Ana sayfa İsmail Hakkı Cengiz ‘Dilenciye Para Vermek, Vermemekten Daha Kolaydır’

‘Dilenciye Para Vermek, Vermemekten Daha Kolaydır’

527
0

Dilenci…

Sizi sokağa çıktığınıza…

Alışverişe-çarşıya, pazara çıktığınıza…

Hatta şöyle bir hava almaya çıktığınıza veya mesireye gittiğinize pişman eden vicdan azabı!

Paulo Coelho, “Aldatmak” adlı eserinde, “dilenci” ve “yardım” meselesini mükemmel işliyor. İsviçreli zengin bir kadının ağzından anlatıyor. Kulak verelim:

“Hepimizin bildiği üzere dünyada Sevgi’den yoksun merhamet çoktur. Buralarda her hafta hayır balosu denerek bir ‘merhamet’ balosu düzenlenir. İnsanlar pahalı mücevherlerini ve giysilerini kuşanarak eğlenirler. Böyle yerlerden çıktığımızda Somali’deki fakirler, Yemen’deki mazlumlar, Etiyopya’daki açlar için topladığımız paralar sayesinde dünyanın daha iyi bir yere dönüştüğüne inanırız. Gözümüzün önünde zalimce olup biten sefaletten dolayı suçluluk duymayı bırakırız ama bu paraların nereye gittiğini kendimize hiç sormayız.

Çevresi baloya davet edilecek kadar geniş olmayanlar veya böyle savurganlıklara gücü yetmeyenlerse yolda gördükleri dilencilere para verirler. Aman ne yaman! Sokakta dilenen birinin önüne bozukluk atmak kolaydır. Hatta genelde dilenciye para atmak, atmamaktan daha kolaydır.

Tek bir madenî para içimizi nasıl da rahatlatır! Hem bize ucuza gelir hem de dilencinin derdini çözer!

Halbuki dilenciyi gerçekten sevseydik onun için daha fazlasını yapardık.

Veya hiçbir şey yapmazdık. Bozukluk falan vermezdik ve -kim bilir?- karşımızdaki sefaletten duyduğumuz suçluluk, içimizde gerçek Sevgi’yi uyandırırdı.” (S. 120)

Biz verdikçe, sokaklardan dilenci eksik olmayacaktır.

Biz “bozukluk” verdikçe, bozuk düzen hiç düzelmeyecektir.

Biz bozukluk verdikçe, sokaktaki dilenci sayısı daha da artacaktır.

Daha acısı, biz bozukluk verdikçe, dilenciler çocukları(nı) da dilendireceklerdir. Okula gitmesi, ilim-irfan öğrenmesi gereken, aşağılanmadan, onurla büyümesi gereken çocukları…

Sizce, dilenciye “bozukluk atmak” sevap mı?

Okula gitmesi gereken çocukları “bozukluğa”, sokaklara mahkûm etmekle sevaba mı girmiş oluruz?

Yoksa sevap işleyelim derken büyük bir günaha, vebal altına mı gireriz?