Ana sayfa IŞIĞIN GÖR DEDİĞİ Büyükanne şefkati

Büyükanne şefkati

177
0

Bugün sizin için babaanne şefkatini anlatan bir hikaye paylaşacağım.

Gecenin geç saatlerinde sıcacık yatağımdan çıkıp büyükannemi bulmak üzere evi dolandığımda daha beş yaşlarındaydım. Büyükannem geç saatlere kadar oturup tele­vizyon izlemeye bayılırdı. Ben de ara sıra pijamalarımla onun odasına süzülür, büyükannem fark etmeden arkasındaki san­dalyeye oturur ve ondan habersiz televizyon izlerdim. Fakat o akşam odasına girdiğimde büyükannem orada değildi. Evin diğer bölümlerini de gezmeme rağmen büyükannemi bir türlü bulamamıştım.

Kalbim heyecanla çarparken, “Büyükanne?” diye sesleni­yordum. Evde onu arayıp da bulamadığım hiçbir an olma­mıştı. Birazcık sakinleşip düşününce onun bir arkadaşının evine yatıya gittiğini hatırladım. Birden içim ferahladı ama yine de gözlerim dolu dolu olmuştu.

Hemen odama koşturup yatağımın içine girdim ve böyle soğuk gecelerde beni sımsıcak tutan battaniyeme sarıldım. Bu battaniyeyi büyükannem daha ben doğmadan örmüştü. Bebekliğimden beri yaz, kış demeden onu yatağımın bir ucunda bulundururdum mutlaka. O gece, “Büyükannem yarın dönmüş olacak,” diyerek kendimi sakinleştirdim ve uy­kuya daldım.

Annem ve babam evlendikten sonra ağabeyim Gary dün­yaya gelince, büyükannem bizimle yaşamaya başlamış. Satın aldığımız kocaman evin borçlarının ödenebilmesi için anne­min de çalışması gerekiyormuş ve bu sırada ağabeyimi bir ba­kıcıya emanet etmek yerine büyükannem yanımıza taşınmış.

Okul hayatım boyunca, birçok arkadaşım okul dönüşü boş evlere giriyorlardı. Ben ise çok şanslıydım. Büyükannem ben okuldan dönmeden önce fırına keki koyardı. Ben geldiğimde ise sıcacık bir bardak süt ile üzerinde dumanı tüten bir dilim kek beni bekliyor olurdu. Ben hazırladıklarını atış­tırırken mutfakta birlikte otururduk. Okulda o gün yaşadık­larımı ona uzun uzun anlatırdım. Sonra da karşılıklı oturur ya satranç ya domino oynardık. Kendi taktiklerimi oluşturup onu gerçekten yenmeye başlayana kadar hep benim kazan­mama izin vermişti.

O yaşlardaki birçok çocuk gibi benim de okulda kötü günler geçirdiğim olurdu. Ya birileriyle kavga ederdim ya da sınavlarım kötü geçerdi bazı zamanlarda… Derdim ne olursa olsun büyükannemin şefkat dolu kollarına atardım kendi­mi. O beni sarıp sarmalar, bütün kötü hislerimi unuttururdu bana. İşte bu, harika bir duyguydu. Büyükannemin kolların­da sakince uyukladığım zamanlarda sanki her şey düzelmiş  gibi gelirdi.

On sekiz yaşındayken, hiçbir şey yolunda gitmemeye başladı. Büyükannem bir kalp krizi geçirmişti ve doktorlar tekrar yanımıza dönecek kadar iyileşeceğine inanmıyorlardı. Kim  bilir kaç gece, büyükannemin odasında benim için dua ettiğini bilerek uykuya dalmıştım… Şimdi odası boş kalmıştı. O, soğuk bir hastane yatağında uyuyor olacaktı.

Büyükannem birkaç hafta sonra vefat etti. O gece ve ön­ün sonraki birçok gecede, yatağımda gözyaşlarımın yanağıma verdiği sıcaklıkla uyuyakaldım. Yine gözlerimin dolu dolu olduğu bir gece, büyükannemin yaptığı battaniyemi yatağımda topladım ve katlayarak anneme götürdüm.

“Büyükannem burada değilken, onunla konuşamıyor  ona bu kadar yakın olmaya alışık değilim, dayanamıyorum…” dedim. Annem battaniyemi benim için kaldırdı. O battaniye, benim bu zamana kadar en çok değer verdiğim eşyaydı.

Büyükannemi çok özlüyordum. Onun güzel gülüşünü, bana  verdiği nasihatleri unutamıyordum. Gözlerim her yerde sürekli olarak onu arıyordu. Ne lise ve üniversite mezu­niyetimde ne de beş yıl önce Carmen ile evlenirken yanımda yoktu. Ama yine de ben büyükannemin varlığını her daim içimde hissediyordum. Ve bir gün öyle bir şey oldu ki, onun gerçekten de bütün bu süreç boyunca aslında yanımda olduğunu anladım.

Carmen ile başka bir şehre taşınmamızdan hemen sonra  onun hamile olduğunu öğrendik. Hamileliği çok zorlu ge­çiyordu. Hayatımızın büyük bir kısmını hastanelerde geçir­meye başlamıştık. Hatta bu durum işimi kaybetmeme bile  neden oldu.

Hamileliğin sonlarına doğru Carmen’de daha ciddi sıkın­tılar baş gösterdi. Doğum geldiğinde ise doktorlar Carmen  de bebeği de kurtaramayabileceklerini düşünüyorlardı. Car­men haddinden fazla yükselen tansiyonuyla doğuma girdi­ğinde ben de bekleme odasında bir ileri bir geri gidip geli­yordum. Annem ve babam haberi aldıkları gibi yola çıkmış­lardı ancak henüz hastaneye gelememişlerdi. Tüm hayatım  boyunca kendimi bu kadar yalnız ve çaresiz hissettiğimi ha­tırlamıyorum.

Sonra birdenbire, ne zaman kötü hissetsem ona koştuğum büyükannem ve onun sıcak sarılışı geldi aklıma. Her zaman söylediği o rahatlatıcı sözler kulağımda çınlıyordu… “Her şey yoluna girecek… Boşuna kendini üzme.

Bu esnada doğumhaneden bir hemşire çıktı ve eşimin tan­siyonunun normale döndüğünü ve melek gibi bir kız çocu­ğu dünyaya getirdiğini söyledi. Carmen odasına alındığında koşa koşa yanına gittim. İkisi de iyiydi… Maria adını verdi­ğimiz kızımızı kucağıma aldığımda “Büyükanne, keşke sen de burada olabilseydin de bana öğrettiklerinin yarısını kızı­ma da öğretebilseydin…” diye geçirdim içimden.

Birkaç hafta sonra bir akşamüzeri kapımız çaldı. Carmen ve ben kızımızla ilgilenmekle meşguldük o sırada. Kargo şir­ketinin görevlisi üzerinde “Biricik torunum için…” yazan bir kutuyu bize teslim etmişti.

Kutunun içinden binbir emekle örülmüş bir battaniye ve bir çift patik çıktı.

Kutuda bulduğum notu okurken gözyaşlarımı tutamıyorum . Bu güzel günlerde yanında olamayacağım, biliyorum. Bu sebeple çok daha önceden bu kutuyu hazırladım. Her za­man yanında olacağımı bilmen umuduyla…” İmza kısmın­da, o güzel el yazısı ile “Büyükannen…” yazıyordu.

Hastalığının son zamanlarına doğru büyükannem o kadar  yorgun düşmüştü ki battaniyeyi bitirmek için teyzemden yardım almıştı ve sonunda da doğru anda bu kutunun bana teslim  edilmesi için battaniyeyi teyzeme emanet etmişti. Patikleri ise tamamen kendi örmüştü. Ve bunların hepsini, ölü- mün ona iyice yaklaştığını anladığı son bir ayında yapmıştı.