Ana sayfa Köşe Yazarlarımız Yaşlı ve çocuk

Yaşlı ve çocuk

295
0

Bugün size  sevdiğiniz bir insanı kaybetmenin acı­sının  anlatan bir hikaye paylaşacağım .

Mahallemize yaşlı  bir çift taşındığında sekiz yaşlarındaydım. Sessiz, sakin, kendi hâllerinde insan­lardı. Konuşmalarından anladığımız kadarıyla ikisi de İtalyandı. Ama kadında, herkesi ondan uzak tutan ve rahatsız eden bir şey vardı. Muhtemelen giyim tarzından kaynakla­nıyordu bu. Bir de simsiyah, donuk gözlerinden. Her zaman beyaz dantel yakalı, siyah ve yere kadar uzun, elbiseler gi­yiyordu. Başının tepesinde minik bir topuz yaptığı saçları, bana bir kuş yuvasını hatırlatıyordu. Tuhaf görünümünden ve içe kapanıklığından dolayı yalnız bir kadındı.

Mahalleden kimse onunla arkadaş olmaya yanaşmadı­ğından, yaşlı kadın da kendine kuşları arkadaş edinmişti. Sevgiye aç olduğu için nerede bir sevgi kırıntısı görse oraya yöneliyordu sanki. Kuşları sabah akşam besliyor, bahçesinde oturup saatlerce onları izliyordu. Ağır ağır yürürken kuşlara bir şeyler söylüyordu. Ancak ne zaman etrafına baksa ve ben o simsiyah gözlerle karşılaşsam dehşete düşüyordum. Kuşlar nasıl oluyordu da bu kadından korkmuyordu, bunu hiç anlayamıyordum.

Kadının aksine eşi çok samimi ve dışa dönük biriydi. Ne zaman karşılaşsak ya da beni uzaktan bile görse bana mutlaka el sallıyordu. Gülümsediğinde bembeyaz dişleri ortaya çıkıyordu. Göbeğiyle ve sevimli yüzüyle gerçekten hoş biriydi.

Ama Bay Alfredo’nun eski model, harika bir arabası ol­masaydı onu fark eder miydim, bundan pek emin değilim. Onunla tanışmamız, Bay Alfredo’nun arabasını garajdan çı­kardığını görüp, garaj kapısını kapatmak için istemsizce ona doğru koşmamla oldu. Nedense ona yardım etmek istemiş­tim. Garaj kapısının, aracından inmesine gerek kalmadan kapanmasından dolayı çok mutlu olduğu belliydi.

“Delikanlı, bak bakalım bir buraya. Bana yardım ettiğin için teşekkür ederim. Adın ne senin?”

“Benjamin.”

“Peki, Benjie, tekrar teşekkür ederim. Al bakalım bu da ödülün,” deyip bana, kırışık elleriyle bir kutu sakız uzattı. O dönemlerde bu çok değerli bir hediye olduğu için sevinçten havalara uçtuğumu hatırlıyorum.

O günden sonra Bay Alfredo’ya her gün yardım etmeye başladım. Hem onu mutlu ediyordum hem de sürekli sakız alıyordum. Bu sayede aylarca güzel bir dostluk geliştirdik.

Aradan çok bir zaman geçmemişti ki Bay Alfredo’nun eşi, Bayan Enrica hastalandı. Bay Alfredo’nun dediğine göre du­rumu çok ağırdı. Bayan Enrica, haftalarca evden dışarı adı­mını atamadı. Kuşlar da aç kaldıkları için bahçede ve cam anarlarında ötüp durdular ama Bayan Enrica Kuşlar onu bir daha asla göremeyecek.

Bir gün Bay Aflredo nun evinin önünde birden çok araba görünce, Bayan Enrica’nın öldüğünü anladım. Bay Alfredo evine gelen insanlarla birlikte, büyük siyah bir arabaya binerek gitti ve sonra tekrar geri geldi. Ben ise bu durumlarda ne yapılacağını ya da arkadaşıma nasıl yar­dım edeceğimi bilmediğim için sadece bekledim. Bay Alf­redo o güzel arabasını günlerce garajdan çıkarmadı. Ben de beklemeye devam ettim.

Günler günleri kovaladı ve nihayet garajdan beklediğim motor sesi geldi. Sesi duyar duymaz kapıya koştum. Beni gö­ren Bay Alfredo her zamanki gibi elini salladı. Sokaktan kar­şıya geçip, ne diyeceğimi bilemeden öylece durdum. Kolunu arabanın camından çıkartıp, “Selam Benjie, gel sana sakız vereyim,” dedi. Ama henüz garajı kapatmamıştım. O yüzden koşup kapıyı kapattım ve sakızlarımı aldım. Arkadaşımın büyük bir üzüntü içinde olduğunu bildiğimden, sakızlara sevinememiştim bile.

“Benjie, ben Enrica’yı ziyarete gideceğim. Mezardaki çi­çeklere bakmam gerekiyor. Sen de gelmek ister misin? Ara­bayla gezinmiş olursun.”

Başımı evet anlamında salladım.

“Harika. O zaman annene bir sor bakalım. İzin verirse gidelim. Annem başta biraz düşünse de sonrasında izin verdi

Sonunda, uzun zamandır hayallerimi süsleyen arabanın içindeydim. Kadife kaplama koltukları yumuşacıktı. Ahşap direksiyonu öyle güzel parlıyordu ki dokunmamak için ken­dimi zor tuttum. Motordan hafif sesler çıkarken sokağı geç­tik. Bay Alfredo çok üzgünken ben dünyanın en mutlu ço­cuğuydum. Hayallerimin arabasına binmiştim! Bundan daha güzel bir şey olamazdı.

Mezarlığın başındaki dar yola gelince arabayı durdurup indik. Sessizce Bayan Enricanın mezarına doğru yürüdük. Bay Alfredo, hiç hâli yokmuş gibi yavaşça yürüyordu. Bu hâli beni oldukça üzüyordu.

Mezarın başına geldiğimizde bir an için öylece durup dal­gın dalgın Bayan Enricanın adının yazılı olduğu taşa baktı. Yüzünü göremiyordum ama eliyle gözlerini sildiğini anlamış­tım. Ardından toparlanıp çiçeklerle ilgilenmeye koyuldu. Ya­bani otları temizlerken öyle sessiz ve yavaştı ki sanki karısını rahatsız etmekten korkuyordu. Bir şeyler söyledi ama arkası dönük bir şekilde eğildiği için ne dediğini anlamadığımdan tekrar etmesini rica ettim. “Arabada su koymak için büyük bir şişe var, oğlum. Ona çeşmeden su doldurup getirebilir misin? Çiçeklere su verelim ki yaşamaya devam etsinler.” Bu sözü, onun ne kadar iyimser biri olduğunun canlı kanıtıydı. Çiçekler ölmesin demek yerine yaşamaya devam etsin de­mişti. Bay Alfredo’nun bana öğrettiği en değerli şey, hayata olumlu tarafından bakmak oldu

Şişeyi doldurup getirdim ve birlikte çiçekleri, yamaya devam etsinler diye suladık. Ardından eşine bir şeyler söyleyip veda ettikten sonra elini omzuma koyarak gidebileceği  söyledi. Arabaya kadar hiç konuşmadan yürüdük.

Arabaya bindiğimizde, kontağı çevirmeden önce bana dö­nüp, “Bence ikimizin de biraz eğlenmeye ihtiyacı var,” dedi ve göz kırptı. “Hadi seninle bir golf sahasına gidip biraz top­lara vuralım, ne dersin?”

“Gerçekten mi?” derken, sevinçten ve şaşkınlıktan gözle­rimi kocaman açmıştım. Evet anlamında başını sallayınca, “Evet, gidelim o zaman!” diye bağırdım.

Golf sahasına giden yol çakıllı olduğundan, tekerlekler­den gelen tuhaf sesleri dinleyip durdum. İnsana değişik bir Huzur veriyordu bu ses.

Golf alanına geldiğimizde arabayı park yerine park ettik. Bay Alfredo, elini yine omzuma atarak beni golf sopalarını ve toplarını alacağımız yere doğru yönlendirdi. Kocaman bir kova dolusu top ve iki sopa aldıktan sonra çimlerin üzerin­deki yerini aldı. Elindeki sopasını havaya kaldırıp vuruş po­zisyonuna geçerken âdeta bir dev gibi gözüküyordu. Birden­bire, bu adama karşı içimde büyük bir sevgi olduğunu fark ettim. Aramızdaki yaş farkına rağmen, benim en iyi arkada­nım gibiydi. Topa hızla vurdu ve oldukça ileri bir noktaya gi­den topun arkasından uzun uzun baktı. Top yere düştükten sonra bana dönüp, ‘Hadi bakalım, evlat. Sıra sende,” dedi.

Daha önce hiç golf oynamadığım için çekinerek gittim. Topu bir metre bile ileri fırlatmam büyük başa sayılabilirdi. Çekingenliğimi fark eden Bay Alfredo, bana sopayı nasıl tutacağımı, vuruş pozisyonunu nasıl alacağımı sopayla nasıl vuruş yapacağımı büyük bir sabırla öğretti o gün, hayatımın en güzel günüydü.

O günün ardından her pazar günü önce mezarlığa, ardın­dan golf sahasına gidip atış yaptık. Bu, ikimiz arasında bir ritüeldi artık. Pazar günlerini dört gözle bekler ve ödevlerimi cumartesiden bitirip pazar gününe yapılmadık hiçbir işimin kalmamasına özen gösterir olmuştum. Annem de bendeki bu değişimden ve Bay Alfredo ile kurduğum arkadaşlıktan memnundu. Bay Alfredo, bana her gün yeni şeyler katıyor, yapamadığım pek çok işi öğretiyordu. Kendime güvenen, kendimle gurur duyan biri olmamda en büyük paya o sahipti.

Onu bu kadar çok seven sadece ben değildim. Büyük bir fabrikası vardı ve boş günlerimde beni de yanında götürür, yeni ortamlar ve insanlar görmemi sağlardı. Yanında çalışan insanlarla da arası çok iyiydi. Onu bir keresinde, oğlunu bir kazada kaybeden bir adama sarılıp ağlarken görmüştüm. Yardıma muhtaç bir gencin ihtiyaçlarını giderdiğini görmüş­tüm. Çalışanlarının çocukları fabrikaya geldiğinde onlarla tıpkı bir dede gibi ilgilenir, hepsine bana verdiği sakızlardan verirdi. Kısacası, onu sevmeyen bir kişi bile yok gibiydi.

Bu kadar sevilen, bu kadar iyi bir insanı kaybetmenin acı­sının da ne denli büyük olduğunu küçük yaşta öğrendim.