Ana sayfa IŞIĞIN GÖR DEDİĞİ Çakıl taşı

Çakıl taşı

291
0

Bugün size başarmanın inanmakla geleceğini anlatan bir hikaye paylaşacağım.

Bahçe işlerini, çiçekleri ve doğayı seven bir aileyiz, bu yüzden de şehir merkezinden biraz uzakta, kocaman bir bahçesi olan bir evde yaşıyoruz. Eşim bahçedeki çiçeklerle ilgilenirken daha büyük ve zor işlere de ben bakıyorum.

Altı yaşındaki oğlumuz Jack ise tam bir taş delisidir. Git­tiğimiz her yerden, her sahilden mutlaka taş toplayıp dö­ner. Bunu bilen sevdiklerimiz de geldikleri yerlerden Jack   için farklı taşlar getirir. Garajımızda Jack’in taşları için özel bir sepetimiz bile var. Belli aralıklarla taşlarını su dolu bir kovaya döker, onları bir güzel temizledikten sonra sepetine geri koyar.

Bir gün, bahçedeki yaprakları temizlemekle uğraşırken oğlum Jack yanıma gelip, “Babacııım bana bir tabela yapar mısın?” diye sordu.

Buna bir anlam veremedim. “Şu an çok işim var, Jack. Sonra yapsak olmaz mı?”

Ama  çok lazım babaaa…”

“Ne için lazım peki? Ne tabelasıymış  bu?”

Büyük bir heyecanla, “Çakıl taşlarım  için,” dedi. “Onları yol kenarında satacağım. Geçen insanlar görsün diye de bir tabelaya ihtiyacım var.

Açıkçası bu fikri biraz saçma bulduğumdan, “Gerçekten çok daha önemli işlerim var, Jack. Annenle birlikte hazırla tabelanı,” dedim.

Jack üzülse de bir şey demeden ağır ağır eve yürümeye başladı. Ben de işime döndüm. Yapraklardan sonra gerçekten çok işim vardı.

Aradan yarım saat geçmemişti ki Jack koşarak yanıma geldi. Elinde renkli bir karton vardı ve üzerinde kendi ya­muk yumuk el yazısıyla İNDİRİMLİ ÇAKIL TAŞLARI – 1 DOLAR” yazıyordu. Kolunda da bir sepetle örtü asılıydı.

“Sepet ne için?” diye sordum.

“Paralarımı koymak için,” dedi gayet sakin bir ses tonuyla.

“İnsanların bir dolara senden taş alacağını sanmıyorum,” diyerek fikrimi belirttim.

“Alırlar, neden almasınlar? Taşlarım çok güzel,” dedi.

“Jack, sokağımızdan çok sık insan geçmediğini biliyorsun.”

“Hayır, geçiyor!” diyerek itiraz etti. “Her sabah yürüyüşe çıkan bir amcayla teyze var. Koşuya çıkan insanlar var. Arabalarıyla geçen bir sürü kişi de görüyorum,” dedikten sonra yol kenarına gidip yere annesinden aldığı örtüyü yere serdik­ten sonra tabelasını, taşlarını ve sepetini güzelce yerleştirdi. Bu kararlı hâllerini seyrederken gülümsemeden edemedim.

İşlerime dönsem de arada bir Jack’e bakıp durumunu kontrol ediyordum. Sokaktan kimse geçmese de pes etme­den bekliyordu.

Kısa bir süre sonra bir araba sesi duyunca kafamı kaldırıp baktım. Renkli bir karavan, oğlumun önünde duruyordu. Jack hemen ayaklanıp taşlarını tanıtmaya başladı. Karavanın camından bakan orta yaşlı bir adamla kadın, ne dediklerini duyamasam da oğluma bir şeyler soruyordu. Adamla kadın  birbirine bakıp gülüştükten sonra kadın, adama cüzdanını  uzattı! Adam cüzdanından bir dolar çıkarıp oğluma uzattı. O sırada kadın karavandan indi ve Jack’in yanına gidip beğendiği bir taşı aldı. Ardından Jack’e el sallayıp karavana geri döndü.

Ben, gördüklerimin şaşkınlığını üzerimden atamamışken  Jack koşarak yanıma geldi. Elindeki parayı sallayarak, “Sata­rım demiştim! İnandım ve başardım!” diye bağırıyordu. Ona sımsıkı sarılıp onu tebrik ettikten sonra beni beklemesini söyleyerek eve koştum. Bu anı ölümsüzleştirmek istiyordum. O yüzden de gidip fotoğraf makinemi alıp bahçeye geri dön­düm. Tabelasının başında, elinde kazandığı ilk para ile Jack’in fotoğrafını çektim. Ufacık haliyle, minik bir hayale gönülden inanmış ve sonunda başarmış. O fotoğraf, üzerinden yıllar geçmesine rağmen hâlâ salondaki çerçevenin içinde duruyor.

Aynı günün akşamında, bu olayı kutlamak için ailecek bir şeyler yemeye gittik. Para kazanmanın nasıl bir şey olduğunu öğrenmiş olan Jack, şansını deneyip bizden artık harçlık al­maya başlayıp başlayamayacağını sordu. Annesi, para kazan­mak için önce hak etmesi ve evde bazı sorumluluklar alması gerektiğini söylemişti. Jack de gayet rahat bir şekilde, “Hiç sorun değil,” dedi. “Ne kadar harçlık alacağım peki?”

Annesinin, “Haftada bir dolar olabilir,” cevabı üzerine Jack, hayatımız boyunca unutamayacağımız bir cevap verdi: “Haftada bir dolar mı? iyi de ben o parayı bir çakıl taşından bile kazanıyorum anne!”