Ana sayfa IŞIĞIN GÖR DEDİĞİ Kendimize Verdiğimiz Değer

Kendimize Verdiğimiz Değer

313
0

Verdiğim seminerlerin birinde konumuz “Kendimize Verdiğimiz Değer”di. Katılımcılara kendilerine ve çevrelerindeki insanlara değer vermelerini söyleyip dursam da ancak verdiğim bir ödev ile başarıyı elde edebildim. Bir gün onlara, bir hafta boyunca işlerinde ellerinden geleni yapma­larını söyledim. Evet, ödevleri buydu. Onlara, “Çalıştığınız yerde gerçekten önemli biri olsaydınız ne yapardınız?” dedim.

O gün bittiğinde herkes çıktı ama Claudia yanıma gelip, “Ben bu ödevi yapmak istemiyorum çünkü şu an çalıştığım şirketten hiç memnun değilim. Yeni bir yer bulana kadar ora­da idare etmekten başka şansım yok. Her günüm aşırı stresli, yoğun ve saçma işler yaparak geçiyor,” dedi.

Ona, böyle hissetmesinin normal olduğunu ama kendi­sine ve etrafındakilere bir haftalığına son bir şans vermesini söyledim. Karşılıklı ikna çabalan sonucunda bir hafta boyun­ca iş yerinde önemli biriymiş gibi davranacağına ve o şekilde hareket edeceğine söz verdi.

Ertesi hafta Claudia içeri girer girmez ondaki değişimi fark etmiştim. Apayrı bir enerji ile doluydu sanki. Onım bu hâlini tüm sınıf fark etmiş olmalıydı ki Claudia bu bir haftasını anlatmak için söz aldığında herkes ona bakıyordu.

“Başta bu ödevi yapmayı hiç istemiyordum çünkü ça­lıştığım yeri ve işimi sevmiyordum. Ancak oradan ayrılma­dan önce böyle bir şey yapsam ne olur ki, diye düşündüm ve önemli biriymiş gibi davranıp çalışmaya karar verdim. İlk olarak cansız ofisimize renk katmak için renkli saksılar ve çiçekler aldım. Ofisin duvarlarına da herkesi motive ede­cek, renkli posterler astım. Bu ufak değişiklikler bile herkesi neşenlendirip canlandırmaya başlamıştı. Sonra hiç ilgilen­mediğim, sıkıcı masamı güzelce toplayıp sevdiğim insanla­rın fotoğraflarını her zaman görebileceğim bir yere koydum. Ardından çalışma arkadaşlarımla ilgilenmeye başladım. On­lara her zaman selam verip nasıl olduklarını sordum. Canı sıkkın gözüken birini gördüğümde elime birer fincan çay ya da kahve alıp ona neyi olduğunu sordum. Çalışma arkadaş­larımın bana şaşkınlık içinde baktığının farkındaydım ama bunu umursamadım. Onlar da bu durumdan memnunlardı. Biri işini düzgün yaptığında ya da o gün çok şık olduğunda mutlaka iltifat ettim. Patronuma karşı daima kendimi öven ben, birkaç iş arkadaşımı övdüm.”

Herkes pürdikkat Claudia’yı dinliyordu. Ona gülümseye­rek karşılık verdim. Bir yudum su içtikten sonra devam etti. “Kendime, bu şirketi nasıl daha iyi bir hâle getirebileceğimi sorup durdum. İşe, her şeyden şikâyet etmeyi bırakarak başladım. Çunku en ufak şeye bile burun kıvırdığımın farkına vardım. Ardından her gün yapabileceğim yeni bir fikir bulup bir kenara not ettim ve o gün içinde o fikri mutlaka hayata geçirdim. İşlerimi belli bir plana göre yapmaya çalıştım ki bu, bana çok zaman kazandırdı. İşime odaklanınca her şeyi normalden çok daha çabuk yaptığımı, bu sayede daha çok işe zaman kaldığını gördüm. En önemlisi de masamdaki not kâğıtlarından birine ‘Çalıştığın yerde gerçekten önemli biri olsan ne yapardın?’ yazıp her zaman görebileceğim bir yere yapıştırdım. Basit bir sorunun hayatımı bu denli değiştire­bileceğini asla tahmin edemezdim. Artık işimi seviyorum ve çalıştığım yerden ayrılmayı bir süre daha düşünmüyorum.”