Ana sayfa HAYDAR BİRCAN Yüz Yıllık Plan İstanbul Sözleşmesi

Yüz Yıllık Plan İstanbul Sözleşmesi

632
0

Yaklaşık  100 yıl önce bir Kurtuluş Savaşı verdik. Bu savaşa yediden yetmişe bütün vatan evladı iştirak etti. Şanlı bir mücadeleydi ve zaferle sonuçlandı. Yurdumuzu işgal eden düşman defolup gitti. Ancak onlar giderken bize diş bilemişlerdi. Bu şamarın acısını çıkartacaklardı. İşte o düşmana darbe üstüne darbe vuran şahadet şuurunu , cihat şuurunu İslam’a ve Kurana olan bağlılığını ortadan kaldıracaklardı. Bu bin yıllık İslam diyarında yaşayanları ruhsuz robotlar haline getireceklerdi. Öte yandan bu ülkenin tesislerini ,arazilerini satın alacak ekonomik yönden kendiler,ne bağlı hale getireceklerdi. Öyle ki yüz yıl sonra bu vatanın insanları öz yurdunda garip, öz yurdunda  parya olacaklardı. Onların planı buydu. Planın ilk adımı Lozan’da deveye konuldu. 6 Ekim 1950 tarihli Büyük Doğunun  29 sayısını okuyanlar bu planın içyüzünü göreceklerdir. Planın mimarı İngilizler ve Yahudilerdir. Perde önündeki aktörler İngiltere Başbakanı Lord Gürzon’la Mısır Hahambaşısı Hayim Naum’dur. Şeytana pabucunu ters giydiren bu iki ismin ortak vasfı ikisinin de Yahudi oluşudur. Hayim Naum Mısır Hahambaşısı olmadan evvel ülkemizi temsilen Lozan’a giden murahhas heyetinin arasına müşavir  sıfatıyla dahil olmuştur. Naum İngiltere ve Batılı ülkelere Siz Türkiye’nin mülki tamamiyetini kabul ediniz . Onlara ben İslamiyet’i  ve İslami temsilciliklerini ayaklar altında çiğnetmeyi  taahhüt ediyorum “demiştir. Bu sıradan bir söz ya da sıradan bir taahhüt değildir. Lozan muahedesinden sonran İngiltere Avam kamarasında Türklerin istiklalini ne için tanıdınız diye yükselen itirazlara Lord Gürzon’ın verdiği cevap şöyledir: “İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşmayacaklardır. Zira biz onları maneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz “ dedi.

Peki sonrasında neler oldu? 24 Temmuz  1923’ten sonra hilafetin  kaldırılmasından başlayarak yapılanları hatırlayınız. Ezanı Muhammed’in  yasaklanmasını, Kuran öğrenmenin ve öğretmeninin engellenmesi, camilerin kapanması derken milli şefin 1949’da Amerika ile yaptığı Eğitim anlaşmasını hatırlayın. Hikâye uzun ve dikkatli, okunduğunda insanı hüngür hüngür ağlatır. Gele gele 2002 yılına gelindi. 3 Kasım 2002 ‘de Ak Parti tek başına iktidar oldu. O tarihten bu yana da iktidarda. Bu 17 yıllık zaman zarfında Avrupa Birliğine girmek uğruna uyum yasaları diye binlerce kanun çıkarıldı. İşte 24 Kasım 2011de TBMM ‘de  24  dakikalık bir görüşmenin ardından meclisteki dört parti milletvekillerinin oylarıyla kabul edilen İstanbul sözleşmesi de bunlardan biriydi. Bizi 60 yıldır aralarına almayan AB’nin isteklerinden binlercesi kanun adı altında kabul edilmişti. Bunlar arasında zinanın serbest bırakılması, yuvaları dağıtan yığınla düzenlemelerin yapılması, eşcinsellere geniş haklar sağlanması, süt bankası kurulması vardı. Bütün o düzenlemelerin nerdeyse tamamı bu ülkede yaşayanların %99’un inancına zıt şeylerdi. Nitekim boşanmalar %500 arttı. Yüz binlerce erkek evden uzaklaştırıldı. İstanbul Sözleşmesi yüzyıllık planın altın vuruşu olmuştu.

Saadet Partisi Yönetim Kurulu Üyesi Haydar Bircan