi zaman sultanların başucunda yerini aldı kimi zamansa hak ettiği ilgiden mahrum bırakıldı. Nargile ve nargile çev­resinde oluşan göz kamaştırıcı kültür, bugün yine o ihtişamlı günlerine yeniden dönmenin hazırlığını yapıyor. Tütüne sihir katan kültür; gün geçtikçe daha fazla ilgi, sevgi görmeye de­vam ediyor.

Doğu kültürünün önemli bir parçası olan nargilenin ismi Farsçada Hindistancevizi anlamına gelen nargil kelimesinden gelir. Araplarca şişa, İranlılarca ise kalyan olarak adlandırılan nargilenin ilk örnekleri Hindistan’da ortaya çıktı. Hindistan­cevizinin içi boşaltıldıktan sonra kabuğuna bir kamış sokula­rak yapılan ilk nargile, hintkeneviri tüketimine yeni bir boyut katarken hindistancevizi ise zamanla yerini kabağa bıraktı. Gün geçtikçe yaygınlaşmasının ardından da porselen ve bronz gövdeli nargileler ortaya çıktı ve bunları çini, gümüş ve cam gövdeli nargileler izledi. Önce İranlılar, sonra Araplar arasında yaygınlaştı.

Araştırmacıların “sohbet medeniyeti” diye tanımladığı Os­manlı ise tütünü tanıdığı 16. yüzyıldan bu yana nargileyi içine Çekip dumanını göğe savuruyor. Osmanlı döneminde İran’dan getirilen ve zamanın kahvehanelerinde muhabbetlere eşlik eden tömbeki, bazı padişahlar tarafından yasaklanmıştır. Nargile de uzun zaman İstanbul Tophane’de, İzmir Kemeraln’nda ve An­kara Gençlik Parkında tömbeki olarak sunulmaya başlamıştı.

Doğu kültürünün bir öğesi olan nargile sonradan Batı’da da  değişikliklerle kullanılmaya başlanmıştır. Kullanım kül­türü dolayısıyla bu iki türe göre farklılıklar gösterir ancak pek çok ortak öğe de mevcuttur.

Batı’da birden çok marpuca sahip nargile kullanımı yay­gındır. Bu uygulama Doğu’dakine göre farklı bir toplu içim ortamı sunar ki Doğuda nargilenin bir marpucu vardır ve el değiştirmediği sürece tek kişi tarafından içilir.

Arap kültüründe kullanıcı içtikten sonra ya marpucu masa­ya dayayarak bunu belli eder ya da ağız kısmı kendine bakacak şekilde eğimli tutarak yanındakine ikram eder. Kabul eden, nargileyi verene elinin tersiyle hafifçe vurur ya da sıvazlar, bu memnuniyet göstergesidir. Kafe ve restoranlarda ise her kulla­nıcının ayrı bir nargile ısmarlaması yaygındır.

İspanya’da teteria adı verilen ve genelde Müslüman göçmen- lerce işletilen çay evlerinde nargile içimi yaygınlık kazanmak­tadır. İsrail’de nargeela olarak adlandırılan nargile kullanımı, özellikle Yemen, İran, Irak ve Türkiye’den gelen göçmenler ara­sında yaygındır. Bunun yanında İsrailliler arasında da nargile kullanımı görülür.