Ana sayfa Köşe Yazarlarımız Gelinlikler neden beyazdır?

Gelinlikler neden beyazdır?

119
0

Çoğu genç kızın rüyasıdır gelinlik giymek. Gelinliğin model seçimi ise apayrı bir telaş ve heyecandır. En özel gecelerinde bir kuğu zarafetiyle süzülürken tüm gözlerin üzerlerinde olmasını isterler. Mutluluğu, sevinci ve sonsuz beraberliği simgeleyen gelinliklerin rengi ise illa ki beyazdır. Peki, neden beyazdır, hiç düşündünüz mü?

Gelinliğin hikâyesi eski Mısır’a kadar uzanmaktadır. Yak­laşık dört bin yıl önce, eski Mısır’da gelinler, üzerlerine kat kat pileli beyaz renkte keten kumaştan dikilen elbiseler giyerlerdi. Eski Yunanda beyaz kutlamayı temsil ettiği için mutlulukla­rının simgesi olarak düğünlerinde beyaz kumaştan yapılmış kıyafetlere bürünürlerdi. Eski Roma’da evlilik ve doğum tan­rısına ithafen gelinlere beyaz kaftan hazırlanırdı ama gelinliklerinin rengi genelde sarıydı. İlk duvaklara da bu dönemde rastlanır. Eski Roma’da evli kadınlar, evli ve bekâr kadınların ayırt edilebilmesi için peçeyle yüzlerini örterdi. Evliliğe ilk adımını atacak olan genç kızlar da giydikleri sarı renkli gelin­likle birlikte ilk kez aynı renkte bir gelinlik peçesi takarlardı.

Orta Çağ’daki düğünler iki insan arasında yapılan birlik­telik yemininden daha fazlasını içerirdi. Daha çok iki aile arasındaki bağı, bir iş ortaklığını ya da iki ülke arasındaki anlaşmayı temsil ederdi. Birçok düğün, özellikle soylular ve yüksek sosyal sınıflar arasında, sevgi temelli olmaktan çok politik nedenlerle gerçekleşirdi. Gelinlerden, sadece kendi güzelliklerini sergilemeleri için değil, ailelerini en iyi temsil edecek şekilde giyinmeleri beklenirdi. Üst sınıflardan olan genç kızlar, gelinliklerinde pahalı kumaşlar ve iddialı renkler kullanırdı. Böyle gelinlerin çarpıcı renkler, kat kat kürkler, kadife ve saten giymesine çok sık rastlanırdı. Daha düşük sosyal sınıflara mensup olanlar, ellerinden geldiği kadar bu şıklıkları taklit etmeye çalışırlardı.

Gelinlikte renk olarak beyazın kullanılması 16. yüzyılda yaygınlaşmıştır. Tarihsel kayıtlara göre bir düğünde beyaz kı­yafet giyen ilk gelin, 1499 yılında XII. Lois’le evlenen İngil­tereli Anne’dir. Günümüzdeki gelinlik modelleri ise temelini, Kraliçe Victoria’nın Prens Albert’le evlenirken giydiği, tama­men beyaz saten kumaştan oluşmuş, 5,5 metre kuyruğu olan gösterişli gelinliğinden almaktadır. Kraliçe Victoria, beyaz bir gece elbisesiyle bu geleneğin bilinen öncüsü olmuştur. Kraliçenin döneminde, kraliyet ailesi gelinlerinin g^ renginde gelinlik giymeleri bir gelenekti ama o, bu g^J ten farklı olarak, düğününde kendi beğenisine uygun  bir gece kıyafeti giymekte ısrar etmiş ve İngiliz halkın, bir melek gibi görünümüyle büyülemişti. Bu düğünden sonra İngiliz ve Fransız sanatçılarla yazarlar, gelinlikte beyaz rengin masumiyetin ve saflığın simgesi olduğu konusunu işlemeye başladılar. Ayrıca o dönem ahlakına göre bekâret evliliğin vazgeçilmez koşulu olduğundan beyaz gelinlik halk tarafın­dan da benimsendi. Kiliselerde evlenen fakir kesimden in­sanlar gelinlik giyemeseler de o güne özel giydikleri en güzel kıyafetlerinin özellikle beyaz olmasına özen gösterdiler.

Batılı toplumlardan neredeyse dünya geneline yayılan be­yaz gelinlik geleneği öncesinde her toplumun kültürü ve di­nine göre gelinliklerin renkleri aslında değişiklik göstermiş­tir. Örneğin, Japon geleneklerine göre beyaz matem rengi ol­duğu ve genellikle cenazelerde kullanıldığı için gelinler beyaz rengi tercih etmez ve rengârenk, işlemeli, geleneksel düğün kıyafetleri giyerlerdi. Doğu kültürünün iki büyük temsilcisi, Çin ve Hindistan’da ise geçmiş dönemlerde evlilik kıyafeti olarak kırmızı renkli uzun giysiler kullanılmıştır. Türklerin geleneksel gelinliklerin rengi de kırmızıydı. Bu geleneksel düğün kıyafeti günümüzde genelde kına gecelerinde genç kızlar tarafından giyilmektedir.

Görüldüğü üzere beyaz gelinliklerin ilk mekânları saray­lardı. Hayatın gelenekler ve efsanelerle birlikte daha yoğun yaşandığı saraylardan doğan beyaz gelinlikler, zamanla bir­çok kadın tarafından farklı bir tarz, farklı bir duruş olarak al­gılamıştır. Böylece beyaz gelinlikler, özellikle 1800’lü yılların ortalarından itibaren İngiltere saraylarından Osmanlı saray­larına kadar hızla yaygınlaşmış ve zamanla farklı kültürleri de etkisi altına almıştır