Ana sayfa Köşe Yazarlarımız Zenginliğimizi Fark Etmek

Zenginliğimizi Fark Etmek

318
0

Sevgili okurlar, fakirlik ya da zenginlik sahip olduğumuz eşyalara, giydiğimiz kıyafetlere bağlı değildir. Zenginlik sahip olduğun güzel ve değerli şeylere göre önem kazanır. Yani bir ailen varsa, iyi bir anne babaya sahipsen, kardeşlerin varsa sevdiğin insanlar yanındaysa ve aynı çatı altında huzurlu ve mutluysan dünyanın en zengin kişisi sen oluverirsin. Sahip olduğumuz zenginlikleri fak edebileceğimiz muhteşem bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istedim…

Anne baba olmak bir çocuğu dünyaya getirmek demek değildir sadece. Bazen öyle durumlar vardır ki ebeveynlin gerçek değeri bu tip anlarda belli olur. Örneğin evlatlarını fakirlik içinde büyüten ancak onlara bunu yansıtmayan, hissettirmeyen anneler ve babalar çok daha özeldir.

Henüz ilkokula başlamış bir çocuk olarak fakir olduğumuzun bilincinde değildim. Her şeyim vardı bana göre. Her zaman oyunlar oynayıp vakit geçirdiğim kardeşlerim, çok yeni olmasalar da oyuncaklarım… Kitaplarımız da vardı evde. Bazıları biraz eskiydi ama vardı işte. Bezden yapılma bir bebeğim vardı. Annem onu kendi elleriyle dikmişti eski kumaş parçalarından. Tek düğmeli bir elbise bile vardı üzerinde! Her akşam yatmadan önce annem saçlarımı tarar, örerdi. Ayakkabılarımın boyasını en az ayda bir tazeler, daha güzel görünmelerini sağlardı. Okulda da çok mutluydum. Okumayı söken ilk öğrenci ben olduğum için ödüllendirildim. Sınıf başkan, seçilmiştim.

Dersten hemen önce sınıf defterini öğretmenler odasından alır, ders bitince de gidip yerine bırakırdım. Bu bana bir sorumluluktu ve bu işi yaparken keyif alıyordum. Yine bir gün okulun öğretmenler odasına çıkan merdivenlerini tırmanırken iki erkek çocuğunun pencerenin önünden bana baktığını gördüm. Aralarındaki fısıldaşma dikkatimi çekmişti. Yanlarından geçerken, “Bak işte, o fakir kız,” dediklerini duydum. Bir anda yüzüm kıpkırmızı kesilmişti. Boğazımda bir şeylerin düğümlendiğini hissettim. Aralarında gülüştüklerini fark ettiğimde koşar adımlarla oradan uzaklaştım. Bütün günüm korkunç bir şekilde geçmişti. Zihnimde o çocukların söylediği şey dönüp duruyordu.

Nihayet gün bittiğinde, içimdeki öfkeyle birlikte evin yolunu tuttum. O çocukları düşünmeden edemiyordum. Acaba neden fakir olduğumu düşünmüşlerdi? İşte o anda gözlerim yanından geçtiğim vitrine takıldı. Camekânda yansımamı görebiliyordum. Eteğimin uçlarının ne kadar yıprandığını daha önce fark etmemiştim. Sonra tekrar baktım kendime. Kıyafetimin rengi öylesine soluktu ki… Eve vardığımda artık bir sürü şeyi fark etmiş ve kendime iyice acımaya başlamıştım. Sanki kendi yuvama değil de bir başkasının evine giriyormuşum gibi geldi. Kapının soyulmuş boyasından, mutfak raflarındaki örtülerin eskiliğinden, her şeyden ama her şeyden olumsuz bir duygu alıyordum. Annemin beni güler yüzüyle karşılaması bile neşemi yerine getirmemişti. Ona beklediği sıcak tepkileri vermeden üç kardeşimle paylaştığım odama gidip kapıyı kapattım. Akşam yemeği saatine kadar da oradaydım. Annemyemeğin hazır olduğunu bildirmek için seslendiğinde isteksize yatağımdan kalktım ve mutfağa doğru gittim. Henüz babam salondan gelmemişti. Bu arada bir cesaret bularak anneme ‘’Anne biz fakir miyiz?” diye sordum. Annemin bir şeyi açıklamaya çalışacağını düşünüyordum. O ise kısa bir sessiz kaldı ve sonrasında da dönüp gözlerini gözlerime kilit­ledi. “Fakir mi?” dedi. Sonra önüne dönüp çorbayı kâselere doldurmaya devam etti. “Hayır, biz fakir değiliz. Sahip oldu­ğumuz şeyleri bir düşün bakalım. Sence fakir miyiz?” diyerek gözleriyle sofraya dizilmiş olan kardeşlerimi işaret etti. Annemin söyledikleri üzerine, evimizde bizleri sıcak tu­tacak şekilde yanan sobamızı, annemin kendi elleriyle dik­tiği perdelerimizi, babamın sırf biz çok seviyoruz diye aldığı kurabiyeleri düşündüm. Annem çok haklıydı. Fakirlik ya da zenginlik sahip olduğumuz eşyalara, giydiğimiz kıyafetlere bağlı değildi… Buna bağlı olmamalıydı. O küçücük yaşım­da bunları kendi başıma anlamam imkânsızdı ama annemin sözleriyle, onun anlatmak istediklerini kesinlikle özümseye bilmiştim.

“Belki bazı insanlar, çok fazla paramız olmadığı için bizi fakir sanabilirler ancak bizim o kadar çok şeyimiz var ki… Bunları fark etmek için güzel bir yürek gerekir öncelikle. Sen güzel yürekli bir çocuksun ve bunları eminim fark edeceksin. Şimdilik kimsenin ne elediğini umursama ve elinde olan güzelliklerin tadını çıkar, olur mu benim güzel kızım?” Annem bu sözlerinin ardından tezgâha geri döndü ve o akşam benim karnımı doyurmaktan çok daha fazlasını yaptı. Yüreğimi doyurup içimi ısıttı.