Ana sayfa Köşe Yazarlarımız DNA’da şifreleme nasıl yapılır?

DNA’da şifreleme nasıl yapılır?

77
0

Bugün size canlıların fiziksel ve kimyasal özelliklerini bünyesinde barındıran DNA’da şifrelemenin nasıl yapıldığını anlatan bir yazı paylaşacağım.

İnsan fizyolojisi, oldukça sistematik ve kusursuz bir şekil­de tasarlanmıştır. Çok düzenli bir şekilde işleyen sistemde, çok çeşitli maddelerden oluşan her yapının bir görevi var­dır ve bu yapılar görevlerini kusursuz olarak yerine getirirler. Ancak insanların çoğunluğu bunun idrakinde olmadığı için bedenlerine gereken saygıyı göstermezler. Oysa bu muhte­şem sistemin nasıl çalıştığı adım adım öğrenilse her şeyin başının gerçekten de sağlık olduğu daha iyi kavranılacaktır.

Bu fizyolojik yapı  her organizmada aynı şekilde derken organizmalar arasındaki çeşitliliği DNA denilen yapı mey­dana getirmektedir. Bilim dünyasındaki açılımı Deobiribo Nükleik Asit olan DNA, bir nevi canlıların kimlik kartını oluşturmaktadır. Canlıların fiziksel ve kimyasal özelliklerini bünyesinde barındıran DNA, bu bilgileri kendi zincirinde bulundurur. Bu zincir ise hücrenin içerisinde yer alan ve çekirdek adı verilen bir organelin içerisindedir. Bir insanda yaklaşık olarak 70 ila 100 trilyon arasında hücre bulunmak­tadır. Ve bu hücrelerinin her birinin içerisinde DNA mole­külü ayrı ayrı yer almaktadır. Yalnız insan vücudundaki her hücrenin farklı bir fonksiyonu vardır. Buradaki en dikkat çekici noktaysa her hücrc bulunduğu yapı gereği farklı bir fonksiyona sahipken bu hücrelerdeki DNA’lar aynıdır fakat hücreler birbirinden farklıdır.

Hücrelerdeki farklılığı meydana getiren şeyse DNA mole­külünün üzerinde yer alan ve Histon adı verilen moleküller­dir. Histon molekülleri, DNA’nın bazı bölgeleri hariç, DNA molekülünün üzerini kaplar. Bu kaplama işlemi, hücrenin yer aldığı fonksiyona göre değişmektedir. Örneğin, işitme organında yer alan hücrelerdeki DNA’ların, yalnızca işitmey­le ilgili kısımları açıktır; diğer kısımlar, histoniar tarafından kapatılmaktadır. Bu durum, bütün vücut hücreleri açısından geçerlidir. Histoniar, sadece hücre fonksiyonunun olduğu yeri açık tutarlar, işte tam da bu noktada, insan vücudunun kusursuz yapısı çok açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Çünkü DNA’ların hepsi histonlar tarafından kapatılsaydı, hüC- Jer hiçbir fonksiyona sahip olamazdı. DNA’ların kendini hatasız bir şekilde kopyalama özelliği, hücrelerin görevlerini doğru bir şekilde yapmalarını sağlamaktadır.

DNA’nın yapısı incelendiğinde, DNA çift zincirli bir hâlde bulunur. İp merdivene benzeyen bu çift zincirli yapı, dönüm yapma özelliğine sahiptir. Bu yapının adıysa heliks yapıdır. Bu zincirde bir adet omurga bulunmaktadır. Bu omurganın içerisinde adı, Adenin, Guanin, Sitozin ve Timin olan bazı bazlar sıralı olarak yerleşmiştir. DNA zinciri, insan hücresinde yaklaşık 1 metreyi bulabilmektedir. DNA zinci­rindeki omurgaya sıralanmış olan bazların kâğıda dökülme işlemi, oldukça karmaşık bir yapıdadır. Sadece bir hücredeki bazlar, tam tamına bir kütüphane dolusu bilgiyi bünyesinde barındırır. Bu durum, akıl sınırlarını oldukça zorlayıcı bir durumdur.

DNA’ya özel olan heliks yapı, bütün canlılarda aynı şe­kilde bulunur. Canlılar arasındaki farkı ise heliks yapıda bulunan omurgada sıralanmış olan bazların dizilimi belirler çünkü bu, her canlıda farklı yapıda bulunmaktadır. DNA yapısındaki sıralama o kadar özel ve hassastır ki bu sırada­ki ufacık bir bozulma, hasar ya da değişiklik, canlının sakat ya da ölü doğmasına yol açmaktadır. Çocuklardaki Down Sendromu ve Anemi hastalıkları, DNA zincirindeki bozul­madan kaynaklanan hastalıklardır.

Bugün dünyanın dört bir yanında bilim insanları başta insan olmak üzere pek çok canlının genetik şifresini çözmek için çalışmaktadır. Bunu başardıklarındaysa pek çok hastalı­ğın tedavisi kolaylaşacak hatta insan ömrünü uzatabilecekler. İnsanın biyolojik yapısının sırlarını ortaya koyan gen sıra­lamasının, öncelikle kalp hastalıkları, kanser, sinir sistemi bozuklukları, enfeksiyonlar ve çevresel etkenlerin yol açtığı hastalıklarla mücadelede kullanılacağı belirtilmektedir. Gen haritasıyla ilgili yapılan son araştırmalar, tıp dünyasının bu­güne kadar insanın biyolojik yapısıyla ilgili çok az bilgiye sa­hip olduğunu da ortaya koymuştur.