Ana sayfa IŞIĞIN GÖR DEDİĞİ Peri bacaları efsanesi nasıl doğmuştur?

Peri bacaları efsanesi nasıl doğmuştur?

146
0

Bugün size Kapadokya bölgesinde yer alan Peri bacaları efsanesinin nasıl doğduğunu anlatan bir yazı paylaşacağım.

Efsanelerden birine göre, zamanın birinde dünyada başları yüksek dağlara denk olan korkunç devler ya­şarmış. İnsanlar bu devlerden çok korkar ve onları kızdır­mamaya dikkat edermiş. Belli dönemlerde de bu dağların zirvesindeki sunaklarda toplanıp devler hiç kimseye zarar vermesin diye dualar ederlermiş. Yine de bazen bu devler insanlara kızarmış ve kızdıklarında da dağların tepesinden insanların üzerine korkunç gürültülerle ateş dalgalarını gönderirlermiş.

Günlerden bir gün periler padişahının yolu, bu insanların ülkesi olan Kapadokya’ya düşmüş. Periler padişahı insan­lar için çok üzülmüş ve onlara yardım etmeye karar vermiş.

Tüm perileri çağırmış hemen ve onlara, “Eğer biz zalim dev­lerin yaşadığı dağların ateşini söndürebilirsek devler de yerin altına kaçar ve insanları bir daha rahatsız etmezler,” demiş. Binlerce peri ellerindeki kar ve buz tanelerini fokurdayan ateşe atmaya başlamışlar. Hiç durmadan günlerce ateşi kara ve buza boğup söndürmeyi başarmışlar. Sonunda devler kor­kup yerin derinliklerine kaçıp saklanmak zorunda kalmışlar.

İnsanlar, perilerin bu zaferini büyük sevinçle karşılamış­lar, günler geceler boyunca şenlikler düzenleyip bu zaferi kutlamışlar. Böylece milattan çok önceleri insanlarla periler arasında çok sıkı bir dostluk oluşmuş ve bu dostluk uzun yıllar devam etmiş. İnsanlar kayalara oydukları mağaralarda, periler de sivri kayalıların üzerlerindeki küçük odacıklarda yaşamaya başlamışlar. Bu nedenle bu oluşumlara peri bacası adı verilmiş.

Peri bacaları konik gövdelidir ve tepe kısımlarında bir kaya bloğu bulunmaktadır. Çapları ise bir ila 15 m. arasında de­ğişmektedir. Bir metreden küçük olan ve 15 metreden büyük olan oluşumlar, peri bacası olarak değerlendirilmemektedir. Peki, bu oluşumlar nasıl meydana gelmiştir? İşte bu soruyla devreye bilim girmektedir.

Yapılan araştırmalar, Kapadokya bölgesinin bundan mil­yonlarca yıl önce bir iç deniz olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bölgenin güneyinde yapılan arkeolojik kazılarda ilkel deniz canlılarına ait fosillerin bulunması bu tezi doğrulamıştır. Yerkabuğunun hareketlenmesiyle birlikte dünyamızın merkezindeki magma tabakasında bulanan sıcak lav. yerkabu­ğunda oluşan derin çatlaklardan çıkış yolları bularak Erciye Hasan Dağı ve Güllüdağ yanardağlarından yeryüzüne püskürünce denizi kurutup doldurmaya başlamıştır. Peri bacala­rının oluşmasındaki en birinci etken, lavların çukur bir böl­gede birikmiş olmasıdır. Yoksa her lav püsküren yerde peri bacası oluşmaz.

Milyonlarca yıl boyunca lav püskürmesi, püsküren lavın soğuyarak sertleşmesi, sonra bu sertleşen katmanın üzerine tekrar lav püskürmesi şeklinde devam eden bu döngü, ya­nardağlar sönüp faaliyetlerini durdurana kadar devam etmiş­tir. Yani bu lav tabakaları tek seferde değil, birçok defa lav püskürmesi ve soğuması neticesinde oluşmuştur. Dünyanın merkezinden gelen sıcak ve akışkan lavların sertleşmesiyle de bölgedeki kayaç yapılar meydana gelmiştir. Ancak her ne ka­dar sertleşmiş olsa da aslında basit bir tornavidayla oyulabilecek kadar da yum uşaktır.

Yanardağlar söndükten sonra devreye akarsular girmiştir. Sertleşmiş lavın üzerinden akan akarsular kayayı aşındırarak derin vadiler oluşmasına neden olmuştur. Bu derin vadilerin yamaç kısımları değişik yönlerden esen rüzgârın aşındırma­sı nedeniyle dalgalı bir görünüm kazanmıştır. Bu yapı, peri bacası oluşumunun birinci evresidir. Devreye rüzgârın aşın­dırması da girince bazı bölümler ana parçadan ayrılarak bil­diğimiz peri bacası görünümüne kavuşmuşlardır.

özellikle lav katmanlarının bulunduğu bölgede yaygın olan şapkalı peri bacalarının oluşumu ise şöyle gelişmiştir Bunların şapka görünümlü üst katman, daha sert ve ağırken, alt katman, daha yumuşaktır. Şapka kısmında bulunan ağır katman aşağı doğru baskı yaparak alttaki hafif katmanın sertleşmesine neden olduğundan kayanın altında kalan kı­sım, rüzgâr aşındırmasına daha dirençlidir. Rüzgârın gücü, büyük kaya parçalarının aşınarak yok olmasına neden olur ama taşın ağırlığıyla sertleşen bölüm yok olmadığı için bu şekiller oluşur. Aşındırma yavaş da olsa devam ettiğinden bir gün bu şapka bölümü düşecek ve baskıdan kurtulan kı­sım kolayca aşınacağından yaşlı peri bacaları yok olacaktır ancak başka yerlerde başka peri bacaları oluşmaya devanı edecektir. Tabii bu işlemin çok uzun yıllar sürdüğünü de unutmamak gerekir.

Peri bacalarıyla birlikte anılan Kapadokya ise başta Nevşe­hir olmak üzere Kırşehir, Niğde, Aksaray ve Kayseri illerine yayılmış, doğayla tarihin bütünleştiği bir bölgedir. İnsanlar bu peri bacalarının içlerine ev, kilise oymuş, bunları freskler­le süsleyerek binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini günümü­ze taşımıştır. İnsan yerleşimlerinin Paleolitik döneme kadar uzandığı Kapadokya’nın yazılı tarihi Hititlerle başlamıştır. Hititlerin yaşadığı topraklar daha sonraki dönemlerde Hıris­tiyanlığın en önemli merkezlerinden biri olmuştur. Oyulmaya müsait olan peri bacaları, bölgeyi Roma İmparatorluğunun baskısından kaçan Hıristiyanlar için devasa bir sığınak hâline getirmiştir. Tarih boyunca ticaret kolonilerini barındıran ve ülkeler arasında ticari ve sosyal bir köprü kuran Kapadokya, ipek Yolunun da önemli kavşaklarından biri olmuştur.

Binlerce yıl çeşitli etkilerle şekillenen kayalıklar izleyenlere inanılmaz gelmektedir. Dünyanın birkaç bölgesinde de gö­rülen peri bacaları, hiçbir yerde Kapadokya’da olduğu kadar yoğun bir şekilde bulunmamaktadır, bu yüzden dünyanın yedi harikasından biri olarak bilinir. Ülkemizde Erzurum’un Narman ilçesinde bulunan jeolojik oluşumlar da peri bacala­rı olarak adlandırılmaktadır.