Ana sayfa Köşe Yazarlarımız Hint-Avrupa kökenli olan halk: Çingeneler

Hint-Avrupa kökenli olan halk: Çingeneler

152
0

Çingeneler veya kendilerine verdikleri isimle Roman­lar hakkında tüm merak ettikleriniz bu yazıda!

Çingeneler, Hindistan’ın Pencap-Sind nehir havzası boyun­ca Pakistan ve Afganistan’ın da içinde bulunduğu bölgeler­den M.S. 1050 civarında İran ve Anadolu üzerinden dün­yaya yayılmış Hint-Avrupa kökenli halkın adıdır. Yörelere göre çeşitli şekillerde adlandırılmalarına rağmen Türkiye’de­ki Çingenelerin büyük çoğunluğunun Çingeneliği kabul etmediğine ve ‘Çingene’ ithamını reddettiklerine de tanık olunmuştur. Bunun genel nedeni, onların gittikleri her yerde horlanmaları, dışlanmaları ve aşağılanıyor olmalarıdır.

Roman kelimesi, Roman dilinde rom ‘koca’ kelimesiyle ilişkilendirilir ve Sanskritçe’deki rama, ramana kelimeleriyle aynı anlama gelmektedir. Türkçe’de Roman halkanı tanım­lamak için kullanılan Çingene kelimesi ise Yunanca ntnga- nos kelimesinden ödünç alınmıştır. Kelimenin kökeni Eski Yunanca’da ‘Mısırlı’ anlamındadır. Eski Yunanlılar, Roman halkının Mısır kökenli olduğuna inandığından bu tanımı kullanmaktaydı. Batı dillerinde kullanılan gypsy terimi bu kelimeden gelişmiştir. İlginç bir benzerlik olarak Osmanlı ve Anadolu Türkçesi’nde Çingeneleri tanımlamak için kullanı­lan diğer bir terim olan Kıpti’nin Mısır halklarından birisi­nin adı olmasıdır.

Romanların vatanlarını neden terk etmek zorunda kaldık­ları bugün bile yanıtsız kalmaktaysa da tarihçiler üç görüş üzerinde durmaktadır. En yaygın teori, Gazneli Mahmut’un Sindh ve Penjap’ı işgali sırasında 500.000 Hindi esir alınır­ken Romanların da köle olarak topraklarından kırına dairdir. Bir başka olasılığa göreyse en düşük kast u edilen Romanlar. Müslüman fatihlere karşı paralı asker olarak Hintliler tarafından kullanılmıştır ve yenilginin ardından göç etmek zorunda kalmışlardır.

Yarı göçebe, yarı yerleşik bir topluluğun sayımının yapıl- mas. güç olduğu için Romanların kesin nüfusu bilinmemek­tedir. İlk kez 1505’tc İrlanda’da, 1514’te de İngiltere’de nüfus kayıtlarına geçirildiler. Aynı tarihlerde, Avrupa’nın birçok ülkesinde gezgin çalgıcı ve falcılardan oluşan bazı göçebe toplulukların kayıtlarına rastlanır. Günümüzde Romanlar dünyanın dört bir yanına dağılmış olarak yaşarlar. Büyük bölümü Avrupa’nın güney kesiminde toplanmıştır. On do­kuzuncu yüzyılın sonlarına doğru Kuzey Amerika’ya da göç etmişlerdir. Yaşadıkları her ülkede değişik adlarla anılırlar.

Romanların büyük bölümü gelenek, göreneklerini ve topluluklarının yönetim biçimlerini korumuştur. İlk olarak 19. yüzyılda Avrupa’da, sayıları 10-100 aile arasında değişen Roman toplulukları şefler seçmeye başladı. Roman sözcüğü yerleşik düzeni olmayan göçebe insanları çağrıştırır. Ancak günümüzde göçebe Romanların sayıları gün geçtikçe azal­maktadır. Bazıları kendi istekleriyle göçebeliği bırakmış, ya­şadıklar. ülkenin yaşam biçimini benimsemişlerdir. Nisan 1971’de, Romanların sorunlarını tartışmak üzere Londra yakınlarında ilk Uluslararası Roman Kongresi toplanmıştır

1990 yılından itibaren bu kongreye atfen her yıl 8 Nisan Dünya Romanlar Günü olarak kutlanmaktadır.

Romanlar geçmişte göçebe olarak yaşarlardı. Kadınlar falcılık yapar, dilenir ya da dans ederdi. Erkekler ise çalgı çalar, hayvan ticareti, hayvan eğiticiliği gibi işlerle uğraşırlardı. Geçmişte atlarla çekilen arabalarla yapılan göçlerde artık kamyon ya da karavanlar kullanılmaktadır. Eski uğraşlarının yerini ise mey­ve toplama, asfalt dökme, kullanılmış araba ticareti, sirklerde hayvan bakıcılığı ya da eğiticiliği, hurda maden ve antika eşya alım satımı gibi işler almış olmakla birlikte özellikle Türkiye de ve diğer birçok dünya ülkesinde yerleşik hayata geçmiş olanlar diğer meslek dallarıyla ilgilenmiş olup başka türlü meslekler de edinmişlerdir. Bazı ünlü İspanyol gitaristler ve Flamenko dansçıları Roman ya da yan Romandırlar. Romanca’nın yazılı bir dil olmayışı yüzünden edebiyat yapıdan yoktur.

Romanların göçebe yaşam tarzı yerleşik toplumlarınkinden çok farklıdır. Bu yüzden çoğu zaman, yerel halk tarafın­dan hırsızlık, büyücülük, çocuk kaçırma gibi eylemlerle suç­lanmışlardır. 1554’te İngiltere’de Çingene olduğu söylenen herhangi bir kişinin asılması işten bile değildi. Hemen hiçbir yerde istenmeyen Romanlar, birçok ülkeden sürülmelerine rağmen bir süre sonra bu ülkelere geri dönmeyi başarırlardı.

Osmanlı İmparatorluğunda da Rumeli topraklarında ya­şayan Romanlar, ayrı yönetim sayılmışlardı. Kırklareli mer­kez var sayılarak (Vize sancak bejinden bağımsız ve ancak yine Vize’de oturmakta olan) Yörük ve Tatarlarından sorum­lu bir paşaya bağlanıp ‘Çingene Sancağı’ olarak adlandırılan bu yönetim biriminde, Romanların yönetsel, mali ve askeri işleri düzenlenirdi. Ancak Osmanlı Çingeneleri Müslüman olmalarına rağmen cinayet, vatana ihanet gibi davalarda mahkûm oldukları takdirde, Müslümanlar gibi asılarak de­ğil, gayrimüslimler gibi kafaları kesilerek cezalandırılırdı.

İkinci Dünya Savaşı’nda Yahudiler gibi Romanlar da Al­manlar tarafından büyük bir kıyıma uğratıldılar. 200.000 -800.000 arasında Roman, çoluk çocuk aşağı ırktan olduk­ları gerekçesiyle Macaristan, Polonya ve Çekoslovakya’da- ki Nazi kamplarında yok edilmiş, bu katliam Roman halkı tarafından porajmos (parçalanmak) olarak adlandırılmıştır. Günümüzde de Romanlar yaşadıkları bütün ülkelerde hâlâ ayrımcılığa tabi tutulmaktadır. Bu yüzden de birçok ünlü, Roman kimliğini gizlemek durumunda kalmıştır.