Ana sayfa IŞIĞIN GÖR DEDİĞİ Sevgililer Günü Kartı

Sevgililer Günü Kartı

276
0

Yaşamımda bir çok Sevgililer Günü yaşamış ol­mama rağmen, bunlardan yalnızca birini çok özel anlamda hatırlıyorum. OAncak güne anlamını veren yalnızca bir kızı hatırlıyorum. İlkokul dördüncü sınıftan Izzie Pal…

Izzie o gün, bana üzerinde öyle güzel sözler yazılı bir kutu kartı vermişti ki aldığım hiçbir kart beni bir daha öyle­sine etkileyemedi.

Sevgililer Günü her yıl kocaman umutlarla yaklaşır  ne mutsuzluklar ve hayal kırıklıklarıyla geçip giderdi ki. ben de birçok yetişkin gibi o günün tek anlamının alışveriş çılgınlığı olduğunu düşünmeye başlamıştım. Ama Izzie…

Dördüncü sınıfın sonunda Izzie hayatımdan tümüyle çıkıp etmemiş olsaydı neler olurdu acaba? Bu yaşında hâlâ yirmi yıl önce kaybetmiş olduğu sevgilisinin hayalini sürdürmeye ça­lışan bir adam insanlara psikiyatri hastasından başka bir şey ifade etmez herhâlde. Hayal kırıklıklarıma takılıp kalmış ve peşimden kırık bir bacak gibi sürüklenip gelen başarısız Sev­gililer Günü anılarımı düşününce, dokuz yaşımdan beri haber almamış ve bir kez bile görmemiş olduğum Izzie’nin hayaL belleğimden bir türlü silinmiyordu. Geçen seneki Sevgililer Günü’nde birden aklıma düştü yine Izzie, onu bulmalıydım.

Yıl 1988. Güney California’da bir kasaba. İki yıl boyunca sokağın karşısında oturan ay yüzlü bu kıza âşık olmuştum. Bu, Izzie, uzun süre hayatımda aşk kelimesinin karşılığı ola­rak yer etti. Fakat gün geçtikçe bu aşk karmaşık hâller de ald* İlk olarak Izzie’nin abisi Richard benim en iyi arkadaşımdı İkincisi, Izzie’nin yanında çok utangaç bir hâle bürünüyordum.

. Bu kısa yürüyüşler benim hayatımın en Önemli parçaların­dan biri olmuşken Izzie’yi bir kez bile bize davet etme cesa­retini gösteremedim.

Bütün her şey bir Sevgililer Günü’nde oluverdi. Sınıfça gelenekselleşmiş kutlama kartı alışverişini yapmıştık, kuralımız şuydu: Eğer birine kart vereceksen, sınıfın geri kalanına da bu kartı vermen gerekiyordu.

O günle karşılaştırıldığında soluk kesebilecek başka bir Sevgililer Günü alabilir mi? O andan itibaren yaşamaya başlamış gibiydim. Izzie ve ben bir yuva kurabilirdik. Yalnızca bir sorunum var­dı, abim Peter.

Kartı defalarca okuduktan sonra çorap çekmecemin en altına  yerleştirdim. Her nasıl olduysa Peter çekmecelerimi karıştırıp kartımı o gece ortaya çıkarmıştı. Aslında  kadar da sadist biri değildi ama abi olmanın kötü şekilde davranmıştı işte.

Izzie serviste yanıma oturdu ve eve varıncaya kadar elimi tuttu.Daha sonra evlerimize doğru yürürken de elimi hiç bırakmadı. Kapımıza geldiğimizde göğsümdeki o patlamayı ifade edebilecek bir sözcük olduğuna inanmıyorum.

En sonunda, “Evet, sanırım elveda deme zamanı,” diyemedim.”Senin gitmene çok üzülüyorum,” dedi.

Ben de çok üzgünüm.”Bu kadar konuşabildik. Daha sonra o eğilip beni yanağımdan öptü ve her zamanki gibi koşarak uzaklaştı.Ertesi gün taşındık ve Izzie’yi bir daha hiç göremedim.

İlkokul dördüncü sınıfta âşık olduğunuz bir kızı bunca yıl sonra aramak pek sağlıklı bir şey gibi durmuyor biliyorum.Eski arkadaşlarımdan birine ulaşıp Pal Ailesi’nin Hawaii’ye dığını öğrendim.

Umudumun azalmaya başladığı sırada avukat bir cay­dığım Arizona’da Aradığınız Kişiyi Bulun diye bir şirketler bahsetti. Bu şirket, izini bulmakta zorlandığımız kişileri bakmak için kurulmuş. Hemen onlarla iletişime geçip elimdeki  sınırlı bilgiyi iletmiştim. Ve bir mucize oldu! Doğru Izzs Pal’ı buldular.

Bir keresinde amcam, “Okyanusa kadar gelip girmemek olmaz,” demişti. Ama sular buz gibi olduğundan ben de­nize girmekten bile korkuyordum. Ancak Izzie’ye bu kadar yaklaştıktan sonra okyanusun kıyısında durup acaba diyerek ufuk çizgisine gözleri dikmenin ve sonsuza kadar merak :.nde kalmanın da bir anlamı yoktu. Buna rağmen telefon etmektense bir mektup yazmanın Izzie için daha az şaşırtıcı sıcağını düşündüm. Hem mektup yazmak benim için de daha kolay olacaktı.

Mektubun “Sevgili Izzie,” diye başlıyordu. “Umarım beni utmamışsındır…” Tüm öğleden sonramı bu mektubu yaz- ya harcadım. Yirmi yıl boyunca neler yaptığımdan tutun ne kadar özlediğime kadar aklıma gelen her şeyi yazdım, her ikimiz de yetişkin birer bireydik ve kendi hayatlarımız . Acaba bir araya gelmek eğlenceli olmaz mıydı? Mektubu ™. İm bu olup bitenler sana çok saçma gelmiyorsa mektupla ya i telefonla bir haber verir misin?” diyerek bitirdim.

3 akşam mektubu hızlı posta ile gönderdim. Ertesi akşam Eeronum çaldı.”Tabii ki seni hatırlıyorum.” “Izzie?””Senin Tony isminde bir köpeğin vardı.” “Evet.”” Havalar ne kadar sıcak olursa olsun okula giderken hep o sevdiğin ceketini giyerdin.””Evet.””ben su çiçeği geçirdiğimde otobüs durağında bir çocuk  diye  dalga geçmişti ve sen onu fena hırpalamıştın.İzzıe.”Selam yabancı.”

Bir saat boyunca konuştuk, ikimiz de biraz gergindik; tuhaf bir şey de olmadı. Birkaç kez rahatsız edici bir sessi: yaşadık, ses tonu da biraz değişmişti ama yine o sevimli Iz idi işte. Abisini anlattı bana, ben de Peter’dan bahsettim, ikisinin de bizlere ne kadar kötü davrandığından kont gülüştük. Konuşmanın ortalarında bir yerde bana işine ve kocasından bahsetti. İki oğlu vardı. Büyük olanı bu okula başlayacaktı. Onun sürekli ileriye doğru yönelen ya­şantısını övdüm, bense kısır bir döngüde takılıp kalmıştı.  Ben de genel olarak yaşantımdan bahsettim. Çok samimi  davrandı. Hatta gelecek hafta çok sevdiğim bir restoran buluşma teklifimi bir an bile düşünmeden kabul etti.

Mektubu dikkatle katladıktan sonra zarfın üzerine Izzie’nin ismini tutkalla yazıp üzerine sim döktüm. Restorana döndüğümde zarfı masanın üzerine bıraktım. Dışarı çı­karken tanıdık gözleri olan bir kadın yanımdan geçti. Artık dünyanın bizim çocukluğumuzda olduğu gibi basit bir yer olmadığını düşünüp hüzünlendim. Bazı güzelliklerin yaşam boyunca ulaşamayacağım bir yerde olmalarına rağmen asla değişmediklerini bilmek ise bana mutluluk verdi.