Ana sayfa Köşe Yazarlarımız Bay Doğru

Bay Doğru

145
0

Bugün size gerçek aşkın bazen gözünüzün önünde olduğunu ve sizin onu göremediğiniz ile  ilgili bir hikaye paylaşıyorum.

Benim için aşk, uzun yıllar boyunca, masallarda duyduğum gibi bir şeydi. Herkesin, kalbini ye­rinden çıkacakmış gibi attıracak bir prensi olduğuna ina­nırdım çünkü masallarda öyleydi. Ancak gerçek aşkı tattı­ğımda bunun hayallerimdekinden çok daha farklı ve güzel olduğunu anladım.

Joel’i çocukluğumdan beri tanıyordum. Babalarımız aynı şirkette çalışıyordu ve bu yüzden annelerimiz de çok yakın arkadaşlardı. Birlikte çok sık vakit geçiriyor, oyunlar oynu­yorduk. Ailelerimiz bizi liseye kadar aynı okullara gönder­mişlerdi. Lisede kısa bir ayrılık yaşadıktan sonra ikimiz de aynı üniversiteyi kazanınca tekrar bir araya geldik.

Joel benim en iyi arkadaşımdı. Canım bir şeye sıkkın ol­duğunda hemen anlardı. Ben mutsuzken beni eğlendirmeye çalışır, bir şeye çok sevinmişsem benimle birlikte mutlu olur­du. Erkek arkadaşımdan ayrıldığımda omzunda ağladığım tek insan oydu. Beni olduğum gibi kabul eden ve seven tek insan oydu.

Joel’in benim için değerini anlatacak bir cümle henüz yoktu. Üniversite yıllarım doğruyu arayarak geçse de bu konuda başarılı olduğum söylenemezdi. Hayatıma giren ya da girmek üzere olan her erkekten o kadar çok şey bekliyordum ki her seferinde hayal kırıklığına uğruyordum. Arkadaşlarımın çoğunun mutlu ve uzun suredir devam eden ilişkileri vardı. Hepsi bana Bay Doğru’yu bulmayı bir takıntı, hâline getirdiğimi ve bu yüzden gözümün hiçbir şeyi görmediğini söylüyordu. Bense etrafımdaki herkes kendi masalındaki prensini bulmuş da bir tek ben yalnız kalmışım gibi hissediyordum.

Bir sene daha Bay Doğruyu bulamadan geçip giderken bir yandan da mezun olmaya çalışıyordum. Son sınavların yoğunluğuna bir de mezuniyet balosu telaşı eklenmişti. Her­kes baloya tek başına gitmekten korkuyordu. Ben dâhil.

Bir gece ertesi gün gireceğim sınava çalışırken Joel’den bir mesaj geldiğini gördüm. Telefonun ekranında adını gö­rünce kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. İşte o an, her şe­yin netleştiği ve gözlerimin açıldığı an oldu. Bay Doğruyu bulamıyordum çünkü yanlış yere bakıyordum. Bay Doğru, Joel’dı ve ben, ona âşıktım Bu gerçek, uzun yıllardır gözümün önünde olmasına rağmen nasıl bu kadar kör olabildiğimi anlamıyordum. Joel’in sınavla ilgili mesajına cevap verdikten sonra elime bir kâğıtla kalem alıp ona bir mektup yazmaya başladım.  Mektubu yazarken başta heyecanlanıp Joel bu mektubu alın­ca olacaklardan biraz korksam da sonrasında kelimeler su gibi akmaya başladı.

Sevgili Joel,

Zaman ne çabuk geçiyor, değil mi? Seninle oyunlar oynarken şimdi üniversite mezuniyetine gün sayıyoruz. Hayatımdaki yerin, kimsenin dolduramayacağı kadar büyük. Seninle bunca seneyi paylaştığım için mutluyum. Diğer anımda yanımdaydın ve beni bir kez bile olsun üzmedin, Tüm dertlerimi dinledin. Dert demişken… En büyük derdimin âşık olamamak ve Bay doğruyu bulamamak olduğunu biliyorsun. Hem bu akşam onu buldum. Hayatıma daha önce hiç bakmadığım bir açıdan baktığımda bazı şeylerin aslında ne kadar göz önünde olduğunu ama benim yanlış tarafa baktığımı fark ettim. Bay doğrunun; mutluluğuna en az kendi mutluluğum kadar sevindiğim, üzüldüğünde ya da ona bir şey olduğunda canımdan bir parça gittiği, onu bir başkasıyla gördüğümde hiç kimseyi kıskanmadığım kadar kıskandığım, yanında olmaktan ve birlikte vakit geçirmekten asla sıkılmadığım biri, en yakın arkadaşım olduğunu fark ettim. Evet, Bay Doğru sensin, Joel. Ve ben sana âşığım.

Diğer zaman seni çok sevecek olan,   yakın arkadaşın, Clementine

Ertesi gün kampüse gider gitmez, mektubu hiç düşünmeden Joel’in dolabının zarf deliğinden içeri attım. Bu mektup tan sonra en yakın arkadaşımı kaybedebilirdim. Ya da tam tersi olurdu ve hayatımın aşkını kazanabilirdim. Ancak kötü de olsa kesinlik, belirsizlikten her zaman iyiydi.

O gün dersler bitmek bilmiyordu. Hiçbir konuya odakla­namadım. Hatta bir derse girmeyip kantinde oturarak sakin­leşmeye çalıştım. Son dersin ardından eşyalarımı topladım. Tam kapıdan çıkarken karşımda Joel’i gördüm. O an heye­candan ölebilirdim.

Joel yavaşça bana doğru yürüyordu. Gözlerinde daha önce hiç görmediğim bir ifadeyle bana bakıyordu. Bana iyi­ce yaklaşıp tam karşımda durdu. “Bugünün hiç gelmeyece­ğinden korkuyordum,” dedi. “Duyduğum aşkın her zaman tek taraflı olduğunu düşünüp üzülüyordum. Bana asla âşık olmamandan korkuyordum. Ama şimdi görüyorum ki sen de beni, en az benim seni sevdiğim kadar seviyormuşsun. 0 hâlde hayatının en güzel masalına hazır mısın?”