Ana sayfa IŞIĞIN GÖR DEDİĞİ İşte yıldızlar geliyor

İşte yıldızlar geliyor

214
0

Bugün size her insanın özel olduğunu fakat onun ruhunda bulunan inceliklere keşfetmeyi ve ortya adet bir yıldız çıkacağına anlata bir hikaye paylaşıyorum.

Küçük bir devlet okulunda, özel eğitim sınıfında öğ­retmenlik yapıyordum. Bu hepimizin aklına gelen öğretmenlikten biraz daha farklıydı. Gerçekten özel ilgiye ihtiyacı olan çocuklarla çalışmak normalin birkaç katı daha yorucuydu.

Sınıfıma en son katılan öğrenci Nicky, dokuz yaşındaydı. Saldırgan tavırlarından ötürü özel eğitim sınıfına yerleştiril­mişti. Daha ilk gününde, sınıfa girer girmez gergin bir tavır sergileyen Nicky ile sıkıntılı bir geçiş süreci yaşayacağımızın farkındaydım. Sırasına oturmasıyla birlikte, sağında solunda kim varsa ona sataşmaya ve olur olmaz anlarda bağırmaya başladı. Neredeyse bütün bir haftayı bu şekilde geçirdik.

Bu bir haftalık süreçten sonra Nicky’nin durumunun de­ğişeceğini düşünmüştüm. Çünkü verdiği bu tepkilerin, özel eğitim sınıfına alınmasıyla ilgili olduğuna inanıyordum. Ar­kadaşlarının arasında aptal’ olarak görünmektense yaramaz olarak görünmenin daha iyi olacağını düşünüyor diye bir fikre kapılmıştım. Nicky’nin önceki öğretmenleriyle görüşme fırsatı yakaladıktan sonra ise, onunla ilgili başka sıkıntıların olduğuna karar verdim. Eski öğretmenlerinin hepsi onun yaramazlığından, ele avuca sığmazlığından ve garip tavırlarından bahsediyordu. Hatta öğretmenlerinden bir tanesi şu sözleri bile dile getirmişti: “Bu sıralar grip olman aslında  senin için iyi bir şey… Nicky gerçekten de çok kötü koku­yor. Onun yanında oturan çocuklar sürekli olarak kokudan şikâyet ettiği için Nicky genelde yalnız oturur. Hemen he­men bütün öğrenciler ona  kokarca diyor.

Tüm bu söylenenlerden sonra Nicky’ yi yakın gözleme almaya karar verdim. Servis aracının okula giriş yaptığı sa­atte bir köşede durmuş izliyordum. Nicky servisten inmeye yeltendiğinde önce servis şoförü sonra da görevli öğretmen tarafından azarlandı. “Yavaş insene Nicky! Arkadaşlarına da müsaade et…”

Servisten indikten sonra istikamet ücretsiz kahvaltı servi­si yapan yemekhanemizdi. Nicky daha sıradayken önündeki şeylerden yemeye başlamış ve bunun sonucunda da yemek­hane görevlisi tarafından azarlanmıştı. “Oğlum önce otursana  sonra yersin!”

Yemeğinin neredeyse tamamını sıradayken bitiren Nicky, ma­saya geldiğinde arkadaşlarıyla uğraşmaya başlamıştı bu kez de…

Sınıfa girdiğinde arkadaşları onu hoş olmayan sözlerle karşılamıştı: Kokarca mı geldi? Evet evet bir yerden ko­kusu geliyor, burada olmalı!”

Bütün bu gözlemlerime dayanarak Nicky’nin içindeki kızgınlığın ona gösterilen bu tepkilere bağlı olarak harlan­mış olabileceği sonucuna vardım. Eğitim hayatımda aldığım çocuk gelişimi ve psikolojisi derslerini düşündüğümde; bir çocuğun açken, huzursuzken ya da onunla dalga geçilirken bir türlü başarılı olamayacağını biliyordum. Nicky’nin okul­da yaşadığı bu sorunlarının kaynağında ailesinin olduğunu düşünerek onlarla en kısa zamanda iletişim kurmam gerek­tiğine inandım. Çocuklarıyla biraz daha ilgilenmiş olsalardı, Nicky bu durumda olmazdı belki de… Onlarla acilen ileti­şim kurmalı ve bu çocuğun durumuna bir dur demeliydim.

Aklımda bu düşünceler dönüp dururken öğretmenler odasında girdim. Fikirlerimi diğer öğretmenlerle paylaşıp onlardan destek beklemeye başladığımda homurtular çıktı ortaya. “Sana bol şans,” diyen bir öğretmeni duyup ona doğ­ru döndüm. “Nicky’nin ailesi henüz bir kere bile gelmedi bu okula. Onlara defalarca haber gönderdik ancak gelmeyi bir kenara bırak, cevap bile alamadık…”

Bu söylenenleri ölçüp tarttığımda, onlarla görüşebilme­nin tek yolunun evlerini ziyaret etmek olduğunu fark ettim. Bunu dile getirdiğimdeyse “Sen çıldırmış olmalısın! Evlerine ziyarete gitmek de ne demek… Bunu rehberlik bölümüne devret ve onlar halletsin…” gibi sözlerle karşılaştım. Ama hiçbir şey beni bu fikrimden vazgeçiremezdi. Nicky’nin yar­dıma ihtiyacı vardı ve bu yardımın anne babasından gelece­ğini umarak onlarla görüşmem gerekliydi.

Sınıfa gidince  Nicky’ye  müdürün odasına gitmesini  ve oradan evi arayarak geleceğimi bildirmesini istedim. Bu durumdan memnun olmuşa benzemiyordu. “Bayan  Eva gelin  ama umarım köpeklerimiz sizin çırpı kollarınızı kapmaz…” dedi.

“Haydi git ve evini arayıp haber ver. Çırpı kollarıma ben dikkat ederim,” diyerek cevapladım onu.

Nicky’nin evi merkezden oldukça uzaktı. Okulun servisiyle gidip gelen Nicky’ye bugün ben de eşlik ediyordum. Yol uzadıkça uzadı ancak yıkık dökük bir evin önüne geldiğinde durdu servis. Evde sularının düzenli akmadığını ve banyola­rının harabeye benzediğini daha önceki öğretmenlerin fısıldaşmaları arasında duymuştum. Nicky hemen kardeşlerinin yanına bahçeye koştu. Çantasını bir kenara fırlatıp onlarla oynamaya başlamıştı çoktan.

Kapının önünde büyükanne oturuyordu. Nicky’nin ba­bası ise hemen girişte, ellerini önünde birleştirmiş bir hâlde beni bekliyordu. Ben buraya anne ve babayla tartışıp onlara çocuğun durumuna göz yumdukları için bağırmaya gelmiş­tim. Ancak şimdi babanın bu hâlini görünce, elinden gelenin en iyisini yaptığına ikna olmuştum bile.

İster istemez tutumum değişmişti. Aileye karşı hazırladı­ğım konuşma artık duruma uygun değildi. O yüzden zih­nimi berraklaştırıp farklı bir noktadan derdimi anlatmak gerekiyordu.

“Beyefendi, sizinle oğlunuz Nicky hakkında görüşmem gereken bir şeyler var,” diyerek girdim söze. «Onun şimdiye kadar ilgilendiğim öğrencilerden çok farklı olduğunu düşü­nüyorum. Oğlunuz gerçekten çok zeki. Ama okulumuzda aldıklarının onun için yeterli olmadığına inanıyorum ve ona yardım etmek istiyorum.”

Nicky’nin babası mahcup gözlerle söze başladı: “Bakın Bayan Eva… Oğluma yardım etmek niyetindeyseniz, istedi­ğiniz her şeyi yapabilirsiniz. Şu ana kadar, buraya hiçbir öğ­retmeni yardım etmek için gelmedi. Birçok öğretmeni oldu ve her biri eve defalarca notlar gönderdi. Ancak ben okuma yazması çok iyi olan biri değilim. Ve bunların neler olduğu­nu sormak için okula gelme vaktim de olmadı. Eşim öldü­ğünden beri bütün çocuklarımla annemle ben ilgileniyoruz. Ama onun durumunu da görüyorsunuz…”

“Efendim sanırım evinizde su yok. Ama okulun yatılı bö­lümünde mevcut. İzniniz olursa eğer, Nicky’ye orada banyo yaptırabilirim.”

“Elbette, bu çok güzel olur.”

“Yurt kısmında çamaşır makinesi de var. Nicky’ye orada giyeceklerini nasıl yıkaması gerektiğini de öğretsem olur mu?

“Tabii, tabii. Ona istediğinizi öğretebilirsiniz.”

“Benimle konuşmaya zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Oğlunuza yardımcı olabilmek adına elimden ne geliyorsa yapacağım.

Asıl ben teşekkür ederim size. Şimdiye kadar kimse, ziyarete gelmemişti. Nicky aslında çok iyi bir çocuktur. Sizin  yardımlarınızla bir yıldız gibi parlayacağından eminim.

O gün birkaç saatimi ayırıp o aileyi ziyarete gitmem ha. yatımda büyük bir değişiklik yarattı. Muhtemelen ilkokulu bitirmemiş bir baba, bizim birçok öğretmenimizden daha anlayışlı ve daha bilgeydi. Nicky birkaç senedir bu okulday­dı ama hiçbir öğretmenin aklına sorunun temeline inip bu çocuğun derdini çözmeye çalışmak gelmemişti. Onu öylece kabullenip, itip kakmışlardı. Hiç kimse Nicky’nin içindeki parlamaya hazır yıldızı görmemişti. Babası hariç tabii ki… Ben de oğluyla ilgilenmediğini düşünmüştüm, ne yazık…

Ertesi gün olduğunda, ben yine Nicky’yi izlemek üzere bahçedeyim. O gün servisten hiçbir sıkıntı çıkarmadan indi. Henüz sıradayken atıştırmaya bayıldığı kahvaltıyı da es geçe­rek sınıfa girdi. Onunla alay etmek için bekleyen arkadaşları­nı umursamadı ve onlarla konuşmaya başladı: “Hepiniz gö­zünüzü açık tutun! Bayan Eva her an evinize gelip babanızla konuşabilir! Ve ona sizin bir yıldız olduğunuzu söyleyebilir. Ben artık bir yıldızım! Kokarca değilim!”

O günden sonra Nicky’nin farklı bir çocuğa dönüşümü­nü izledim. Ona banyo yapmayı ve çamaşırlarını yıkamayı öğrettim.

Sonraki zamanlarda aklıma bir fikir daha geldi ve Nicky gibi diğer öğrencilerimde de bir değişiklik yaratabileceğimi umdum. Yemekhanedeki görevlilerle konuşup onlardan benim sınıfım içeri girdiğinde “İşte yıldızlar geliyor!” demele­rini rica ettim. Hoşgörüyle kabul ettiler bu isteğimi. Ayrıca kalan yemekleri Nicky’nin kardeşleri için onunla birlikte eve gönderebileceklerini de söylediler, bu durum beni çok mutlu etmişti.

Öğretmenler toplantısı vakti geldiğinde, yemekhanede başlattığım yıldızlar’ fikrini onlarla da paylaştım, tik duy­duklarında karşı çıktılar ancak bu fikri yemekhanede uygu­ladığımı ve olumlu sonuçlar aldığımı onlarla paylaşınca bana yardımcı olmaya karar verdiler. Böylece öğrencilerimde çarpıcı değişimler görmeye başladık.

Nicky’nin babası sayesinde, bütün öğrencilerimi birer yıl­dız gibi görmeyi öğrendim. O adam, elindeki tüm imkânları kullanarak çocuklarının ışıldaması için uğraşıyordu. Ben de ona katılarak buna yardımcı olmaya başladım ve beraberim­de okul halkını da getirmiş oldum. Anne babaların öğret­menlerle olan iş birliğinin işte burada can alıcı bir görevi olduğunu da anlamış oldum. Bütün öğrencilerimi bir yıldız gibi görmeye devam edeceğim eğitim öğretim hayatımda, ışıltılarını görmek beni hep mutlu edecek.