Ana sayfa IŞIĞIN GÖR DEDİĞİ Gerçekten istemek gerek…

Gerçekten istemek gerek…

240
0

Bazı hayalleri gerçekleştirmek için azim ve kararlılık gereklidir.Bu kararlılığı yaşamınızda uygulamak ta çok önemlidiri Bir şeyi isterseniz, ve o şey gerçekleşmiş gibi bir mutluluk içerisinde hayatınızı sürdürürseniz evren size çalışır, ve ne yapar ne eder; o istediğiniz “şeyin” ayağınıza gelmesini sağlar.

İşte size bu konuda aktarmak istediğim okuduğum  bir hikaye…

Mezuniyetten sonra ki ilk görev yerimde işe başlamıştım. Öğretmenliğe duyduğum sevgi sığmıyor âdeta taşıyordu. Mükemmel bir izlenim  takdir görmek istiyordum. Beş yaş grubu bana verilmişti. Minik öğrencilerimle tanışmak için sabırsızlanıyordum., İlk gün sınıftan içeriye girdiğimde, anne ve babalarına ellerine sıkı sıkıya yapışmış on beş kadar çocuk beni bekli­yordu. Her birinin gerginliğini almak bana kalıyordu ve ben buna hazırdım!

Bütün ailelerin dikkatini üzerime toplayarak çocuklarına oyun halısında bir yer seçmelerini ve onları oraya bırakıp dı­şarıya çıkmalarını güler yüzle söyledim. Sonunda çocukların hepsi oyun halısında yerlerini almıştı. Sabah oyununa başla­maya hazırdık artık. Küçük Kurbağa sarkışının eğlenceli bir kısmındayken  sınıfımıza gizemli bir kadın adımını attı. Kapının yanında onu gördüğümde itiraf etmeliyim ki çok heyecanlanmıştım. Kadının  kim olduğuna  dair hiçbir fikrim yoktu. Neden kapıdan sessizce,   orada durmuş bizi izliyordu? Neyi gözlemlemeye çalışıyordu. Çocuklarla ilgilenirken bir yandan da bunlar, düşünmek bir anda yorgun hissettirmişti bana. Kafam, çevirip kadına tekrar bakmak istediğimde ise orada değildi. O anda bu duruma  takılmamam gerektiğini düşünüp çocuklarla ilgilenmeye  döndüm.

İlk günün sonunda anne babalar çocuklarını alırken key­fîm yerindeydi. Sorunsuz bir gün geçirmiştim ancak yorgunluktan ölmek üzereydim. Bir an önce eve gidip bir şeyler atıştırmak sonra da yatağıma kıvrılmak istiyordum. Ben bu güzel hayallerle tebessüm edecekken, müdür sınıfa girdi ve çıkmadan önce benimle görüşmek istediğini söyledi.

Ürkek adımlarla müdürün odasına doğru ilerlerken ak­lımdan bin türlü şey geçiyordu. Acaba bu durumun sınıfı izlemeye gelen kadınla bir alakası var mıydı? Müfettiş miydi o kadın acaba? Yanlış bir oyun tercihi mi yapmıştım? Oyun halısında çok uzun süre mi geçirmiştim? Aklımda uçuşan bu sorular eşliğinde müdürün odasına adımımı attım. Müdürün masasının önündeki koltuğa ilişip işiteceklerimi beklemeye başladım.

Müdürün yüzüne sakin bir tebessüm yerleştiğinde bende biraz rahatladım. Bu sabah sınıfıma gelen kadının, çocuğunu kaydettirmek isteyen bir anne olduğunu söyledi. Okulunun normal bir sınıfta olup olmayacağını merak ediyor  bilinçlenmeye çalışıyordu.  Eğer okula başlarsa  öğretmeninin  onu kapıdan .sınıfa sınıftan da arka bahçeye taşıması gerekecekti. Sınıftaki  diğer çocuklar, bu konuda uyarmak da bir başka konuydu.

Müdür tüm bunları açıkladıktan sonra benim fikirlerimi öğrenmek istedi. Bütün bu duyduklarım bir anda çok fazla gelmişti, ne diyeceğimi bilemedim. Bu büyük bir sorumlu­luktu. Ben bu kasabanın bıcır bıcır on beş çocuğuyla bütün bir seneyi nasıl dolduracağımı düşünürken, şimdi karşımda özel ihtiyaçları olan bir çocuk vardı. Onu sınıfıma almam ve normalin kat kat üzerinde bir dikkatle onu sahiplenmem gerekiyordu. Kısa bir deneme süresi koyarak çocuğun duru­munu gözlemleyebileceğimi bildirdim müdüre.

Eve döndüğümde bir şeyler atıştırıp yatağıma koştum an­cak bir türlü gözüme uyku girmiyordu. Bütün gece tavanı izledim.

Onu yüzlerindeki sıcacık gülümsemelerle karşılamışlardı. Chris’in gözleri ise bir yabancı olarak algıladığı bendeydi. “Sınıfımıza hoş geldin Chris. Burada bizimle birlikte olacağın için çok heyecanlıyız,” diyerek onu bir nebze de olsa rahatlatmaya çalıştım.

Chris’in okuldaki ilk günü beklenenden iyi geçti. Yürümeye çalıştığı anlarda yalnızca bir iki kere düştü. İlk bir haf­tasında onu arka bahçeye, oyun alanına ben taşıdım. Haf­ta sonu evde oturup bütün hafta yaşananları düşünürken, “Neden Chris’i oyun alanına kendi kendine gidebilmesi için yüreklendirmiyorum ki?1 dedim kendi kendime. Pazartesi ilk işim Chris’e bunu isteyip istemediğini sormak oldu. Çok istediğini söyleyince ben de daha çok heveslenmiştim. O gün bütün sınıfı yardımcı öğretmenle birlikte arka bahçeye gön­derdim ve ben Chris’le baş başa kaldım ve Chris koridordaki ilk yolculuğuna çıkmış oldu.

Sınıfın kapısından bahçeye doğru olan iki üç metrelik yolu kendi başına gidebilmeyi başarmıştı. Ona yeteri kadar zaman verildiğinde, acele ettirilmediğinde rahatça adımlaya­biliyordu koridoru. İkimiz de çok heyecanlıydık. Bir şeyleri başarabilmenin mutluluğunu gözlerinden okuyabiliyordum. Yardımcım olan diğer öğretmen ise bunun onu zorlamak olacağını düşünüyordu. Onun fikrine göre , Chris kucağa almalı  bahçeye  çıkarmalıydım. Arka bahçeye çıkmadan önce koridorda yürümeye başladık.

Chris için bu zaman zaman yorucu olabiliyordu.  Bazen düşecek  gibi  olduğunda telaşla ona doğru atılıyordum ancak bana içimi ısıtan bir gülümsemeyle bakıp bir sorun olmadığını söylüyordu. Koridorda birlikte geçirdiğimiz bu kısa za­man dilimleri ikimizin de neşesine neşe katıyordu. Gerektiği zamanlarda hemen Chris’in dibinde bitiyor ve ona yardımcı oluyordum. Chris’in yüzündeki gülümseme, tökezlediği za­manlarda bile kaybolmuyordu. Kendini çok iyi hissettiğini dillendirip duruyordu.

Chris ile koridordaki yürüyüşlerimize bir günü bile ak­satmadan devam ettik. Sınıftaki diğer çocuklar da Chris’teki gelişmenin farkındaydı. Bahçenin kaplını açıp içeriye adım attığında onu alkışlarla karşılııyorlardı. Sıkıca birbirlerine sa­rılıyor ve her günü ayrı bir kutlamaya çeviriyorlardı, Yardımcı öğretmen de pes etmeden bu yürüyüşlere devam etmemize  şaşırıyordu.

Günler ilerledikçe, Chris bahçede daha özgür bir şekilde  hareket etmeye başladı. Artık onu bahçeye taşımamız gerekmiyordu kesinlikle.

Kasım ayının sonlarına geldiğimizde, Chris birkaç gün üst üste okula gelmedi. Bu durumun sebebini öğrenmeye  çalıştığımda, onun yıllık muayeneleri gereği şehre gittiğini Ve  bir süre burada olmayacağını öğrendim.

Bir hafta sonra pazartesi günü annesi Chris’i okula getir­diğinde bana Chris ile ilgili değişik bir şey yapıp yapmadı­ğımı sordu. Ne demek istediğini anlayamamış biraz da ge­rilmiştim. Hemen ardından duymaktan çekindiğim soruyu sordu: “Chris’i yürümeye zorladınız mı?”

Boşluğuma denk gelmişti ve gözlerim donuk bir hâl al­mıştı birden. Belki de Chris’i her gün bahçeye yürümesi için yüreklendirmem büyük bir hataydı. Belki de onun durumu­na negatif bir etkisi olmuştu… Onu zorlamış ve tedavisini olumsuz yönde etkilemiş olabilirdim.

Chris’in annesini karşıma aldım ve okula başladıktan son­ra bu ana kadar olan zaman diliminde Chris’i bahçeye kadar yürümesi adına nasıl yüreklendirdiğimi kibar bir dille anlat­tım. Niyetim kötü değildi sonuçta. Benimle ilgili olumsuz bir düşünceye sahip olmasını istemiyordum. Kendi başına yürüyebiliyor olmanın onda yarattığı mutluluğu ilettim an­nesine.

Chris’in annesi penceredeki tülü çekti ve bahçedeki bankta tek başına  oturmakta oğlunu işaret etti bana. Chris’in dizinden başlayan bağlar artık sadece bileklerinde  olacak. Son birkaç ay içinde önceki yıllara göre çok fazla gelişme göstermiş . Çünkü bu birkaç ayda çok fazla alıştırma yapmış

Oğlum ,için  yaptığınız her şey için min­nettarım. Çok teşekkür ederim. .”

Chris’in annesi gözyaşları içinde sarsılıyordu. Gidip ona sarıldım ve “Chris’in benim öğrencim olması, benim için mükemmel bir şey. Ondan o kadar çok şey öğreniyorum ki… Bana güvenerek onu okula yazdırdığınız için ben teşek­kür ederim asıl…” dedim.

İlk öğretmenlik günümün üzerinden geçen yirmi yıldan sonra bile hâlâ Chris’in o koridordaki ilk gününü hatırlaya­biliyorum. O günden beri kötü bir gün geçirdiğim her an, Chris’in yüzündeki zafer dolu gülümsemeyi düşünüp haya­ta tutunuyorum. Chris ile hayatta aşılamayacak bir engelin olmadığını öğrendim. Yalnızca gerçekten istemek gerek… Deneyin. Her gün adım adım ileriye gittiğinizi göreceksiniz