Ana sayfa IŞIĞIN GÖR DEDİĞİ Annelik

Annelik

303
0

Size bugün annelik nasıl bir fedakarlık olduğunu anlatan bir hikaye paylaşacağım.

Annelik hiç ama hiç beklemediğim bir anda buluverdi beni. Kendi hâlinde yaşayan, hosteslik yapan kadınken kanatlarımı bırakıp evlenmeye karar vermem de bir anda oldu.

Büyükannem bir ameliyat geçirmişti ve onu ziyarete git­tiğimde, ameliyatını yapan doktorla, yani şimdiki kocamla tanıştım. ilk görüşte aşk dedikleri şey gerçekten de vardı. Onunla tanışmadan bir sene önce, çocuk sahibi olmamın neredeyse imkânsız olduğunu öğrendiğimden, bir evliliğin eşiğinden dönmüştüm. O da bana, yıllar önce eşinden ayrıl­dığını ve iki oğlu olduğunu söylemişti.

Tanışmamızın üzerinden birkaç ay geçmişti ki bana ev­lenme teklifi etti. Her şey hızlı ama oldukça güzel gidiyordu. Beni bir anda bulan mutluluk, tüm hayatımı baştan aşağı değiştirmişti. Aradan beş ay geçtikten, mucizevi bir şekilde evlendikten kısa bir süre sonra hamile kaldığımı öğrendim.

Kendimi çocuğumun olmayacağı fikrine öyle alıştırmıştım  ki bu bana büyük bir sürpriz oldu.Ama asıl sürpriz de yoldaydı. Gerçekten yoldaydı. Hamileliğimin ve evliliğimizin sekizinci ayında, eşimin eski eşi oğlunu uçağa bindirip babalarına gönderdi. Çocukların geldiğinin ertesi günü, bebeğim bir ay erken doğarak dünyaya geldi. Yani bir anda biri dokuz, diğeri on yaşında ve diğeri de           bir günlük olmak üzere üç oğlum olmuştu. Bundan iki yıl sonra da bir kızımız doğdu.       

Dört çocukla ilgilenmek, evin işlerini yapmak, yemek ha­zırlamak.  Bunların hepsi çok fazlaydı. Bazı günler gerçek­ten çok bunalıyor ama yine de sabredip bir şey demiyordum. Günün birinde bana elbet teşekkür edeceklerine inanarak hayatıma devam ediyordum. Şimdi geçmişe bakınca pek çok zorluğu unuttuğumu fark ediyorum. Ancak çocukları maça götürmek için onlara şoförlük yaptığım, antrenmanlar için önceden kalkıp onları hazırladığım, veli toplantılarına yetiş­mek için koşturduğum, okuldaki bir etkinlik için yapılması gerekenleri son gün öğrendiğim günleri hatırlıyorum. Tüm bu süreçte eşim çalışıyordu. Üvey çocuklarımın annelerin­den ise en ufak ses çıkmıyordu. Günün birinde geçmişe ba­kıp onları da kendi çocuklarım gibi sevdiğimi ve hiçbir şe­kilde ayrımcılık yapmadığımı anlayacaklarını umuyordum.

Büyük üvey oğlumun lise mezuniyetinde, annesi sonunda ortaya çıkmaya karar verdi. Mezuniyet töreni, kalabalık ama hoş bir ortamda, açık havada yapılıyordu. Kocam ve eski eşi, çocuklarının mezuniyet törenini büyük bir gururla izliyor­du. Diğer oğullar, da yanlarında  oturuyordu. Bense bizim çocuklarımızla, hemen arkalarındaydım

Mezuniyet töreni konsept olarak biraz farklıydı. Her öğ­rencinin elinde birer tane gül vardı. Müdür konuşmasını bi­tirene kadar kimse güllerin ne için olduğunu anlamamıştı. Müdür, konuşmasının ardından öğrencilere dönüp, diplo­malarını aldıktan sonra kürsüden inerek ellerindeki gülleri hayatlarındaki en değerli ve onları en çok etkileyen kişiye vermelerini istedi. O an bu fikir bana tuhaf gelse de üvey oğlum elindeki gülü bana verdiği an hissettiklerimi hayatım boyunca unutamayacağım.