Ana sayfa İsmail Hakkı Cengiz CHP Ettiğini Buluyor Ama Allah’ın Büyük Bir Yardımına da Namzet

CHP Ettiğini Buluyor Ama Allah’ın Büyük Bir Yardımına da Namzet

904
0

Hüseyin Nihal Atsız anlatıyor: “1940 yılının aralık ayının son günlerinden birinde, akşam eve dönünce bir kalabalıkla karşılaştım. Polis, bekçi, muhtar, hep oradaydı. ‘Ev basılmıştı. Daha o zamanlar faşist, Hitlerci falan olduğum’ söyleniyordu ya… Zevcemin beni yatıştırmak için, ‘bazı mektuplara bakıyorlar’ demesine ‘Hitlerden gelen mektuplara mı?’ diyerek odaya girdim. Zevcemin okuluna yakın olsun diye tuttuğumuz ev, zaten aşağı yukarı bu büyük odadan ibaretti.

Odadaki iki sivil polis beni pek nazikane selâmladılar… Sivil komiser Avni, masanın üstündeki bir yığın mektubu inceliyordu. Bu mektupları bir gün önce Maltepe’deki asıl evimizden soba yakma işinde kullanmak üzere ben getirmiştim.

Epey uzun süren bir araştırmadan sonra bir kısım mektuplar ayrıldı. Sonra komiser Avni bana kuyruklu bir yalan söyledi; ‘Emniyet müdürü beyle şube müdürü bey zatıalinizi bekliyorlar. Bu mesele hakkında biraz konuşacaklar”

Atsız Hoca’yı gece vakti Emniyet Müdürlüğüne götürürler. Tabii o saatte ne emniyet müdürü vardır ne şube müdürü! O gece ve ertesi gün oyaladıktan sonra, Hoca’yı, gece vakti, mektuplar hakkında izahat vermek için yarın birinci şubeye uğramak kaydıyla serbest bırakırlar.

Hikâyenin bundan sonraki bölümünü, yine Atsız Hoca’dan dinleyelim: “Mektuplar hakkındaki sorularla cevapları üç gün sürdü. Edirne ile münasebetimin ısrarla sorulmasına mânâ veremiyordum.

İş bitti. Aradan aylar geçti. Cihanın gürültüleri arasında başımdan böyle bir vaka geçtiğini unuttum bile…

Bir akşam, Boğaziçi Lisesi’ndeki dersimi bitirip kapısından çıktığım zaman beni bekleyen bir yedek subayla karşılaştım. Selâmlaştık. Manâlı bir şekilde yüzüme bakarak; ‘Tevkif olundunuzdu, değil mi?’ diye sordu. Beynimde bir yer aydınlanmaya başladı. Yedek subayın anlattıkları karanlık bir yer bırakmadı. Hadise şu idi:

Bir ilkokul öğretmeni olan bu yedek subayla iki defa konuşmuştum. Atsız Mecmua ve Orhun dergileri dolayısıyla beni tanıyordu. İkinci konuşmamız, Bayezit Camiinin karşısındaki Küllük akademisinde olmuş ve yanımızda öğretmenin nişanlısı da bulunmuştu. Bundan sonrasını şöyle anlattı: Edirne’de evlenmişler… Fakat kadın soysuz çıkmış ve kocasına ihanet ederken suçüstü yakalanmış… Anlaşılan, kadın soysuz olduğu kadar da şirretin birisi imiş… Kocasını hemen polise haber vermiş; ‘Atatürk öldüğü zaman hükümet darbesi yapacaktı!’ demiş… ‘Kiminle?’ diye sormuşlar. ‘Atsız’la’ cevabını vermiş…

İşin içinde Atsız oldu mu derinleştirmeye lüzum yoktu tabii. Yapar mı yapar… Derhal öğretmeni tevkif ederler. Zavallı dert anlatmaya çalışır:

-Yahu! Bu kadının sözüne inanılır mı? İnsan durur durur da bu ihbarı suçüstü yakalandığı zaman mı yapar? Atatürk öldüğü zaman yapılacak hükümet darbesi iki yıl sonra mı yapılır? Hükümet devirmek için bir Atsız’la ben yeter miyiz?

Polise söz anlatmak kabil olmaz. Ya kadının söyledikleri doğru ise… Hemen İstanbul polisine telgraf çekilir. Komiser Avni de gelip, ‘sizinle görüşecekler’ diye beni kandırır.

Ben yine bir gece Emniyet Müdürlüğünde sabahlamakla işin içinden sıyrılmıştım. Zavallı öğretmen ise haftalarca mevkuf kalmıştı.

Çok ucuz yaşıyorduk.

Demek ki Halk Partisi’ni devirmek Kostarika’da hükümet darbesi yapmaktan kolaydı.”(*)

Eh, CHP, sen 80 sene evvel, masum insanlara atılan, “darbe yapacaklar” iftirasına inanırsan; gün gelir başkaları da sana, “darbe yapacak” diye iftira atar tabii.

Etme bulma dünyası!

x   x   x

LÂKİN CHP BÜYÜK BİR “ECİR”E NAMZET

Görüldüğü gibi yukarıdaki hadise, çok eski… Atsız Hoca’nın anlatımı, biraz taşlı-sitemli, biraz nükteli!

Lâkin aradan tam 80 sene geçmiş! O günün CHP’si tek parti iktidarı…

Bugünün CHP’si kolu-kanadı kırık, 70 yıldır, kısa koalisyonlar dışında hep muhalefette!

Son yıllarda o kadar korkunç iftira ve saldırıların hedefinde, lideri bile yumruklanan bir parti ki âdeta mağdur ve mazlum! Bu halini Atsız görseydi, eminim, o bile acır ve üzülürdü.

Yanal kanalların hücumlarında zaten iz’an, insaf ve vicdan aramıyorum. Fakat beni en çok üzen ve canımı sıkan, Ulusal Kanal ve Aydınlık Gazetesi’nin saldırı ve iftiraları… Bir zamanlar en çok beğendiğim ve güvendiğim Ulusalcıların hücumları…

Tabii tarih, ettiğini bulanların hikâyeleriyle dolu olduğu gibi, sabredenlerin, Allah’ın lütfuna mazhar olduğunun hikâyeleriyle de dolu!

Bu hücum ve iftiraların sonunda, Rabbin, CHP’ye büyük bir “ecir” ihsan edeceğine eminim.

CHP sabretsin, içindeki çürük elmaları ve boşboğazları temizlesin yeter!

(*): Atsız, Çanakkale’ye Yürüyüş, Baysan A.Ş., 1992, S. 83-90