Ana sayfa Köşe Yazarlarımız Mucize

Mucize

249
0

Lisa’yı ilk kez gördüğümde toplantı odasında, masa­nın etrafında oturuyorduk. Biraz gecikmişti. Paytak paytak yürüyerek içeri girdi. Eşi Robert arkasından geliyor­du. Paytak paytak yürüyordu Lisa, çünkü hamileliğinin ye­dinci ayına girmek üzereydi ve karnı iyice büyümüştü.

Lisa ve Robert boş sandalyelere oturdu. Lisa karnı yüzün­den sandalyesini masaya yanaştıramıyor, ellerini karnında birleştiremiyordu.

Bir toplantı masasında ne yaptığımıza gelecek olursak… Burası bir rehabilitasyon merkezi ve yakınlarını kaybetmiş insanlar olarak belli aralıklarla bir araya geliyoruz. Bu grupta daha önce hiç hamile bir kadına denk gelmemiştik. Grubun büyük bir kısmı eşlerini kaybetmiş dul insanlardan oluşu­yordu. Ben Lisa ve Robert’ın geleceğini biliyordum çünkü grubun yöneticisi olarak bana önceden kim olduklarına ve neden burada olduklarına dair bilgi verilmişti. İkisi de bir hayli çekingen gözüküyordu.

Usa vc Kobcrt kendilerini tanıttıktan sonra kimi kaybet tiklerini sorduğumda Usa anlatmaya başladı. Bundan kısa bir siirc önce iki buçuk yaşındaki kızlarını kaybetmişlerdi. Lisa kaybını anlatırken odadaki herkes ağlıyordu. Lisa ve Robert da birbirlerinden güç almak istercesine el ele tutuşuyordu.

Usa o günün, diğer günlerden hiçbir farkı olmadan başla­dığını, minik kızı Olivia ile markete gittiklerini söyledi. Her küçük çocuk gibi Olivia da canı sıkılınca huysuzlanmaya başladığı için alışverişi hızlıca bitirip geri dönmek için araba­ya gitmişler. Olmayı çocuk koltuğuna oturtup poşetleri de bagaja koymuş. Eve geldiklerinde kızını arabadan indirmek için kucağına alınca, kızının ona sımsıkı sarıldığını hisseden Lisa da kızına hiç olmadığı kadar sıkıca sarılmış.

Eve girince kızını yarağına yatırmış, ardından aldıklarını dolaplara yerleştirmeye başlamış. Çok geçmeden Olivia’nın odasında bağırdığını duyan Lisa, hemen kızının yanına koş­muş. Yanına gittiğinde kızının yüzünün mosmor olduğunu gören ve deneyimli bir hemşire olan Lisa hemen kızının so­lunumunu geri getirmek için elinden geleni yapmış. Kızı dü­zelir düzelmez de çalıştığı hastanenin ambulansını çağırmış.

Raporlara göre, minik Oliva  nefesi o gün birkaç kez daha durmuş ama her seferinde yeniden nefes alması sağ­lanmış. Aradan biraz zaman geçince hayati tehlikeyi atlattığı düşünülerek özel bir odaya alınmış. Birkaç saat sonra minik kızın nefesi yeniden durmuş, ancak bu sefer kurtarılamamış. Tüm bu olanlar sadece beş saat içinde olmuş.

ikisi de yaşadıkları acıyı tarif etmenin bir yolunu bulamıyor gibiydi. Hele o gece eve tek başlarına döndüklerinde, kız­larının odasına girdiklerinde hissettiklerini anlatacak kelime olmadığım söylüyorlardı.

Lisa ve Robert sustuğunda, gruptaki herkes tıpkı onlar gibi el ele tutuşmuş ağlıyordu.

O günden sonra, grupta büyük değişiklikler yaşanmaya başladı. Eşlerini kaybetmiş, yaşlı dullar kendi kayıplarına üzülmekten vazgeçmiş gibi gözüküyorlardı. Onun yerine herkes Lisa ve Robert a yardımcı olabilmek için seferber ol­muştu. Kadınlar, yeni doğacak bebek için patikler ve yelekler örerken, adamlar da genel ihtiyaçları karşılamaya çalışıyordu. Önceden terapi esnasında abur cubur yerken, artık daha sağ­lıklı şeyler yiyorduk. Çünkü Lisa ya yasaktı o yiyecekler.

Yine bir terapi günü Lisa, doğumun yaklaştığını hissetti- çini söyledi. Herkes sevinirken o biraz endişeli gözüküyordu. Sebebini sorduğumuzda da küçük meleğinin öldüğü hasta­neye geri dönme fikrinin onu çok üzdüğünü ve korkuttuğu­nu gözyaşları içinde itiraf etti. Bu fikir onu öyle etkilemişti ki bebeği evde doğurmayı bile düşündüğünü ama hiçbir dok­torun buna yanaşmadığını söyleyince biz de durumun ciddiyetini iyice anladık. Robert ise karısını anlıyor, ona  geldiğince destek olmaya çalışıyordu.

Grubumuzun diğer üyeleri arasında tuhaf bir hareke lenme olmuştu. Herkes birbirine bir şey söylüyordu. Terapi sona erdiğinde Lisa ve Robert dışında kimse çıkmadı. Onlar gider gitmez herkes bir ağızdan konuşmaya başladı.

“Onlara nasıl yardımcı olabiliriz?”

“Lisayı bu durumdan kurtarmalıyız.”

“Lisa nın, yeni bebeğine güzelce merhaba diyebilmesi için bu korkusunu yenmesi gerek.”

“Lisa ve Robert için dua edelim.”

O an yapabileceğimiz tek şey dua etmek olduğu için hepi­miz bu genç çift için dua etmeye başladık. Yaşlı kadınlardan birkaçı dua ederken sessizce ağlıyordu.

O hafta içinde pek çok psikolog ve doktorla görüşme ayarlayıp durumu onlarla konuştum. Hepsi olmasa da çoğu, Lisayı doğumdan önce hastaneye götürmenin ve ortama alışması için ona bir fırsat vermenin iyi bir fikir olduğunu söyleyince ben de gizli bir toplantı ayarlayıp bunu gruba açıkladım. Onlar da bu fikri sevince birlikte hastaneyi arayıp izin istedik. Onlar da Lisayı çok sevdikleri için bize hemen izin verip ellerinden geleni yapacaklarını söylediler. Gruptaki kadınlardan biri, eğer Lisa da isterse önce Olivianın hayata gözlerini yumduğu odayı gezip ardından yeni doğmuş be­bekleri ziyaret etmenin iyi bir fikir olabileceğini söyledi.

Her şeyi ayarladıktan sonra planımızdan ona da bahsettim. B.r sure hiçbir şey demedi ama ağladığında duyabiliyordum. Burnunu çekip derin bir nefes aldıktan sonra, “Bu teklif için daha iyi bir gün olamazdı. Eğer yaşasaydı, minik Olivia’m bugün üç yaşına girecekti. Siz aradığınızda

kızım ve yeni doğacak bebeğim için dua ediyordum,” dedi.

Ertesi gün hastane girişinde buluştuğumuzda Lisa’nın heyecanı her hâlinden belliydi. İlk önce hastanenin kori­dorlarında amaçsızca gezindik. Sonra bir kat yukarı çıktı­ğımızda, ki burası Olivia’nın odasının olduğu kattı, Lisa durdu. Kalbinin deli gibi attığını, duvarların üstüne gel­diğini söyleyince biz de onu zorlamadık. Şimdi geri döne­bileceğimizi ama eğer tekrar buraya gelmeyi kabul ederse ona tatlı bir şeyler alacağımızı söyledik. Hiçbir kadın, hele hamile bir kadın, tatlıya hayır diyemezdi ne de olsa. Dışarı çıkıp tatlı bir şeyler aldıktan sonra tekrar hastaneye dön­dük ama o odaya girmedik.

Bu şekilde her hafta hastaneyi ziyaret etmeye başladık. Artık hastaneden çıkmamıza gerek kalmıyordu çünkü Lisa ne kadar zorlansa da içeride kalmaya dayanabiliyordu. Elimi sıkıca tutarken alnının terden boncuk boncuk olduğunu gö­rebiliyordum.

Haftalar geçtikçe Lisa elimi daha az sıkmaya başladı. Hat­ta artık gülümsüyordu da. Ve sonunda bir gün Olivia’nın odasına girdik. Başta ağlasa da çabuk toparladı kendini Lisa. Odada biraz zaman geçirdikten sonra yeni doğan bebeklerin bulunduğu bölümü gezdik. Bebeklere gözlerinin içi rak bakıyordu. Artık bebeğini kucağına almaya hazırdı.

Ve bir hafta, Robert toplantıya tek başına geldi. Elinde pembe kurdele ile bağlanmış büyük bir papatya demeti taşı­yordu. Bize kızlarının fotoğraflarını gösterdi. Lisanın doğu­ma giderken kendinden çok emin ve iyi olduğunu, doğumun çok rahat geçtiğini ve bebeğin adını, kaybettikleri kızlarının anısını yaşatmak için “Olivia” koyduklarını söylediğinde he­pimiz ağlamaya başladık.

Robert bize, bir mucizeyi gerçekleştirdiğimiz için defalar­ca teşekkür etti. Bizler de aynı mucizeye inanıyorduk ama benim inandığım bir mucize daha vardı. Bu olaydan sonra birkaç kez daha buluştuk ama gruptaki herkes, terapilere ih­tiyaçları kalmadığının farkındaydı artık. Lisanın acısını pay­laşıp bu genç çiftin yaralarını sarmak için bir araya gelmek, sihirli bir değnek gibi dokunup herkesi iyileştirivermişti.