Ana sayfa IŞIĞIN GÖR DEDİĞİ Ne yaparsan yap, en iyisini yap!

Ne yaparsan yap, en iyisini yap!

249
0

Başarıya giden kestirme yollar vardır. Ne yaparsan en iyisini yapmak da bundan biridir. Böylece hem vazgeçilmez olursunuz, hem de hedeflerinize ulaşırsınız. Yaptğınız işte en iyi olmak, başarı kapılarının önünüzde daha kolay açılmasını sağlayacaktır…

Eğer yaptığımız işin en iyisini yaparsak önümüzde bir sürü kapı açılacaktır. En önemlisi o konuda vazgeçilmez olmak. Vazgeçilmez olmak, sadece ego tatmini değildir. Ulaşmak istediğiniz hedeflere daha çabuk ulaşmanızı sağlar.

İşte bu konuda arşivimde bulduğum çok güzel bir yaşanmışlık…

Kırk yaşına bastığınız doğum gününüzün özel bir kutlama gerektirdiğini kimse inkâr edemez. Ben de artık mutluluğundan kendisinin sorumlu olduğunu öğrenmiş, öz saygısı olan ve cesur bir kadın olarak kendi partimi kendim planlamaya karar verdim!

Tamamen yeni ve farklı, vahşi ve tehlikeli bir macera olduğu için nehir raftingi yapmaya karar verdim. Eleanor Roosevelt’in de söylediği gibi “Yapamayacağınızı düşündüğünüz işleri yapmalısınız.”

Kosta Rica’daki yağmur ormanları Rio Pacuare Irmağı’nın en hızlı akan bölgesindeki 4. ve 5. parkurlarda yapılan nehir rafting turları sanki tam olarak da benim için hazırlanmıştı. İtalyanca dil kurslarındaki notlarımı, su mataramı, mayomu, sandaletlerimi ve güneş yağımı valize koyup “Kırk Yaş Doğum Günü Kutlaması, Hayatımın En Büyük Macerası: Nehir Raftingi!” için yola koyuldum. Otobüsümüz nehir boyunca uzanan yol kenarında mola verdiğinde, “Rio Pacuare’de sağ kalmayı başardım! ” yazılı tişörtleri satan satıcıları gördüğümde olacakları önceden anlamalıydım. Bir tane satın alıp üzerime giydim, benimle birlikte tüm otobüs kahkahalarla gülüyordu. Belki de bir grup yabancıyla beraber bu kadar tehlikeli bir parkurda rafting yapmak konusunu daha çok düşünmeliydim, ki bunların pek çoğu daha önce bu sporu hiç yapmamıştı. Ve muhtemelen bu sporu çok az İngilizce konuşabilen ve rafting dersi olarak sıkça çok sıkı tutunmamız gerektiği gibi gelişigüzel talimatlar veren rehberle yapmamak daha iyi olurdu.

Evet, muhtemelen tahmin ettiniz. Daha başlayalı çok olmadan bottan yuvarlanıp küçük bir çağlayanın girdabına yakalandım ve döne döne nehrin dibine battım. Ve bu daha yolculuğun başlangıcıydı. Neyse ki başımda kaskım ve can yeleğim vardı. Onlar olmasaydı başıma neler gelmiş olacağını hayal bile edemiyorum. Yine de çarptığım onca kayanının bıraktığı yara izlerinden ve yuttuğum sudan bahsetmiyorum bile…

Soğuk suyla savaşmakla meşgulken, bende hayatla ilgili ilahi bir anlayış gelişti. 0 muhteşem, vahşi nehir suları beni fırlatıp sürüklerken ve ben, bir paçavra gibi suya batıp çıkarken, zihnim tamamen başka bir yerdeydi. Bir şekilde ayaklarımı, olması gerektiği gibi, suyun akışına göre uzatmayı başarmıştım. Ve başımı suyun üstünde tutabilmek için elimden gelenin en iyisini yapıyordum ki bu neredeyse imkânsızdı. Nefes almaya çalışmak ve yeterli havayı alamamak korkunçtu. Fakat durumun katıksız dehşeti ve ölebileceğimi bildiğim hâlde, inanılmaz bir şekilde sakindim.

Nehrin en hızlı aktığı yerde suya düştüm. Tanrım, nefes almaya çalışmak ciğerlerimi gerçekten çok acıtıyor. Vay be. Ölebilirim! diye düşünüyordum. Tüm bu olanlara, ölmeye ya da yaşamaya oldukça tarafsız bir şekilde yaklaşabiliyordum ve farklı bir huzur içinde âdeta kendimi dışarıdan seyredebiliyordum.

Daha sonra o gün hayatta kalmamın asıl “sebebinin nehirle boğuşup çok büyük bir güçle akan suya karşı yüzmeye çalışmayıp, nasıl yaptıysam, kendimi olayların ve suyun akışına bırakmış olmam olduğunu söylediler. Nehrin alıp beni götürmek istediği yere götürmesine izin vermiştim. Aslında üç tane girdabın içinden geçmiştim ve bu her seferinde daha kolay olmuştu.

Bu, günün en önemli olayı olmuştu. Tüm diğer raftingciler suyun kenarına çıktılar. İnsanlar dualar edip ağlıyor ve pek çoğu da gözlerinin önüne serilen bu dehşetengiz durumu seyrediyordu. Nehrin her iki kıyısını birleştiren pek çok halat vardı ve deneyimli kayıkçılar beni kurtarmak için çalışmalara başladı.

Daha sonra rehberler kurtarma operasyonu sırasında oldukça şaşırtıcı bir biçimde çok nazik olduğumu anlattılar. Ben bunların hiçbirini hatırlamıyorum. İçten içe adamın tekinin tişörtüne yapışıp, “Hemen beni buradan çıkarın,” diye bağırmak istediğime eminim. Fakat gerçekte kano bana yaklaştığında elimi çıkarıp uysal bir şekilde, “Bana yardım edebilir misiniz lütfen?” demişim. Lütfen? Gerçekten bunu söyledim mi? Sonradan pek çok kez kurtarıcıların çaresizce sudan çıkmak isteyen kişilerin hareketleri yüzünden nerdeyse boğulacak hâle geldiğini öğrendim.

Kıyıya götürülüp tıbbi destek almaya başladığımda etraftaki pek çok kişi neşeyle beni alkışlamaya başladı ve pek çok yakışıklı Kosta Ricalı delikanlı beni kutlamaya geldi. Yaşadığım anın zevkini çıkarıyordum. Ta ki bota geri binip nehrin aşağısına gitmem gerektiğini söyledikleri ana kadar. Gerçekten böyle bir şey yapmaya hiç mi hiç niyetim yoktu ama başka bir şansımın olmadığını biliyordum. Ayrıca tekrar bota binip raftinge devam etmemle herkesin moralinin yerine geldiğini de söyleyebilirim.

O gün öğrendiğim şeylerden biri: Yapabileceğinizin en iyisini yapmalısınız. Bazen bottan düşersiniz ve tekrar bota binip nehirdeki yolculuğa devam etmeniz gerekir. Ve bazen bir zorluğun üstesinden gelmenin en iyi yolu, olayları akışına bırakmaktır! Savaşmayın. Bırakın, zor olsun. Olayların bu şekilde olduğunu bilin, önemli olan sizin buna verdiğiniz tepkidir. Teslim olmak hiçbir şey yapmayıp pasifleşmek değildir. Tam tersine, kendinizi bu deneyimi yaşamaya bırakmak ve ana kontrol etmeye çalışmamak anlamına gelen aktif bir durumdur.

O gün nasıl hayatta kaldığımı ve bu mücadeleyle nasıl baş ettiğimi asla unutmayacağım… Kim unutabilir ki? Hatta daha da önemlisi, bu vahşi suların hayatımı nasıl yaşamam konusunda bana verdiği ders için minnettar olup o günü aklımdan hiç çıkarmayacağım.