Ana sayfa IŞIĞIN GÖR DEDİĞİ Hayatımın Kahramanı

Hayatımın Kahramanı

276
0

Ufak bir çocukken hayranlık duyduğum pek çok l/l/insan olmasına rağmen herhangi birini kendime kahraman olarak seçtiğimi hatırlamıyorum. Ben kahramanı­mı çocukluk dönemimden çok sonra buldum. Ve bu kişi, herkesin kahraman olarak gördüğü özelliklere sahip biri de değildi. Ne ünlüydü ne de çok zengindi. Sıradan, her zaman olduğu gibi kabul ettiğim, normal bir insandı. Hem kahra­manım hem abimden bahsederken her zaman tarifi imkânsız bir gurur duyarım.

Abim Josh, eşi Tracy ile tıp fakültesindeyken tanışmıştı. Abimin mezuniyet törenine büyük bir heyecanla gittiğimi­zi ve Tracy’yi ilk kez orada gördüğümü hatırlıyorum. Onu, daha ilk görüşte sevmiştim. Güzel bir kızdı. Mezuniyet tö­reninde onları el ele görünce aralarındakinin ciddi bir ilişki olup olmadığını anlayamamıştım.

Ancak mezuniyetten sonra da Tracy ile sık sık bir araya gelmeye başlayınca, ciddi olduklarını anladım. Tracy, gülmeyi çok seven, enerjisiyle herkese iyi gelen biriydi. Kendisi hemşireydi ve o dönemlerde her yerde hemşire aranıyor.  Oturma izni alıp Amerika’daki bir tıp fakültesine staj için gelen Tracy, aynı fakültede okuyan abimle bu şekilde tanışmıştı Bunu da Tracy’nin bize geldiği bir akşam, birlikte anlatmış lardı. Abimin ciddi bir ilişki için pek vakti olmadığını bilsem de Tracy’nin onun için farklı olduğunun farkındaydım.

Abim, mezuniyetten kısa bir süre sonra başka bir eyalet­teki bir hastaneden iyi bir iş teklifi alınca gitmek zorunda kaldı. Tracy dc abimle birlikte giderek sevgilerinin gücünü kanıtlamış oldu. Kısa bir süre sonra tatil için başka bir ülke ve giden Tracy, geri dönmek istediğinde, oturma izninin süresi bittiği için Amerika’ya alınmadı ve kendi ülkesine dönmek zorunda kaldı. Tracy gittikten sonra Josh, onsuz delirecek gibi oldu. Günlerin geçmediğinden, artık hayattan hiç zevk almadığından bahsedip duruyordu. O sırada Tracy de bu kargaşaya bir son vermek için uğraşıyordu.

Çözüm, Josh’tan geldi. Tracy’ye evlenme teklifi etti ve ev- lenmeleriyle birlikte tekrar Amerika’da yaşamaya başladılar. Tracy’nin buna değer vereceğini düşünerek, onun ülkesinde, onun geleneklerine göre ikinci bir düğün daha yaptılar. Mut­luluklarına diyecek yoktu. Birbirlerine bakarken gözlerinin içi gülen, harika bir çiftti onlar.

Evliliklerinin ilk yılları oldukça sakin ve huzurluydu. Bir­kaç kez şehir değiştirmeleri dışında hayatlarında çok büyük değişiklikler olmamıştı. Ardından Penny ve Luke adında biri kız bie erkek iki çocukları oldu. İşte bu büyük bir değişiklikti ve bunun üzerine abim artık şehir deştirmemesi bir hayatı olması gerektiğine karar verip Harvard Tıp Fakültesinden gelen teklifi kabul ettikten sonra Boston’a yerleşti. Tracy de aynı hastanenin yoğun bakım bölümünde çalışmaya  başladı. Çok gedmeden güzel bir birikim yapıp, biiyiik bir kıtın ortasında, sevimli bir ev aldılar. Tracy hay­vanları. Özellikle  atları çok seviyordu. Josh da karısı için açların kalabileceği bir yer inşa ettirip ona bir at hediye etti. Daha sonra bir iki at daha alabileceklerini bile söylemişlerdi.

Bir bahar günü abim, yeğenlerimi balık avlamaya götür­meye karar verdi. Tracy, eğitmesi gereken yeni bir atı olduğu için evde kalacağını söyledi. Abim ve yeğenlerim evden ayrıl­dıktan sonra olanlar olmuş.

Her ne kadar o gün tam olarak ne olduğunu kimse bilme­se de elimizdeki bilgileri bir araya getirdiğimizde olayın şu şekilde gelişmiş olabileceği kanısına vardık: Tracy, yeni atıyla kırda koşarken at bir şekilde yere düşünce Tracy dc yüzüstü düşmüş. Ardından at, Tracy’nin nefes almasını engelleyecek şekilde Tracy’nin üzerine devrilince, Tracy bir süre havasız * kalmış. Komşuları Tracy yi yerde hareketsiz yatarken bulduk­larında Tracy nefes almıyormuş. İlkyardım konusunda bilgili olan komşusu Tracy ile ilgilenirken bir yandan da hastanenin acil helikopterini aramış.

Tracyyi hemen, çalıştığı hastaneye kaldırmışlar. Josh, çocuklarla balık tutarken helikopteri görmüş olsa da içinde Tracy’nin olduğunu düşünmemiş bile. Josh, eve gelip  evde kimseyi bulamayınca komşulardan kaza haberini alır  almaz soluğu hastanede almış. Annem aradığında sinemaya gitmek için arkadaşlarımla buluşmuştum. Kötü haberi aldıktan hemen sonra eve döndüm  ve ailecek abimle Tracy’nin yanına gittik.

Abimi, Tracy’nin başında, karısının ellerini tutarken ve sessizce ağlarken gördüğümde ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilemedim. Onu ilk kez bu kadar kötü bir hâlde görüyor­dum. Tracy’nin daha bir gün önce birlikte- çalıştığı arkadaşla­rının, şimdi Tracy için uğraştığını; hayatın tüm dengelerinin bir anda nasıl değişebileceğini görmek beni derinden etkile­mişti. Tracy’ye bir şey olursa abimin hayatındaki dengelerin nasıl değişeceğini ise düşünmek bile istemiyordum.

Doktorların söylediğine göre Tracy kafasından büyük bir darbe almış, kafatasında ufak da olsa bir çatlak oluşmuştu. Komadaydı ve makineler sayesinde nefes alıp verebiliyordu. Komadan çıkıp çıkamayacağını kimse bilemiyordu. Koma­dan uyansa bile, aldığı darbenin onda ne gibi hasarlara yol açtığını bilemezdik. Her şey şansa bağlıydı.

Kazadan iki ay sonra, Josh bana bir şey itiraf etti. Tracy komadayken, eğer o iyileşmeyecekse acı çekmeden onu ya­nına alması için Tanrıya dua ettiğini söyledi. O duadan sonra tuhaf bir rahatlama ve kötü bir şey olmayacağım his­settiğini söyledi.

Ve öyle de olmuştu. Kazadan Uç hafta sonra, komadan  çıkmıştı. Josh veTracy, o iki büyük aşık  birbirine tekrar kavuşmuştu.

Ancak kazanın ve alınan darbenin etkileri beklenilenden (0k daha büyüktü. Tracy, hafızasını kaybetmişi, yürüyemiyordu, konuşamıyordu günlük ihtiyaçlarını tek başına gideremiyordu. En ufak şeyi bile yapmak için yardıma ihtiyaç duyuyordu. Doktorlar, Tracy’nin bir süre sonra belli başlı hareketleri yapabileceğine, hafızasının bir kısmını geri kaza­nabileceğine inansa da tüm bunlar için uzun süreli vc sıkı bir çalışma gerekiyordu. Bu durumda da iş abime düşüyordu.

Josh, doktorlarla da sürekli iletişim halinde olarak eski fotoğraflar ve isimlerle birlikte, hızla çalışmalara başladı. Yorulmadan, pes etmeden, eşine tüm aileyi tanıtıyor, fotoğ­rafları uzun uzun gösterip gördüğü kişilerin isimlerini söylü­yordu. Ardından kendi işine gidiyor, hastanedeki işlerini to­parlar toparlamaz eve, Tracy’nin yanına dönüyordu. Eve dö­nünce çocuklara yemek hazırlıyor, Tracy’yi yıkıyor, ardından tüm aileyi besliyordu. Mutfağı topladıktan sonra çocuklara masal okuyup onları uyutuyor, banyo akşamlarında onla­ra banyo yaptırıyordu. Tüm bu yoğunluğa ve bazen patla­ma noktasına gelmesine rağmen bir kez bile şikayet ettiğini duymamıştık. Bu günlük rutin, Tracy’nin rehabilitasyon vc fizik tedavi süreci başladığında da hız kesmeden devam etti. Bazen yardıma giden annem bile, ahimin sabrına, gücüne ve sevgisine inanamıyordu.

Tracy’nin konuşmasını anlayabilmek neredeyse ve hâlâ hiçbir şeyi hatırlamıyordu. Ne josh ile tanışmasını birlikteliklerini ne evlendiklerini ne de çocuk sahibi oldukla­rını… Uzun bir süre Josh’un hastaneden gelen bir doktor, bir bakıcı olduğunu sandı ama zamanla onun evdeki varlığı

Josh ise tüm bu olumsuzluklara rağmen asla yılmıyor, Tracy için elinden geleni yapmaya devam ediyordu. Onu  yıkıyor, saçlarını tarayıp kurutuyor, giydiriyor, besliyor, ona  hediyeler alıyordu. Ama yine de çok az bir gelişme kaydedebilmişlerdi. Bu yüzden de aileden birini bir an için bile olsa hatırlamasını, çatal kullanabilmesini, televizyonu açabilme­sini ya da fizik tedavide bir adım atabilmesini, tüm ailecek büyük bir coşku ve umutla karşılar olmuştuk.

Hayatının tamamen birine bağlı olması ve bir başkasına muhtaç şekilde yaşaması, dile getiremese de Tracy yi içten içe üzüyor olmalıydı. Eskiden kahkahaların eksik olmadığı eve artık büyük bir kasvet hâkimdi. Hâl böyle olunca ben de an­nemler de, evliliklerinin çok sürmeyeceğini düşünmeye baş­lamıştık. Bu mücadeleye daha ne kadar dayanabileceklerini kestiremiyorduk.

Günler birbirinin aynısı haberlerle devam ederken, bir gün abim birdenbire kahramanım oldu. Bir hafta sonu ai­lecek yanlarına gitmiştik. Tracy her zamanki gibi tekerlek­li sandalyesinde oturuyor, Josh ise evin içinde bir oraya bir buraya koşturuyordu. Temizlik yapıyor, ortalığı topluyordu. Uzun bir süre Josh’un hastaneden gelen bir doktor, yemek hazırlıyordu .

Televizyonun sesini açmış, izledikler, programa  yandan da müzik setinden şarkılar duyuluyordu.

Birdenbire abim müzik setinin sesini sonuna kadar sesleri bastırdı. Hiçbirimiz ne olduğunu anlayamadığımız için bir birbirimize bir abime bakıp duruyorduk. Derken abim dans etmeye başladı. Parmaklarını şaklatıyor, odanın “i | içinde ileri geri hareket ediyordu. Babalarının bu hâline kah­kahalarla gülen çocuklar da ayağa kalkıp dans ermeye başladı. Hepimiz, inanılmaz bir ana tanıklık ettiğimizi düşünürken daha da inanılmaz bir şey oldu. Josh birden durup Tracy’ye baktı ve gözlerinden akan yaşları fark etti. Tracy dans etme­yi çok severdi ve muhtemelen o an, bunu hatırlamıştı. Abim hiçbir şey söylemeden Tracy’nin yanına gitti, gözyaşlarını sil­di ve onu tekerlekli sandalyesinden kaldırdı. Karısına sımsıkı sarılırken Tracy’nin ayaklarını kendi ayaklarının üzerine yer­leştirip yavaşça dans etmeye başladı. O an zaman durmuş, her şey donup kalmış ve sadece Tracy ile Josh hareket ediyor gibiydi. Hepimiz gözlerimizden akan yaşlarla önümüzdeki tabloyu izliyorduk. Birden çocuklar gülümsemeye, ardından kıkırdamaya başlayınca biz de bir yandan ağlayıp bir yandan gülmeye başladık. Hepimiz onların dansına katıldığımızda Tracy de gülmeye başladı. Onun gülümsediğini o kadar uzun süredir görmüyorduk ki bu, mucizevî bir andı hepimiz için.

Abim, Tracy’ye bakarken ben de abime bakıyordum. Tracy için duyduğu sevgiyi ben bile hissedebiliyordum. Aralarında­ki şey gerçekten çok farklıydı.

O kötü kaza gününün üzerinden yıllar geçti. Abim ve ai­lesi hâlâ aynı evde oturuyor, çocuklar okula gidiyor, abim de doktorluğa devam ediyor. Tracy de ilerleme kaydetmeye de­vanı edip kendi işlerini yapabilmeye başladı. Ancak bir bas­ton yardımıyla yüriiyebilse de araba kullanabiliyor, ev işleri­ni yapabiliyor. Tekrardan hemşirelik sınavına girdi ve sınavı geçti. Geçmişini hâlâ tamamen hatırlamasa da eskisine göre çok daha fazla şeyi hatırlıyor artık.

Abim ve Tracy, çok büyük sorunlarla karşılaşıp büyük zorluklara göğüs germek zorunda kaldılar ama birbirlerine duydukları aşk ve sevgi, bir an olsun azalmamıştı. Üzerinden on yılı aşkın bir süre geçmiş olsa da ben, ahimin evde dans ettiği o günü bir an olsun aklımdan çıkaramadım. Ufacık bir hareketin, çevremizdeki insanların hayatlarına nasıl büyük bir etki yaratabildiğin  görmüş oldum. On küsur yıl önce hayatımda bir kahraman yoktu ama artık o kahramana abi demekten büyük bir gurur duyuyorum.