Ana sayfa Köşe Yazarlarımız GDO’nun yararları ve zararları nelerdir?

GDO’nun yararları ve zararları nelerdir?

169
0

Bugün size Genetiği değiştirilmiş organizma (GDO, GMO), bir orga­nizmadan diğerine DNA aktarımı ya da bir organizmaya ait DNA’nın biyoteknolojik olarak değiştirilmesi anlamına GDO’nun yararları ve zararlarını anlatan bir hikaye paylaşacağım.

Dünya gelişiyor, insanlar değişiyor, nüfus ve talepler artı­yor. Dünyadaki var olan gıdaların kaynakları insanların tüketim hızına yetişemiyor. Bu yüzden bu nüfus artışına kar­şılık biyoteknolojik çalışmalarla verim artışı sağlanmaya, elde edilen ürünlerden daha fazla üretilmeye çalışılıyor. Bugün Amerika, Kanada, Arjantin, Avustralya, Çin ve Güney Afrika başta olmak üzere birçok dünya ülkesinde gen aktarımı yapıl­mış tarım bitkileri (soya, pamuk, mısır) üretiliyor ve ekono­mik nedenlerden dolayı da kullanım alanları her geçen gün artıyor. Peki, nedir bu GDO ve nasıl elde edilir?

Genetiği değiştirilmiş organizma (GDO, GMO), bir orga­nizmadan diğerine DNA aktarımı ya da bir organizmaya ait DNA’nın biyoteknolojik olarak değiştirilmesi anlamına gelir. Genetik bilgiler hücrede DNA ve RNA’da bulunur. Organizmadaki herhangi bir işlev ya da fenotip  özellik genetik değiştirilebilir ya da genetiği değiştirilmiş bir organizmada de­vamlılığı sağlanabilir. Fiziksel, kimyasal veya biyolojik engellErin her biri ya da tamamı için insan ve çevre lehine birçok özel­likler de katılabilir. Örneğin, Antarktika’daki bir balığın soğuğa direnç geni bir çileğe aktarıldığında soğuğa daha dayanıklı bir çilek elde edilmiş olur. Genetik yapısı değiştirilerek mısır kurt­larına karşı toksin üreten bir bakteri genine sahip mısır, patates böceklerine karşı toksin üreten bir gene sahip patates üretebilir ve böylece kaliteli nişasta elde edilebilir.

Gen aktarımı sayesinde besinler daha cazip ve kaliteli hâle getirilebilir ve daha çok ürün alınabilir. Ayrıca bu organiz­malar bazı hastalıklara karşı daha dirençli kılınarak verim ar­tışı yoluyla dünyada açlıkla mücadele edilebilir. Meyvelerin olgunlaşma süreci değiştirilebilir, besin öğeleri zenginleştiri­lebilir, depolama ve raf ömrü uzatılabilir, besinlerin tatları arttırılabilir.

Biyoteknolojik çalışmalar sonucunda hayvanlar da ekono­mik olarak üretime dâhil edilebilir hatta bu doğrultuda deği­şik balık türlerine farklı hastalıklara karşı dayanıklılık genleri aktarılabilmiş, hormon kodlayan genlerin klonlanması sonucu doğurganlık, büyüme hızı bakımından ideal hayvanlar elde edilebilmiştir.

Hekimlikle ilgili alanlarda da GDO’lardan yararlanılabilir. Örneğin, bazı organizmalar; insülin gibi benzeri ürünleri yap­mak ve ağızdan alınan aşılar, antikorlar ve endüstride kulla­nılan enzimler üretmek veya sanayide farklı amaçlı kullanıma yönelik ürünler elde etmek üzere yönlendirilebilir.

Frankeştayn Gıda olarak da nitelenen GDO kendine ait I olmayan, başka bir özelliğe ait ürün üretir. Bu ürün çeşitli hormonlar vb. olabilir. Bu yüzden onu tüketen veya o orga­nizmayla etkileşimde olan canlılara ve çevreye olumsuz etkiler de yayabilir. Örneğin, GDO’lu bir patatesin farelerde zehir özelliği göstererek onların bağışıklık sistemini bozduğu görül­müştür.

Yine benzer şekilde, fındık üzerinden alınan bir gen başka bir ürüne aktarıldığında o ürünün fındığa ait özellikleri üret­meye başladığı gözlenir. Ürünü tüketen kişinin fındığa karşı herhangi bir alerjisi varsa tüketildiği anda o kişi için tehlike arz edecektir. (11 Aralık 2003’te Rusya’da bir grup bilim insa­nı son üç yıl içerisinde alerji belirtisi gösteren hastaların sayı­sında üç kat artış olduğunu ve bunun altında yatan nedenin Genetiği Değişmiş Ürünlerin (GDÜ) tüketimi olabileceğini açıkladılar.

Modern tarım yüzünden çeşitlilik zaten çok azalmış durumdadır. Asya’da mevcut 140 bin çeşitten sadece altısı ekili toprakların %70’ini kaplıyor. Azalan çeşitlerse tama­men GDO tehdidi altındadır; çünkü GDO’ların aktarılmış genleri çevresinde geleneksel yöntemle üretilmiş ürünlere geçebilir. Arılar, kuşlar, böcekler ve rüzgâr gibi tozlaşmayı sağlayan etkenler, GDO’lu polenleri komşu tarlaya taşıyor ve oradaki üründe de genetik değişikliğe yol açıyor. Gen Kaçışı” adı verilen bu bulaşma sonucu yaşamın sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşıyan bitkiler doğal çeşitlilik azalır.

Bir kez gen aktarımı başlatılınca genetiği değişmiş ürünün genetiği değişmemiş ürünlere bulaşması -ileriki nesillere ^ aktarılacağından- önlenemez hâle gelir. Yararlı böcekler yok oluyor. Zararlı böceklere karşı dayanıklı olmalarını sağlamak için bazı bitkilere aktarılan toksin (zehir) karakterli genler, 0 böcekleri yiyen yararlı böcek türlerinin de yok olmasına neden oluyor. Ayrıca yabani ot ilacına dayanıklı genler aktarılmış bir ürünün yetiştiği tarlaya ertesi yıl farklı bir ürün ekildiğinde tarlada kalan geçen yılın GDO’lu ürünü yeni ürün için ya­bancı ottur. Ancak eski GDO’lu yabani otlara dayanıklı oldu­ğundan çiftçi için büyük sorun yaratıyor ve yeni ürüne şans tanımıyor, onunla mücadele etmek imkânsızlaşıyor. (Yabancı otlara doğru gen kaçışının kolza* ve pancarda belirginleşme­si Fransa Tarımsal Araştırmalar Ulusal Enstitüsü’nün (INRA) yabani otlara dayanıklı tüm kolza varyetelerini stoktan çıkar­masına neden oldu.)

Ayrıca hayvancılığa da olumsuz etkisi bulunur. Örneğin, süt verimini arttırmak için ineklere genetiği değiştirilmiş ürünler (GDÜ) veriliyor. Bu hayvanların sağlıkları bozuluyor. Meme enfeksiyonları, rahim, sindirim sistemi bozuklukları, yumurta­lık kistleri görülüyor. Gebelik oranı düşüyor. Antibiyotik kul­lanma sıklığı artıyor. Bilim insanları ayrıca iki tür potansiyel tehlikeye dikkati çekiyor; durgun virüslerin yeniden harekete geçmesi ve virüsler arasında yeni bulaşıcı diziler oluşturabile­cek kombinasyonlar.

GDO’lar ekonomik bağımlılık ve canlıların yaşam hakkının  ellerinden alınması ve canlılar üzerinde mülkiyet hakkı ta­nınması açısından önemli tehdit ve riskler taşıyor. GDÜ’lerin ekonomik olarak getirdiği en büyük sakıncalardan biri, bu ürünlerin patent hakkının tüm dünyada birkaç çok uluslu şir­ketin elinde olmasıdır. Bu çalışmaları yapan şirketler en büyük kazançlarını patent bedeli tahsil ederek sağlıyorlar. Çiftçi terminatör genlerle kısırlaştırılan tohumları her yıl yeniden al­mak zorunda kalıyor. Bu da çiftçiyi çok uluslu tohum üreticisi şirketlere bağımlı kılıyor.

Dünyanın önde gelen GDO üreticisi firmalardan tohum alan çiftçilerin ürünlerinin verdiği yeni tohumlan tarlalarına ekme hakları yoktur. Üretici firmalar bu tohumların korsan­lığını yapanların önüne geçmek için komşu ispiyonu gibi en basit yollardan dedektif tutmaya kadar her yola başvuruyorlar. Bugüne kadar yüz çiftçi mahkeme sürecinden kurtulmak için ürünlerini yaktı, üretici firmaya tazminat ödedi ve bazılarının banka hesapları incelemeye alındı.

Dünya üzerinde birçok genetiğiyle oynanmış ürün bulu­nur: Mısır, domates, patates, pirinç, soya, buğday, kabak, bal kabağı, ayçiçeği, yer fıstığı, bazı balık türleri. Bunların dışında çalışmaların devam ettiği ürünler: Muz, ahududu, çilek, küraz, ananas, biber, kavun, karpuz ve kanoladır GDO’lu olma riski taşır; mısır ve soyadan yağ, un, nişasta, glikoz şurubu, sakkaroz*, fruktoz şekeri) içeren gıdalar günlük tüketim maddeleri arasında alır. Örneğin, bisküvi, kraker, pudingler, bitkisel yağlar, b^ mamaları, şekerlemeler, çikolata ve gofretler, hazır çorba  mısır ve soyayı yem olarak tüketen tavuk ve benzeri hayvan­lardan elde edilen gıdalar ve pamuk GDO’lu olma riski taşı­yanların başında gelir.

GDO’lu tohum yasaklanmış olsa da bu tip ürünlerin itha­latının kontrolü yok ve girişler sadece beyana dayalıdır. Gen aktarılmış ürün yetiştiriciliği yasak; bakanlık, kontrollü olarak bazı sahalarda GDO’lu bitki yetiştiriciliği yapıyor. Türkiye’de GDO içeren ürünlerin satılma riski çok yüksek; çünkü bu ko­nuda yasal düzenleme yoktur. Riski en yüksek olan ürünler içeriğinde mısır ve soyadan elde edilen yan ürünleri içerenler­dir; çünkü Türkiye mısır ve soya ithalatının büyük bölümü­nü en büyük GDO’lu mısır ve soya üreticileri olan ABD ve Arjantin’den alıyor.

Ürünleri dış görünüşünden anlamaya imkân yoktur. Bu ne­denle riski azaltmak gerekir. Yukarıda sayılan GDO’lu ürünleri iyice okuyalım, böylece risk gruplarını tespit edebiliriz Orga­nik ürünler yemeye özen gösterelim. Bu ürünlerin üretimin­de ekolojik sertifikalı tohumluk kullanılır. Her organik veya ekolojik denen ürüne itibar etmeyelim. Mutlaka sertifikasını görmek isteyelim. Alışveriş yaptığımız marketlerde organik ürün talep edelim. Gıdaları mevsiminde tüketelim. Mevsimidışında yetiştirilen sebze ve meyveler için doğal  yöntemler kullanılır . Seralarda çok fazla tarım ilacı kullanım, da unutmayalım edalarımızı yerel olanlardan seçelim. ABD veya Arjantin gibi dünyada en çok GDO üreten ülkelerden gelen ürünlerin GDO lu olma riski yüksektir. Ülkemizde üretilen ve kaynağı­nı bildiğimiz ürünler tüketerek yerel çeşitlerin korunmasına katkıda bulunalım. Ayrıca dünyanın farklı bölgelerinden gelen ürünlerin ulaştırılması için harcanan yakıtın yarattığı kirliliği unutmayalım.

Bizler artık doğallıktan yoksunuz ve yoksun olmaya da de­vam edeceğiz. İnsanlardaki tüketim çılgınlığı artmaya devam ettiği sürece ihtiyaçları karşılama adına bu girişimler devam edecektir. Özellikle 20. yüzyıldan itibaren yetişen neslin hangi meyvenin hangi mevsimde yetiştiğinden haberi yoktur. Hangi sebzenin asıl mevsimi kıştır, bilmez. Hepimiz doğallıktan çıkıp yapaylığa doğru ilerliyoruz. Sağlıklı beslenme adına gelişimi­miz hep eksi yönde ilerliyor.