Ana sayfa Köşe Yazarlarımız Liderlik

Liderlik

211
0

Bugün size lider olmanın beraberinde getirdiği zorlukları anlatan bir hikaye paylaşacağım.

Üniversitemin öğrenci birliği başkanlığına seçildi­ğimde benim için yeni bir dönemin başladığının farkındaydım. Yetkililer, seçimin ardından en iyi seçim kam­panyasının benimki olduğunu söyleyip beni tebrik etmişlerdi.

Başkan seçilmemin ise farklı bir hikâyesi var. Başkanlıktan önce okulun basketbol takımında oynuyordum, hatta takı­mın kaptanlığını yapıyordum. Ders aralarında bile basketbol oynar, takıma yeni oyuncular bulmak için bizi izleyen öğren­cileri dikkatle süzerdik. Bir gün yine aramızda maç yaparken topu bilerek dışarı, bir çocuğa doğru attım. Refleksleri oldukça iyiydi, topu hemen yakaladı. Bunun üzerine yanına gidip kulübe üye olup olmak istemediğini sordum. Bu şekil­de kulübe yeni üyeler kazanmaya başlamıştık.

Bir gün kulüp toplantısı yaparken yeni üyelerden biri farklı bir şey yapıp kamp kurmayı ve tırmanış yapmayı teklif edince bu fikre hepimiz bayılmıştık. Katılmak isteyenlerin isimlerini yazıp gerekli malzemeleri almak için ders çıkışında büyük bir mağazaya gitmiştik. Planlarımıza göre hafta sonla­rı kamp ve tırmanış için ideal olacaktı.

Yeni bir şey yapacak olmanın verdiği hevesle, kararı aldı­ğımız haftanın sonunda kendimizi en yakın kamp alanında bulduk. Yirmi kişiydik ve herkes hâlinden memnundu. Bir gece kamp ateşinin başında otururken öğrencilerden bazıla­rının yaklaşmakta olan öğrenci birliği başkanı seçimlerinden konuştuğunu duydum. Çok geçmeden herkes aynı şeyi ko­nuşmaya başlamıştı. En yakın arkadaşlarımdan biri olan Jacob, benim de aday olmam gerektiğini söyleyince birkaç kişi daha ona katıldığını söyledi. Bu benim için beklenmedik bir şeydi ama düşünebilirdim, daha vaktim vardı.

Haftalar haftaları kovalarken bizim kamp ve tırmanış et­kinliğimizi duyan diğer öğrenciler de bize katılmak istedik­lerini söyleyerek yanıma gelmeye başlamışlardı. Karar aldı­ğımız günün üzerinden iki ay geçtiğinde, kamp ve tırmanış grubumuz da yüz kişiye ulaşmak üzereydi.

Seçim de yaklaşıyordu ve ben aday olmaya karar ver­miştim. Hem basketbol kulübündekiler hem de kamp ve yürüyüş grubundakiler beni çok seviyordu. Onlar da arka­daşlarına beni anlatıp duruyordu. O yüzden kazanabilece­ğimi düşünüyordum. Kampanya olarak da okuldaki sportif ve kültürel faaliyetler üzerinde çalışıyordum. Derken seçim günü geldi ve kendi senemin öğrenci birliği başkanı seçildim.

Başkan olmak, beraberinde pek çok sorumluluğu da getiriyor­du. Düzenlenecek yüzlerce organizasyon, yapılması gereken binerce kâğıt işi ve okunacak öğrenci mektupları vardı. Bunlar belli başlı işlerimdi. Bu işlerin dışında yaptığım daha bir sürü şey vardı. Sınavlarından geçmem gereken dersler, başında durmam gereken bir basketbol takımım ve görüşmem gereken arkadaşlarım da vardı.

Başkanlıkla birlikte omuzlarıma binen yükü taşımakta zorlanmaya başladığım bir dönem, basketbol takımının kap­tanlığını Jacob’a devrettim. Kamp ve tırmanma etkinlikleri­ne de işim olmadıkça katılmaya çalıştım. Ancak tüm çabala­rıma rağmen günden güne yalnızlaştığımı, herkesin benden uzaklaştığını fark etmeye başlamıştım. Arkadaşlarım, sürekli ne kadar yoğun olduğumdan bahsetmemden sıkıldıklarını söylüyorlardı. Ama çok yoğundum ve kimse beni anlamıyordu. Üstelik tüm bu yoğunluğum da onların daha iyi şart­larda eğitim alabilmeleri, kültürel faaliyetlere katılabilmeleri içindi. Başkan olduktan sonra havaya girip etrafımdakileri görmezden geldiğimi söyleyenler bile olmuştu. Ama böyle bir şey söz konusu değildi. Jacob bile benden uzaklaşmıştı. Çoğu zaman maçlara ve kampa çağırılmıyordum bile.

İşlerimin yoğunluğunun, yalnızlığın ve insanların yorum­larının beni iyice bunaltmaya başladığı bir dönemde rek­törün yanına gidip görevden ayrılmak istediğimi söyledim. Yönetimdekiler beni çok sevdiği için herkes ne olduğunu sor­maya başlamıştı. Ben de olan biteni anlattım ve tüm okula bir konuşma yapıp görevden ayrılacağımı belirttim.

Rektör biraz düşündükten sonra bunu kabul etti. Hemen tüm okula bir duyuru yapıldı ve benim senemdeki tüm öğrenciler konferans salonunda toplandı. Ben konuşma yapmadan önce rektör bir konuşma yapacağını söyledi.

“Herkese merhabalar. Size lider olmanın beraberinde getirdiği zorluklardan bahsetmek istiyorum. Lider olmak demek, kendinden başka pek çok kişinin sorumluluğunu üstlenmek demektir. Uykusuz kalmak, çok çalışmak demektir. Kendin için bir çalışırken diğerleri için beş çalışmak demektir.

Lider olmak, ne yazık ki yalnız kalmak demektir. Çünkü insanlar ne yazık ki liderliği çok farklı yorumlamaktadırlar. Aslında her şey ne kadar basit. İnsanların tek yapması gere­ken, kendilerini belli sebeplerden eleştirdikleri liderlerin ye­rine koymak. Hepsi bu.

Yoğun bir sınav döneminde olduğunuzu düşünün. Bir yandan da basketbol koçunuzun antrenman yapmanız gerek­tiğini söyleyip durduğunu hayal edin. Diğer yandan arkadaş­larınızın iyiliği için yapmanı gereken ve önceden büyük bir söz verdiğiniz için erteleyemeyeceğiniz işler de var diyelim ki. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi arkadaşlarınız artık çok yoğun çalıştığınız için yakınmaya başlıyor. Gerçekten zor, değil mi? Lafı daha fazla uzatmayıp mikrofonu ve kürsüyü, bu senenin en iyi liderine bırakıyorum.”

Rektör konuşmasını bitirip kürsüden indiğinde ne diye­ceğimi bilemiyordum. Kürsüye çıktığımda konuşamadım. Çünkü ben kürsüye çıkıp mikrofonu elime alır almaz tüm arkadaşlarım ve diğer öğrenciler, gözlerinde yaşlarla ayağa kalkıp beni alkışlamaya başladılar. Hepsi yaptıkları hatanın farkına varmışlardı ve benden bu şekilde özür diliyorlardı.