Ana sayfa Köşe Yazarlarımız ZEKATIN ÖNEMİ VE FAYDALARI 2

ZEKATIN ÖNEMİ VE FAYDALARI 2

125
0

Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan, din gününün sahibi, yaratan, yaşatan, yöneten, rızık veren, kendisine kulluk yapılan, rızası gözetilen ve kendisinden yardım istenilen Allah’a hamdolsun. Kıyamete kadar gelecek bütün insanlığa rehber olarak gönderilen Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’e (s.a.v) salat ve selam olsun.

“Peygamberimiz( s.a.v) Muaz İbn Cebel’i Yemen’e vali olarak gönderirken ona şu talimatı vermiştir: “Ey Muaz, Yemen halkını, önce Allah’tan başka bir ilah olmadığını, benim de Allah’ın elçisi olduğumu bilmeye ve tanımaya davet et. Eğer bunu kabul ederlerse, bu defa onlara gece ve gündüz kendilerine beş vakit namazın farz kılındığını öğret. Eğer bunu kabul ederlerse, bu defa onlara, Allah’ın kendilerine mallarında zekatı farz kıldığını haber ver. Bu zekat, zenginlerinden alınır ve yoksullara verilir.”

Zekât, Allah’ın verdiği servete bir teşekkürdür. İnsan, küçük bir ikramını gördüğü kimseye karşılık vermek için vesile ararken, sayılamayacak kadar nimetlerine eriştiği yaratıcısına şükretmek istemez mi? Elbette ister. Müslüman alemleri  yaratan ve bu alemin içinde kendisine pek çok nimet ihsan eden  Allah’a her zaman ve her vesile ile şükretmek ve bu vesileyle  de Allah’ın rızasını  kazanmak ister. Böyle bir teşekkür, aynı zamanda o malın bereketlenmesine  de sebep olur. Nitekim Allah Teâlâ:

“Eğer şükrederseniz elbette size (nimetimi) artırırım. Ve eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.” (İbrâhîm Suresi, 7) buyurmuştur. Demek ki, şükreden kendi yararı için şükretmiş, nankörlük eden de kendi zararı için nankörlük etmiş olur. Çünkü Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.

Peygamberimiz, (s.a.v) dünya malının yeşil ot gibi çekici ve tatlı olduğunu; bu maldan yetime, vatanından uzakta kalanlara ve yolda kalmışlara sadaka veren zengin müslümanın ne  hayırlı kişi olduğunu; onu haksız olarak alan, meşrû olmayan yollardan kazanan kimsenin ise, yiyip yiyip doymayan bir obur olduğunu ve bu malın, onun aleyhinde kıyamet günü şahitlik yapacağını, bildirmiştir.

***

Zekât, mala olan hırsı azaltır. Her şeyin bir zararı olabildiği gibi, mala karşı aşırı istek de zararlıdır. Böyle haris olan kimse meşrû ve gayr-ı meşrû demeden malını çoğaltmaya çalışır. Kazandığı mal ile ne çevresindeki yoksullara yardım eder, ne de hayır kurumlarına destek olur. O sadece kazanmayı bilir ve nihayet kazandığı mal ile hiçbir iyilik yapmadan, toplum ve insanlığın hayrına olacak bir hizmette bulunmadan ömrünü tamamlamış olur. İşte böyle bir hırs içerisinde olan kimse ile ilgili olarak bakınız Peygamberimiz(s.a.v) ne buyuruyor: “Ademoğlunun iki vadi dolu malı olsa bir üçüncüsünü ister. Ademoğlunun bu muhteris gönlünü topraktan başka bir şey doldurmaz. Şu kadar ki (ihtirastan nefret edip) tövbe eden kişinin tövbesini Allah kabul eder.”

Peygamberimiz bu hadisi şerifle, insanlık onuruna zarar verecek şekilde mala olan aşırı isteğin zararlı olduğunu bildirmektedir. Yoksa mal kazanmak ve ihtiyaç zamanı için mal biriktirmek, övülen bir davranıştır.

***

Zekât, yoksulun ahlâkını olumlu şekilde etkiler. Geçim sıkıntısı çeken kimse karnını doyurmak için Allah korusun her şey yapabilir, kötü yollara düşebilir. Bunun için bizzat Peygamberimiz yoksulluktan ve yoksulluğun getireceği olumsuzluklardan Allah’a sığınmışlardır. Bir hadislerinde de şöyle buyurmuşlardır: “Yoksulluktan, darlıktan, zilletten, haksızlık yapmaktan ve haksızlığa uğramaktan Allah’a sığının.”

Toplumdaki servet sahipleri, yetimlere, yoksullara yardım ellerini uzatacak, mallarının zekâtı ile onlara destek verecek olurlarsa, onları kötü yollara sürüklenmekten ve toplum için problem olmaktan kurtarmış olurlar. Esasen toplumda karnını doyuramayan yoksullar varken, varlıklı kimselerin bunlarla ilgilenmemesi nasıl düşünülebilir? Çevresinde aç insanlar varken nasıl rahat edebilir müslüman? İşte zekât, yoksulların kötü yollara düşmelerini önler. Kötü yollara düşmüş olanları da düştükleri çukurlardan kurtarmış olur.

***

Zekât, yoksulun çalışma isteğini artırır. Çünkü almaktan çok, vermek daha zevklidir. Bu zevki tatmak için yoksul, çalışmanın, alın teri dökerek kazanmanın gerektiğini anlar ve bu yola yönelir. Elbette iyi niyetle çalışana Allah Teâlâ’nın vereceğinde şüphe yoktur.

Abdullah İbn Ömer (r.a.) anlatıyor: “Bir defa peygamberimiz minberde sadaka vermekten, teaffüften (kimseden bir şey istemeyip yokluğa katlanmaktan), dilenmekten söz ediyor ve şöyle diyordu: “Veren el, alan elden daha hayırlıdır.”

***

Dinimiz islamın temel ibadetlerinden olan zekât, zengin ile yoksulu birbirine yaklaştırır. Böylece zengin ile yoksul arasında servet farkından doğabilecek dengesizlikleri ortadan kaldırır. Kur’an-ı Kerim’de konu ile ilgili olarak şöyle buyuruluyor: “…Böylece o mallar içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet olmaz…”(Haşr Suresi 7)

Mübarek ramazan ayına ulaşmış olmamız vesilesiyle nimetlere şükrümüzün ifadesi de olan zekatlarımızı verelim. Arınmamıza vesile olan zekat ibadetimizin ferdi ve toplumsal olarak ahlakımızın güzelleşmesine, insanların kendilerini daha bi güvende hissetmesine katkı sağladığını unutmayalım. Her ibadetimizin katlanarak sevabının arttığı bu ramazan günlerinde alemlerin Rabbine  dua dua yalvaralım; Allah’ım rızkımı helal yolda kazanmamda ve helal yolda harcamada bana yardım eyle, hesabını veremeyeceğim kazançtan beni muhafaza eyle.

Allah’a emanet olunuz.

POLATLI MÜFTÜLÜĞÜ