Ana sayfa IŞIĞIN GÖR DEDİĞİ Ha­yat, bitmeyen bir yolculuk

Ha­yat, bitmeyen bir yolculuk

311
0

Bugün size hayatın, önünüze sunulan ufak kısımlarına takılıp tümü hakkında yargılara varmamak gerektiğini anlatan bir hikâye paylaşacağım.

Köyün birinde ihtiyar mı ihtiyar, fakir mi fakir bir adam varmış. Fakir olmasına fakirmiş ama tüm kö­yün konuştuğu, kralın bile kıskandığı, beyaz bir atı varmış. Kral, atı satın almak için neredeyse tüm hazinesini teklif et­miş yaşlı adama ama adam bir türlü atını satmayı kabul etmiyormuş. Kral olduğu ve itibarını zedelemekten korktuğu için de atı çalamıyormuş tabii.

Köy halkı yaşlı adam ile dalga geçip duruyor, “Altı üstü bir at, sat gitsin,” diyormuş.

Yaşlı adam ise, “Sizin altı üstü bir at dediğiniz, benim en sadık dostumdur  insan  hiç dostunu satar mı? Ona dünyaları değişmem,” diyormuş.

Bir sabah kalktıklarında atın ortadan kaybolduğunu gör­müşler. Bunun üzerine köy halkı yaşlı adamın evine gidip, “Gördün mü? Atını satmadın ama o seni bırakıp gitti ya da biri aldı götürdü. Sonuç olarak hem atsız hem parasız kaldın.

Atı satsaydın ömrünün kalanını sıkıntı nedir bilmeden yaşayacaktın,” demiş.

İhtiyar, insanların sözlerine karşı sakinliğini hiç bozma­dan, “Karar vermek için acele etmeyin, gün doğmadan ne­ler doğar,” demiş. “Siz soranlara at kayıp deyin yeter. Çünkü gerçek bu. Gerisini bilemeyiz. Atın ortadan kaybolması şans­sızlık mı yoksa şans mı göreceğiz.”

Köylüler yaşlı adamın bunadığını düşünüp ona kahkaha­larla gülüp yanından ayrılmışlar.

Ancak aradan 10 gün geçmeden, beyaz at gecenin bir ya­rısı dönmüş. Başını alıp dağlara gitmiş, dönerken de gördüğü 8 atı peşine takıp da gelmiş. Bunun üzerine köylüler yine yaşlı adamın yanına gidip ondan özür dilemişler.

“Sen haklıydın,” demiş aralarından biri.

Bir diğeri devam etmiş. “Evet, atının ortadan kaybolması şanssızlık değil, aksine daha büyük bir şansın habercisiymiş.”

Başka biri de, “Bir at kaybettin sanırken şimdi 9 atın bir­den oldu,” demiş.

ihtiyar yine aynı sakinlikle, “Karar vermek için yine acele ediyorsunuz, etmeyin,” demiş. “Siz soranlara atın döndüğü­nü söyleyin yeter. Çünkü gerçek bu. İleride neler olacağını bilemeyiz. Bir kitabın ikinci sayfasına bakarak sonunu nasıl tahmin edebilirsiniz ki?”

Köylüler bu sefer, bir önceki gibi kahkahalarla dönüş yolundayken kendi aralarında, yaşlı adamın bunadığına karar vermişler.

Atın dönüşünden bir hafta sonra köyde, ihtiyarın evi geçindiren tek oğlunun vahşi atları terbiye etmeye çalışırken düşüp kolunu kırdığı haberi duyulmuş. Köylüler yine ihtiya­rın evine gelmişler.

“Nasıl oluyor da her seferinde haklı çıkıyorsun bilmiyoruz ama yine haklıydın. Bu atlar yüzünden evini geçindiren tek oğlun sakatlandı. İyice parasız pulsuz kalacaksın,” demişler.

İhtiyar bu sefer bıkkın bir ses tonuyla, “Hepiniz karar ver­me hastalığına yakalanmışsınız, durumunuz hiç iyi değil,” de­miş ve devam etmiş. “Soran olursa oğlumun kolunu kırdığını söyleyin. Çünkü gerçek bu. Bunun da hayır mı şer mi oldu­ğunu zamanla göreceğiz. Hayat böyledir işte. Ufak parçalar hâlinde önünüze çıkar ve gerisi size hemen gösterilmez.”

Bu son olayın üzerinden birkaç hafta geçmiş ve ülkeye büyük bir ordu saldırmış. Kral da ülkesini kurtarmak için eli silah tutan herkesi savaşa çağırmış. Bunu duyan köylüler, so­luğu ihtiyarın evinde almış. Çünkü ihtiyarın oğlu hariç tüm gençler teker teker savaşa alınmış.

“Yine haklı çıktın ihtiyar,” demiş aralarından biri.

Bir diğeri söz alacakken ihtiyar daha fazla dayanamayıp araya girmiş. “Siz gerçekten iyileşemiyorsunuz. Yine erken­den karar vermeye devam ediyorsunuz. Oğlumun savaşa gidemeyişinin de iyi olup olmadığını bilemeyiz. Acele karar vermeyi bırakın. Hayatın, önünüze sunulan ufak kısımlarına takılıp tümü hakkında yargılara varmayın. Unutmayın ki ha­yat, bitmeyen bir yolculuktur. Bir yol biter, öbürü başlar; bir hedefe varılır, karşınıza yenisi çıkar.”