Ana sayfa Köşe Yazarlarımız Tekerlekli sandalye

Tekerlekli sandalye

258
0

Bugün size sevginin önemini anlatan bir hikaye paylaşacağım.

Bazı günler vardır, sanki tüm evren canınızı sıkmak için anlaşmış gibidir. Hiçbir şeyiniz yolunda gitmez başınıza sürekli bir şey gelir, hayatınızın tüm şanssızlık hak­larını tek günde kullanmış gibi hissedersiniz. Geçenlerde o günlerden birini yaşıyordum.

Sabahın erken bir saatinde salondaki bir eşyanın kırılma sesine uyandım. Başta eve hırsız girdiğini sanıp korksam da hemen ardından, güvenli bir sitede oturduğum için kediler den biri olduğunu düşündüm. Söylenerek yataktan kalkıp salona gittiğimde iki kedimin de yaramazlık peşinde olduğu­nu, oradan oraya zıplayıp birbirlerini yakalamaya çalıştıkla­rını gördüm. En sevdiğim vazolarımdan biri de bu yaramaz­lıktan nasibini almıştı. Vazonun parçalarını temizlemek için süpürgeyle küreği almaya banyoya gittiğimde günün ikinci sürprizi beni karşıladı. Bugün misafirlerim geleceği için vak­tim olmayacağından, çamaşırları akşamdan makineye atmış­tım. Banyoya girdiğimde, tüm zeminin su ve deterjan kaplı olduğunu gördüm ve adeta çıldırdım. Kapı açık olsaydı ve kediler içeri girseydi ne olurdu, hiç düşünemiyorum bile. Bu sefer daha yüksek sesle söylenerek dakikalarca uğraştıktan sonra önce banyoyu sonra salonu temizledim. Vazo parçala­rını çöpe atmak için mutfağa gittiğimde çöp poşetinin bitti­ğini gördüm. Dolapların içinde çöp poşeti ararken önümden minik bir hamamböceği geçti. Ben korkuyla çığlık atınca korkan kediler iyice koşturmaya başladı. Vazo parçalarını normal bir poşete koyup, artık evden çıkmam ve akşamki misafirlerim için alışveriş yapmam gerektiğinden, kedileri ayrı odalara kapatıp giyindikten sonra evden çıktım.

Yolda da başıma bir sürü talihsizlik geldi elbette. Bu şansla aradığım şeyleri bulamam diye biraz daha uzaktaki, büyük bir markete gittim. Koskoca otoparkta yer bulabilmek için dönüp durdum. Sonunda büyükçe bir arabanın yanına park ettim.

Evdeki, yoldaki ve otoparktaki aksiliklerden sonra yete­rince vakit kaybettiğim için hızla markete girdim. Son bir tane market arabası kalmıştı ve tekerlekleri bozuktu. Arabayı ilerletirken çıkan sesler, gerilen sinirlerimi iyice geriyordu. Elimden geldiğince sakin kalmaya çalışıp listemi çıkardım ve reyonlar arasında dolanmaya başladım.

O sırada gördüğüm bir şey, sinirden delirdim ve hayal görmeye başladım sanırım, diye düşünmeme sebep oldu. Ama hayır, hayal görmüyordum. Yaşlı bir adam, önünde te­kerlekli bir sandalyeyi iterek yürüyordu. Buraya kadar her şey normaldi. Ancak sandalyedeki kadının üzerinde hastane önlüğü vardı ve kolunda serum takılıydı.  Benimle birlikte diğer insanlar da yaşlı çifte şaşkın bakışlar atıyordu.

Adamla kadının ise hiçbir şey umurlarında değildi. Adam, aldığı şeyleri önce eşine uzatıyor, eşi onaylarsa ko­lundaki market sepetine koyuyordu. Sık sık eşinin eline do­kunuyor ya da onu alnından öpüyordu. Bu manzara karşısında tüm sinirim, tüm gerginliğim gidivermişti. Yenilenen ruh hâlimle hemen alışverişimi tamamlayıp arabama döndüm.

Aldıklarımı bagaja yerleştirirken yanımdaki aracın sahibi geldi, içerideki yaşlı adam ve kadındı bunlar. Kendimi tuta­mayıp yanlarına gittim ve ikisine de selam verdim. Kadına nesi olduğunu, adama da burada ne yaptıklarını sorunca, yaşlı kadının bir süredir hastanede olduğunu ve doktorlardan arada bir dışarı çıkmak için izin alabildiklerini öğrendim. Onlarla biraz daha konuştuktan sonra vedalaşıp arabama bindim. Adam, eşini alnından öptükten sonra onu arabaya bindirdi, sandalyesini toplayıp arabanın arkasına yerleştirip poşetleri de yanma koydu. Yaşlı adam bana el salladıktan sonra arabasına bindi ve gitti. Bense orada öylece oturmuş, ağlayarak bugünü ve bu sevimli çifti düşünüyordum. En ufak zorluklarda hemen pes etmiş, kendimi yıpratmıştım. Oysa ne kadar kolaydı sorunları aşmak. Sevgi olduğu sürece her şey ne kadar önemsizdi.