Ana sayfa Köşe Yazarlarımız Arılar nasıl haberleşir?

Arılar nasıl haberleşir?

103
0

Bugün size arıların nasıl haberleştiğini anlatan bir yazı paylaşacağım.

Yaz günlerinin başlıca keyiflerinden biri de balkon ya da [ bahçede kahvaltı yapmaktır. Sofradaki reçel, bal tabakları tek tük arıların ziyaretine uğrar. Ancak kahvaltı sefası sürdükçe ziyaretçi arıların sayısı da bazı insanlar için kâbusa dönüşecek kadar artmaya başlar. Çünkü yiyecek bulmak için uzaklara gidip geniş alanları taramak zorunda kalan arılar, yeni bir be­sin kaynağı bulduğunda koloninin diğer üyelerine haber ver­mek üzere hemen kovana geri dönerler ve kısa bir süre sonra koloninin diğer üyeleri besin kaynağının etrafında uçmaya başlar. Peki, arılar nasıl haberleşirler, hiç merak ettiniz mi?

Arıların insan gözünden uzak, kapalı bir ortamda süren koloni yaşamı, her zaman gizemli ve sihirli bir dünya olarak düşünülmüş ve bilim dünyasının dikkatini çekmiştir. Bal arılan toplumsal hayat yaşayan hayvanlardır. Toplumsal varlığım vazgeçilmez temel ihtiyacı da etkili bir haberleşmedir. Ancak arılar haberleri insanlardaki gibi zekâ, akıl veya farkına var­ma yoluyla kavrayıp anlayamazlar; üstelik sağırdırlar. Buna rağmen yiyecek kaynağının yerini koloninin diğer üyelerine hiç şaşırmadan bulacakları şekilde tarif edebilecek donanım­la yaratılmışlardır.

Bal arılarının insandan sonra doğadaki ikinci en karmaşık iletişim sisteme sahip olduğunu Kari von Frisch kanıtlarıyla birlikte ortaya koyunca dilbilimciler şaşkınlığa uğramıştır. Frish, Arı Dansı: Sembolik Dil adını verdiği bu çalışmasıyla 1973 yılında Nobel Ödülünü kazanmıştır. Teoriye göre arı­lar, bilgilerini danslarıyla yani hayvanlar âleminde eşi olma­yan bir sembolik dille aktarmaktadırlar.

Arılar ritmik hareketlerle bazı kimyasal uyarılar, ses, do­kunma ve elektriksel sinyaller kullanarak haberleşirler. Bu­nun yöntemiyse kaynağın yönünü, mesafesini ve ne oldu­ğunu anlatan bir hareket biçimi olan arı dansıdır. Danslar kovanda, petek üzerindeki dans pisti adı verilen özel bir böl­gede yapılır. Genellikle girişe yakındır ancak hava soğudu­ğunda kovanın içine doğru kayar ve kovanda çok miktarda iş olduğundaysa girişe yaklaşır. Arılar bu pistte iki farklı dans yaparlar; dairesel dans ve karın (kuyruk) titretme dansı.

Dairesel dans, kovanın yakınındaki besin kaynağını gös­termek için yapılır. Bu dans, fazla bilgi sağlamaz ancak uya­rıcı bir sinyalden daha fazla bilgi taşır. Peteğin üstünde bir için yapılır. Bu dans şeklinde arı, kısa bir mesafede uçtuktan sonra yine ilk olarak sağa dönüp bir yanım daire çizer ve aynı, çizgi üzerinden geçerek bu sefer sola doğru bir yanım daire çizer; bu hareketleri yaparken de karnını devamlı titretir ya da sallar. Uzaklığın bildirimi, karın titretmesinin yanı sıra çemberlerin oluşturulma hızıyla da orantılıdır.

Arının kovana dönüşü, en kestirme yoldan olur. Dönüş yolculuğuna çıktığı nokta, ilk vardığı yerden ne kadar farklı olursa olsun bal arısı, o noktayla kovan arasındaki en kısa yolu, düz bir uçuş hattı hâlinde belirler. O hattı izleyerek evine döner. Buna arı hattı denir. Gerek arı hattının belir­lenmesinde, gerekse çiçek tarlası gibi diğer hedefleri bulma ve tarif etme konusunda bal arısının, iki önemli veri kay­nağı vardır: Yeryüzünün manyetik çekim alanı ve Güneş’in konumu. Arı, Güneş ışığını polarize edebilme yeteneğiyle Güneş’in konumunu saptar. Yola çıkarken pusulası kanun­dadır çünkü bu bölgesinde gezegenimizin manyetik alanına duyarlı partiküller vardır; gerekli bilgileri, sinirler aracılığıyla o minicik beyne ulaştırır ve arıya yönünü bildirir. Çevredeki belirgin işaretleri kullanmaları ve koku alma yetenekleri de yön bulmalarında önemli faktörlerdir.

Kovanın çok yakınındaki besinler, işçi arının üzerinde bu­lunur. Bu besin kokusu, arkadaşlarına koklatılır. Ancak işçi arı, uzaktan gelmişse bu koku kaybolur. Bu durumda işçi arij uzaktan getirdiği nektardan bir miktar kusarak kovan arka­daşlarına koklatır. Doğal olarak bu koku, antenlerle alınır. Her bitkinin kendine özgü kokusu vardır. Arılar, bu koku­ları, birbirinden ayırma yeteneklerine sahiptir. Örneğin, bir bahçedeki 700 tür bitkiden, herhangi birisinin kokusunu hemen tanırlar.

Diğer bir koku bildirme işlemi ise başka bir amaç için yapılır. Toplayıcı arı, besini tamamen emdiğinde, besin kay­nağına özel bir koku bulaştırır. Bu koku, Melisa çiçeğinin kokusuna benzer. İnsanlar tarafından da kolaylıkla algılana­bilir. Arılar ise kendi kovan arkadaşlarının kokularına fazla­sıyla hassastırlar. Çok uzaklardan bu kokuyu duyabilirler. Bal arılarının çiçekleri kokularıyla işaretlemeleri sayesinde diğer arılar, bu çiçeğin nektarının daha önce başka anlarca tüketil­diğini hemen anlar ve o çiçeği terk ederler. Bu sayede vakit ve enerji kaybetmezler.

Arılar kendi kovanlarının yerini de mükemmel bir şe­kilde tespit ederler. Eski yerinden uzak olan ve daha önce hiç gitmedikleri bir yere getirildiklerinde, kovandan çıkan arılar hemen uçup gitmezler. Kovanın yerini tespit ve tanı­mak amacıyla kovanın önünde ve üzerinde çok yavaş uçarlar. Özellikle kovanın önünü ve uçuş deliğini belirlemek için ko­vanın önünde uzun süre dolaşırlar, hatta havada sabit kalarak uçarlar. Daha sonra çevreyi tanımak ve geri dönüşü sağlamak için gittikleri yerin âdeta fotoğrafını çekerler. Kovanın yerini bulmada, kovanın ve kendi ana ansının kokusu da önemli rol oynamaktadır.

Arıların bir ilginç özelliğiyse kanat çırparak gövdelerinde yarattıkları elektromanyetik alandır. İnsanların halıya sür­tündüklerinde oluşturdukları yük gibi, arılar da kanatlarım dakikada ortalama 12.000 kez çırparak kanat çevresinden vücutlarına uzanan bir elektromanyetik alan oluştururlar. Arıları n vücutlarını çeviren kabuksu yapı mumsu bir özelliğe sahip olduğundan elektriği iletmez. Ve bu özellikleri saye­sinde arılar bir nesneye konduğunda bile vücutlarındaki yük dağılmadan kalır. Örneğin, çiçeğin üzerindeki polenler mık­natıslanarak arıların bacaklarına yapışır.

İşte dünyadaki bilim ve teknoloji yapısını tam anlamıyla ‘kökünden değiştirebilecek birçok ‘kullanılan ve kullanılma­yan deneye/buluşa imza atan Nicola Tesla, arıların bu elekt­romanyetik alanı iletişim kurarken de kullanabileceklerini iddia etmiştir. Ve yapılan araştırmalar sonucunda, arıların, kanatlarının birbirine ve vücutlarına değerek sürtünmesin­den doğan elektrik alanını kullanarak iletişim kurdukları gözlenmiştir. Teoriyi güçlü kılansa; arıların vücutlarında olu­şan elektrik alanlarının, antenleri kıpırdatarak beyinlerinde anlamlı sinyaller oluşturduğuna dair bulunan kanıtlardır.