Ana sayfa IŞIĞIN GÖR DEDİĞİ En iyi dostum

En iyi dostum

278
0

Bugün size iyiliğin gücünü ve hayvan sevgisini anlatan bir hikaye paylaşacağım.

Sonunda uzun süredir beklediğim bir yerden iş teklifi dalmıştım. Ancak yeni şirketim farklı bir şehirde oldu­ğu için taşınma işlemleri sırasında, Golden cinsi köpeğimi Brighton’da, bir arkadaşıma bırakmak zorunda kalmıştım. Bu­radaki işlerimi hallettikten sonra Bobo’yu uçakla gönderecekti.

Bobo, sekiz yıldan beri benimleydi ve en yakın dostum olmuştu. Canım sıkkın olduğunda bunu her zaman hisseder, bana bir güzel sokulup beni mutlu etmeye çalışırdı. Her haf­ta sonu birlikte parka gidip koşar, ardından ona en sevdiği mamayı verirdim. Ben geç saatlere kadar masamda çalışırken o da ayaklarımın dibinde yatıp huzur içinde uyurdu.

Taşınma işlerimin bir an önce bitmesini istiyordum çünkü bir haftalık ayrılık bile bana çok zor gelmişti. Bobo’yu gerçek­ten özlüyordum. Londra’nın, Brighton’a göre çok daha büyük bir yer olması ise yalnızlığımı daha çok hissettiriyordu. Bu yüzden her şeyi elimden geldiğince çabuk halledip, arkadaşımı arayarak Bobo’yu yarın gönderebileceğini söyledim.

Ertesi gün mutluluktan havalara uçarak havaalanına gittim. Sırada, Bobo’ya kavuşmak için onu getirecek görevli  beklerken adımın anons edildiğini ve güvenliğe gitmem gerektiğini duydum. Bir sorun olmalıydı. Kalbimin sesini kulaklarımda duyabiliyordum. Koşarak güvenliğe gittiğimde görevlilerden kötü haberi aldım. Uçak boşaltılırken Bobo’nun taşıma kutusunun kapağı, aldığı bir darbe ile açılmış ve Bobo da korku içinde koşarak kaçmıştı. Görevliler peşinden koşsalar da ona yetişememişlerdi. Aldığım bu haberle yere oturup ağlamaya başladım. Görevliler, her yere haber salınacağını ve ellerinden geleni yapacaklarını söyleseler de benim çok umu­dum yoktu. Güvenlik görevlileri ve polis memurları, havaa­lanının çevresini aradılar ancak Bobo’dan eser yoktu. Ben de Bobo’nun fotoğrafını alıp çoğaltmak için evime gittim.

O günden sonra sokakta gördüğüm herkese Bobo’nun fo­toğrafını gösterip onu görüp görmediklerini sordum. Parklardaki ağaçlara, kafelerin ve restoranların camlarına, aklınıza ge­lebilecek her yere kayıp ilanı yapıştırdım. Sokaklarda gezerken Bobo’nun adını söyleyip durdum. Hava gerçekten soğuktu. Bobo’nun ne kadar üşümüş olduğunu düşündükçe ağlıyor­dum. Kendisi evcil bir köpek olduğu için soğuk nedir bil­mezdi. Daha sıcak bir iklime sahip ve daha sakin bir yer olan Brighton’dan sonra burası, Bobo için tam bir kâbus olmalıydı.

Bobo tasma takmayı seven bir köpek olmadığı için boy­nunda tasması da yoktu. Durum gerçekten de pek iç açıcı değildi. Sonra aklıma barınaklar geldi. Sokakta bakımlı bir köpek gören biri, onu bir barınağa bırakmış olabilirdi. Yakınlardaki tüm barınakları gezdim ama Bobo yoktu. Tek te­sellim, barınaklara bildirilen ölü bir köpeğin de olmayışıydı. Belki de hâlâ yaşıyordu.

Bir gün yine sokaklarda Bobo yu arayarak gezerken yaşlı bir kadına denk geldim. Ona da Bobonun fotoğrafını göste­rip onu görüp görmediğini sordum. Cevabı beni çok şaşırttı. “Hayır görmedim ama daha az önce bir grup genç de elle­rinde sizin ilanlarınızla gezip bu köpeği aradıklarını, sahibine yardım etmek istediklerini söylediler,” demişti kadın. Şaşkın­lığımı gizleyemeden kadına gençlerin ne tarafa gittiklerini sorup koşarak söylediği tarafa doğru gittim. Çok geçmeden gerçekten de ellerinde benim ilanlarımla gezen dört beş kişi gördüm. Yanlarına gittiğimde kendimi tanıtıp onlara teşek­kür ederken ağlıyordum. Dünyada hâlâ iyi kalpli insanların olduğunu bilmek çok iyi gelmişti.

Destek, sadece o gençlerle sınırlı kalmamıştı. Hayvan ko­ruma dernekleri, gönüllü arama ekipleri oluşturmak için her yere haber salmıştı. Her hafta sonu gönüllüler bir araya gelip Bobo’yu arıyordu. Tüm bu insanlara ne kadar minnettar ol­duğumu anlatamam.

Bobonun kaybolmasının üzerinden bir ay geçmişti ve herkes umudunu yitirmeye başlamıştı. Ben bile bazen, Bobo olmadan yaşamaya alışmam gerektiğini düşünürken bulu­yordum kendimi.

Bir akşam işten eve döndüğümde artık durumu kabullen­miştim. Bobo nun fotoğraflarına bakıp ağlarken telefonum çaldı. Tanımadığım bir numara olduğu için heyecanla açtım. Karşıdaki kişi, “Bobo’yu bulmuş olabiliriz!” dediğinde duy­duklarıma inanamadım. Telefondaki adamdan adresi alıp giyindim ve ilk bulduğum taksiye bindim. Adres, evimden de havaalanından da oldukça uzaktaydı. Bobo oraya nasıl gitmişti? Biri onu kaçırmış mıydı yoksa?

Adrese geldiğimde, telefonda konuştuğum adam beni bek­liyordu. Beni, evinin arka bahçesine götürdüğünde gözlerim­den yaşlar boşaldı. Bobo’m oradaydı, yaşıyordu. Beni gören Bobo da sevinç içinde üzerime atladı ve birbirimize sarıldık.

Kendime geldikten sonra adam bana olanı biteni açıkla­dı. Meğer Bobo, havaalanından kaçarken bulduğu ilk oto­büse binmiş ve buraya gelmiş. Adam da Bobo’nun son du­rak olarak indiği durakta bilet satarak çalışıyormuş. Burası Londra’nın merkezine uzak bir yer olduğu için kayıp ilanla­rından haberi olmamıştı. Önceki sabah şehir merkezine gi­dince ilanları görmüş, eve döner dönmez de beni aramıştı. Ona defalarca teşekkür ettikten sonra güzel oğlumu alıp yeni evimize döndüm. Yaptığım ilk iş, kayıp ilanlarının olduğu her yere Bobo’yu bulduğumu belirten ilanlar yapıştırmak ve hayvan koruma derneğindeki yeni arkadaşlarıma bu gü­zel haberi vermek oldu. Haftalar boyunca tebrik telefonları almış ve bu sayede geldiğim bu koca şehirde hiç de yalnız olmadığımı fark etmiş oldum.