Ana sayfa Köşe Yazarlarımız Dostluğun Kolları…

Dostluğun Kolları…

161
0

Bu gün  yine yuvam olarak adlandırdığım sürekli gittiğim kafedeyim, boş masama  doğru ilerliyorum. Garsonları ve kafenin sahibi tombul yanaklı teyzeyi se­lamlıyorum. Oraya her gidişimde atıştırdığım şeyleri sipariş ediyorum. Biraz tatlı kurabiye ve şekersiz çay…

Çantamdan kitaplarımı birer birer çıkarıyorum. Felsefe dersimin kitabını okumaya başlıyorum. Senenin başından beri kafama takılan bölümlerde yine takılacağımı biliyo­rum. Saat henüz erken, arkadaşlarımın gelme saatine daha var. Çayımı yudumluyor etrafıma göz gezdiriyorum. Otur­duğum masanın çevresindeki boş sandalyelerin dolmasını bekliyorum.

Kafenin müzik kutusundaki  çalma listesi parçaları çalarken arkadaşlarım Ayşe  ve Murat   kapıdan içeriye giriyor.Her zaman ki gibi öpüşüp kucaklaşıyoruz. Onların gelmesiyle birlikte yuvam dediğim kafenin kadrosu tamamlanıyor.

Yurt binasındaki soğuk damdan uzaklaşmak iyi geliyor. Birkaç saat boyunca, hava kararana kadar muhabbet ediyorum. Sohbet derin… Okul, aile, arkadaşlıklar… Her konu açılıyor peş peşe. 21 numaralı masa bizim için gerçek anlam- da bir yuva hâlini alıyor bir şeyler paylaştıkça.

Bu kafeye gelmeye başlamamın hikâyesi çok sıradan aslın­da. Yurt binasındaki koşturmaca beni artık çok bunaltıyordu. Duvarlar üstüme üstüme gelmeye başlamıştı artık. Birkaç ar­kadaşımın tavsiyesiyle, çantama birkaç kitap atıp bu kafeye gelmeye başladım. Böylece yurttaki gürültüden, patırtıdan, telefon ve bilgisayar seslerinden uzaklaşmış oluyordum.

Yurttaki onca karışıklığın içinde düzenli bir çalışma sis­temi oturtabilmeme imkân yoktu ama burada, oturduğum  masada her şey sakindi. Kendime özgü bir düzen kurmam da uzun sürmedi. Kafeye her akşam, hatta hafta sonları bile gel­meye başladım. Bu gelişlerimin sebebi kurabiyelerinin çok lezzetli olması değildi tabii ki. Burada beni çalışmaya, kafamı dinlemeye ve sakinleşmeye iten bir güç vardı sanki.

Üniversite hayatını bilen herkes emindir ki, birkaç saat­lik uykuyla derse gidip profesörün anlattıklarını dinlemek ve ardından sınav için sabahlara kadar çalışmak bir öğrenci için gayet normal bir süreçtir. Önemli olan bu süreç dâhilinde kendinize nefes almak için bir sığınak bulabilmektir. Bu masa da benim sığınağımdı. Binlerce kişilik okulda kimlik numaram  gibi benimseyebileceğim küçük, sıcak bir yer bulabilmiştim kendime.

O  kafe… Arkadaşlarımla rahatça gönlümden geldiği gibi  yorgunluktan ölmek üzere olsam bile kendimi gitmekten alıkoyamadığım , bazen kahkahalar içinde yerlere yattığım bazen de hüzünlü gözyaşlarımla etrafı izleyebildiğim kafe… İşte burası benim sığınağımdı.

Kahkahalarımız, gözyaşlarımız işte o arada yaşam buldu. Orada eğlendik, orada büyüdük ve hayatı orada öğrendik. Hayatı ve kendimiz olmayı…

Üniversite biteli seneler geçti. Her birimiz hayatlarımızı farklı yönlerde kurduk ve yeşertmeye çalışıyoruz. Ve her sene mutlaka, defalarca bu kafede buluşup masamıza oturuyoruz ve üniversite hayatındaki günlerimize dönüp bü­tün bir günü keyifle geçiriyoruz.

O kafe  hâlâ bizim hayattan kaçmak istediği­mizde sığındığımız yuvamız…