Ana sayfa KONUK YAZAR KÖYSEL DÖNÜŞÜM / TERSİNE GÖÇ

KÖYSEL DÖNÜŞÜM / TERSİNE GÖÇ

574
0

Hatırlar mısınız? Bilmem. 1980’li yıllar Arabesk Müziğinin en çok dinlendiği yıllardı. Çocukluğumuz Küçük Emrah, Ferdi Tayfur, Orhan GENCEBAY, Müslüm BABA gibi Arabesk akımının önde gelen sanatçılarını dinlemekle geçti. Her ortamda maruz kalındığı için, dinlemekten kaçamazdık. Arabesk Müziğin kendine has, bütün müzik kasetlerini stoklayan, inanılmaz bir dinleyici kitlesi vardı. Bu müzik türü acı tınıları ile bezenmiş, kapalı bir odadan haykırışı imgeleyen değişik bir ruha ve tarza sahipti.

Yine aynı zaman dilimine tekabül eden yıllarda, şehirlerin cazibesine kendini kaptırmış, şehrin yaldızlı ışıkları ile gözleri kamaşmış, benim gönüllü sürgünler olarak nitelendirdiğim, köyden kente göç eden geniş bir insan kitlemiz vardı. Bu gönüllü sürgünler samimiyet ve özgürlük odaklı, kendisiyle ve doğayla barışık, esasında geldiği köyünde çok güçlü ve mutlu, her işten anlayan ve değer gören, paylaşmayı ve diğerkamlığı seven, esprili bir yapıda, hayata daima olumlu bakan ve feragat kültürüne sahip olmasına rağmen şehir elitleri tarafından bir türlü kabul görmüyordu. Şehirde yaşayan insanlar, köye gittiğinde huzur bulmalarına rağmen, köylüler şehire geldiğinde bu olumlu ortam neredeyse hiç olmuyordu.

Göç cenderesinde çabalayıp duran bu insanımız, Arabesk Müziğin de dinleyici kitlesi idi. Bu insanlar köy yaşantısındaki yaşam tarzına ters motiflere zorlanıyor, özgürlük alanı inanılmaz ölçüde daralıyordu. Ne kadar dikkatli olmaya çalışsa dahi, kentli burjuvazi tarafından bir türlü kabul görmeyen, ama bir o kadar da insana ait olan hasletleri taşıyan bu grup, şehir yaşantısına bir türlü ayak uyduramıyordu. Sanki çabaladıkça batıyor, adeta Araf’ta kalmış insanlar görüntüsünü veriyordu.

Bu “git-gel” ler içerisinde zaman akıp geçiyor, acılarla dolu bir uyum süreci yaşayan, maneviyatı yüksek bu gönüllü sürgün nesli, Ferdi Tayfur’un “Hadi gelin köyümüze geri dönelim, Fadime’nin düğününde halay çekelim” şarkısına kadar dışlanmışlıkla, medeni yani şehirli olmamakla suçlanarak varlığını sürdürdü.

Ben bu süreçte Başkent Ankara’nın varoşları sayılabilecek bir Gecekondu muhitinde büyüdüm. Yani çocukluğumu, şehirde ama tam da şehir tanımına karşılık gelmeyen, köyün insani hasletlerine bağlı, toprakla hemhal olabilen, Ruhunu kaybetmemiş, şehrin göbeğindeki stres ortamından uzak, mahalle ve komşu kültürünü şehrin yaydığı olumsuzluk enerjisine inatla yaşatan, bir yandan da şehre entegre olan bir bölgede geçirdim. Bu yüzden de kırsal alanda korunmuş olan, özellikle Türk-İslam Ahi-Yaren Anadolu Kültürü ile neşvi nema bulan, manevi değerleri ve yetilerimi büyük oranda muhafaza ediyorum.

Son zamanların en büyük musibeti korona ve benzeri hastalıklar yanısıra, deprem, sel gibi afetler, ulaşım ve altyapı sorunu gibi, insanı strese gark eden, birçok kentsel musibet ve sıkıntıların kökeninde, doğal hayatla bağı kopmuş olan şehir kültürü vardır.

Bu musibetler karşısında, kent yaşantısının insanın ruhuna çok ta uygun olmaması sebebi ile oluşan, insanların ihtiyacı haline gelen, tersine göç talepleri kanaatime göre büyüyerek artacaktır. TERSİNE GÖÇ taleplerine vizyoner bir bakış açısıyla, Devlet ve Millet kaynaşması ile karşılık vermek, buna yönelik stratejiler oluşturmak zorundayız.

Hepimiz insanız ve “Dünyada mekan, ahirette iman” bakışına sahibiz. Bu manada yaşanması kaçınılmaz olan tersine göçlere hazırlıklı olmak hem insan için yaşanabilir yeni köyleri, hem de mevcut şehirlerimizi koruyacaktır. İnsanın çağa uygun ihtiyaçlarına erişilebilir ve adil çözümler için, sahici yaşam alanları yanında, atalarımızdan miras kalan Anadolu Türk-İslam medeniyet kodlarımızı zedelemeden, süreci kendi haline ve rantçılara bırakmadan, yenilikçi bakış ile insanın kendine yeteceği yeni yöntemler bulunmalı ve doğa ile baş başa olma anlamında, köysel mekanlarımızın mevcut hali ve gelişim alanları yeniden imar ve inşa edilmelidir.

ANKARA MECLİSİ Şehir ve Kültür Kurulu Başkanı olarak diyorum ki; Köylerin bir RUHU vardır. Köylerin imar, gelişim ve dönüşümünde, şehirlerde yaptığımız yanlış uygulamalar ve bakış açılarını terk etmeli, adeta bir paradigma değişikliği yapmalıyız. Beden ve nefs bakış açısından sıyrılıp, Ruha yönelmeli ve gerçek başarının insan ruhu ile kazanılabileceğini unutmadan, insana değer veren ve insani hasletleri önceleyen bakışla, bu ulvi süreci asla kaderine, rantçılara ve fırsatçılara terk etmemeliyiz.

Tersine göç ile oluşacak süreçte, yapılan KÖYSEL DÖNÜŞÜM ve imar çalışmaları ile; Yatay mimari esaslı, tüm canlı ve cansız varlıklarına saygılı, çevreye duyarlı, altyapısından üst yapısına insanın modern ihtiyaçlarına cevaz veren, geniş ulaşım ağları, geniş ve doğal yeşil alanlar içeren, teknoloji ve iletişim nimetlerine sahip, kendi üretimini modern tekniklerle yapan, kendine yeten, sosyal içeriği olan bölgesel kooperatifler ile ihracaata kadar önü açık, yenilikçi düşünceye saygılı olan, modern bölgesel eğitim ve bölgesel teknoköy gibi tesisler içeren, modern ve huzurlu alanlar oluşturmalıyız.

Köysel mekanları dönüştürürken; Dünyayı uçuruma sürükleyen ve üst akıl denilen negatif güç merkezlerinin, zalimin işine yarayan, mazlumun ise gözünden yaş akıtan, güvensizlik, rant ve menfaat bakışlı tuzağına inat, adeta Mimar Sinan bizleri seyrediyormuş gibi hayal ederek, diğerkâm esaslı olan Ahi-Yâren gibi Anadolu kültüründen gelen kodlarımızı, insanın RUHUNA odaklı bir bakışla mutlaka korumalıyız.

Beden Sonsuz Kudret’in eşsiz bir resmidir,

RUH ise bizatihi Zatına açılan penceresidir.

Hasan KAYA

Eğer bu dönüşümü başarabilirsek; mazlumların güleryüzü ve duası sırat köprüsünde bizlere yetecektir. Köylerin, yani özümüzde yer alan doğa ile barışık yaşam alanlarımızın yeniden imar ve dönüşümünde, dünyanın mükemmel yaratılış kodlarını bozmadan, bu mekanların atalarımızdan gelen ruhunu koruyabilirsek, ecdadımıza layık, torunlarımızın da duasını alan bir nesil olabiliriz.

Hayalimde muhteşem bir köy var. Eşsiz güzelliklere sahip, doğayla baş başa kalırken, modern insani ihtiyaçlarıma erişebildiğim bu köyde, huzur timsali evimin penceresinden yemyeşil, uçsuz bucaksız dağlara bakıp, Mimar Sinan’la karşılıklı çayımı yudumlarken, kalbimden şu söz dile geliyor….

Bedenimden çıkan ses, sükût ile kemale ermişse; Kalbimden çıkan ses dağları aşar…

Baki Selamlar…

Hasan KAYA

ANKARA MECLİSİ Şehir ve Kültür Kurulu Başkanı

ANKARA Çankırılılar Derneği Genel Sekreteri

ANKARA Batı Karadeniz Birliği Genel Başkan Yardımcısı