Ana sayfa Köşe Yazarlarımız Kabus ve Karabasan

Kabus ve Karabasan

123
0

Uykunuzdan kan ter içerisinde, kalbiniz göğsünüzden fır­layacakmış gibi çığlık atarak uyandığınız oldu mu? Ya da boğulma hissiyle… Gördüğünüz kâbus ya da karabasandır. Keşke sadece güzel, rengârenk rüyalar görsek ama bazen bizi derinden sarsabilecek kadar etkili kâbus ya da karabasan da görebiliyoruz.

Kâbusların nedenleri arasında stres, travmatik deneyimler, duygusal güçlükler, uyuşturucular, kullanılan ilaçlar veya has­talıklar sayılabilir. Bununla birlikte günlük hayatında bunlara benzer hiçbir sorunu olmamasına rağmen sık sık kâbus gören insanlar da vardır. Son çalışmalar, bu insanların ortalamaya göre çok daha açık, hassas, inançlı ve duygusal olduklarını gösterir.

Uyku ve rüyada, beynin çağrışımla ilgili işlevlerinin arttığı görülür. Neden-sonuç ilişkisi rüyalarda bazen korunabildiği hâlde, genellikle algısal değişimlerle bozulur. Bir kişi birçok kişi olabilir; zaten rüyaların uyku sırasında görülen halüsinasyonlar (varsanılar) olduğu ama bu halüsinasyonların bilgi or­ganizasyonu, gereksiz bilgileri unutma, uzun süreli hafızanın yerleşmesi, günlük psikolojik sorunların halledilmesi açısından çok önemli olduğu iddia ediliyor.

REM (rapid eye movement), uykunun evrelerinden biri olup uykunun sonuna doğru süresi uzayan bir dönemdir. Hız­lı göz hareketleriyle belirlenen bu dönem rüyaların da yoğun dönemidir. REM uykusu engellendiğinde insanlarda halüsi- nasyonlar ve düşünce hataları ortaya çıkar.

Süreğen fiziksel hastalıklar, ağrılar söz konusu olduğunda kişinin rahatsız uyuması ve rüyalarının iç açıcı olmaması ola­ğandır. Bazen de rüyalar hastalığın habercisi olabilir. Örneğin, duygu durum bozukluğu olan bir hasta her manik dönem ön­cesinde rüyalarında sürekli koşan bir beyaz at tarif edebilir. Bu gaipten bir haber değildir aslında. Beyinde meydana gelen bi­yolojik değişimlerin göstergesidir. Depresyon, şizofreni, kaygı bozuklukları ve diğer psikiyatrik hastalıklarda sıklıkla kâbus görülür ve tedaviyle bu durumun düzeldiği görülür.

Kâbus görmek, rüyalardan biraz daha farklı bir durumdur. Bunu özetle rüya psikozu olarak adlandırabiliriz. Uyku esna­sında limbik sistemdeki* enerji yoğunluğunun kontrolsüz bir şekilde salıverilmesi söz konusudur. Bu patolojik enerji yoğun­luğu, ön korteksin hiçbir müdahalesi ve kontrolü olmadan iç dünyamıza yansır. Limbik sistemdeki merkezlerin anormal kontrolsüzlüğü, girift bir şekilde birbirine karışarak aşırı ve is­tenmeyen görüntüler hâlinde uykuda tezahür eder.

Her seferinde aym kâbustan kan ter içinde uyanmak bizi ca­nımızdan bezdirebilir. Bazen rüyamızda bağırsak bile sesimizin çıkmadığını görürüz. Ölümden dönmüş gibi uyanırız ve tekrar uyumamız mümkün olmayabilir. Bu durumun etkenleri, trav-

matik üst üste yaşanan kayıplar olabilir. Kaygı çok yüksel^ kişinin korkulan varsa zamanla panik atağa çevirebilir. Tck^ layıcı kâbuslar sıklıkla posttravmatik hastalarda olur. Erişki^J rin sıklıkla tekrarlayan rüyalarında tehlikeli bir durumla k^ laşma; tuzağa düşürülme; volkanik patlama gibi doğal afetler* dişinin düşmesi, kaybolması şeklinde rüya içerikleri vardır.

Kâbus içeriği korkunç rüyalardır. Çocukluk yaşlarda daha sık yaşansa da ileri yaşlarda da gözlenir. Kâbus hoş olmayan duygular yaşatan, tekrar yaşamaktan endişe duyulan bir durumdur. Kâbus esnasında EEG’de beynin ön bölgesinde hızlı beta dalgalan belir­lenmiştir. Hoşa gitmeyen durumlar için bazen, “Kâbusum oldu” deriz. Sıklıkla hayaun bunaltılı, çatışmalı döneminde kâbuslar rüyalarımıza konuk olurlar. Özellikle çocukluk döneminde yaşa­nan kâbuslar, yetişkin yaşlarda yaşam boyu bakıldığında kadın­larda %92, erkeklerde %85 oranında gözlenmiştir.

Kâbuslar daha çok uykunun ikinci yarısında yani gece ya­rısından sonra olurken karabasan uykuya dalmak üzereyken üzerinde bir ağırlıkla hareket edememe duygusu, yoğun bir korkuyla yaşanır ve kısa sürede de düzelir. Kâbuslar uyanın­ca hatırlanır ve kâbusa kaldığı yerden devam etme korkusuyla tekrar uykuya dalmak güçleşir.

Karabasan esnasında insanın üzerinde tarifsiz bir ağırlık hissedilir. Nefes almak zorlaşır; kişi bağırmak, seslenmek ister ancak bunu yapamaz. Ellerini ayaklarını oynatamaz. Aslında kişi uyku ile uyanıklık arasında bir yerdedir. Kimi bilimsel yorumlara göre insanlar REM uykusundan birden uyandıkla­rında henüz beynin kaslardaki hareketsizlik emirleri kalkma­mıştır. Normalde insanlar uykuya geçtiklerinde gördükleri rü­yaların etkisiyle kol ve bacaklarını hareket ettiremez; beyinleri kaslarını bir nevi geçici felç durumuna getirir yani bir çeşit uyku felci devreye girer, işte bu yüzden kişi uyandığında kol ve

bacaklarının hareketlerini uykudayken frenleyen merkez he­nüz devre dışı kalmadığından hareket edemez, ses çıkaramaz.

Bilimsel olarak “uyku felci” şeklinde açıklanabilen karaba­sanın, halk arasında çok çeşitli yorumları vardır. Alman kültü­ründe karabasana ttcadı basması” denir. Her ne şekilde yorum­lanırsa yorumlansın, karabasanın insanı çok rahatsız eden bir durum olduğu bir gerçektir. Bilimsel yaklaşımla bunun 4 uyku felcinden kaynakladığı” söylenebilir.

Uyku felci, insan organizması içinde mutlaka gerekli bir durumdur; çünkü uyku felci olmasaydı, insanlar rüyalarındaki hareketleri uykudayken yapmaya çalışır ve hem birçok kol ve bacak yaralanmalarına neden olabilir hem de yanında bir baş­ka kişinin uyuması mümkün olmazdı.

Gece korkuları da gecenin ilk saatlerinde olur. Kişi uykudan çığlıkla kalkar. Ter içindedir. Kalp atışları hızlanmıştır. Aslında uyanamamıştır. Uyandırılmazsa uykusuna kaldığı yerden de­vam eder ve sabah da ne olduğunu hatırlamaz. Oysa kâbuslar en ince ayrıntısına kadar genellikle hatırlanır.

Kâbus ve karabasanlar yetişkinlerin ve çocukların ortak so­runudur. Ayda bir kere kâbus görme oranımız %10’un üze­rindedir. Zor hayat koşulları, iş problemleri, sevdiklerimizin kayıpları kâbus görmemize yol açabilir. Yüksek ateş, hastalık ve bazı ilaçlar da buna yol açabilir. Böyle bir durumda öncelikle doktorla görüşerek kullandığımız ilacı almayı bırakalım. Eğer korkuyla uyanıyorsak bunları birine anlatmamızda yarar var. Eğer gerekiyorsa yatağımızdan kalkıp dolaşalım.