Ana sayfa Köşe Yazarlarımız KARGALARIN ÖCÜ, KORONA’NIN GÜCÜ

KARGALARIN ÖCÜ, KORONA’NIN GÜCÜ

275
0

Değerli Arkadaşlarım, 1998 yılında Malazgirt’e tayin oldum. İzin bittikten sonra gittik 108’inci Topçu Alayına katıldık. Alayın konuşlandığı yer de o kadar çok kavak ağacı var ki yüzlerce. Bir de her kavak ağacında onlarca karga yuvası var. Tabiri caizse yer gök karga yani. Sabah akşam öylece ötüp duruyorlar. Sesleri de rahatsız edecek kadar yüksek. Ama yapacak bir şey yok, yaratılışları gereği öyle davranıyorlar.

Bir süre sonra Alay da görevli bazı Subay ve Astsubaylar, yapmayın etmeyin desek te, kargaları rahatsız etmeye başladı. Yuvalarını taşlıyor, ağaçları sallayarak yavruların yuvadan düşmesini sağlıyor. Karga yuvası çer çöpten çok basit olduğunda hafif bir sarsıntı yetiyor.

Bu mücadeleden kargalar rahatsız oldu. Direnmeye başladılar, bilirsiniz kargalar sosyal hayvanlar ve birlikte yaşıyorlar. Haliyle birbirlerine de sahip çıkıyorlar. Kendilerini taşlayan, yuvalarını bozan kişileri bellemişler. Bir süre sonra en iyi savunma taarruzdur diyerek hücuma geçtiler. Herkese saldırmıyor, kendilerine zarar verenlere saldırıyorlardı. Koloni halinde o kişiyi gördüklerinde pike yapıyor, yakalasalar parça pinçik edecekler, o kadar öfkeliler yani.

En çok ta bir ordonat bölük komutanı yüzbaşı vardı, onu takip ediyor, binadan çıkışını bekliyorlardı. Yüzbaşı artık rahat yürüyemiyor, taa kapının dibine kadar gelen araca palas ponduros biniyor, kendini öyle kurtarıyordu.

Mücadele bir süre devam etti. Kargalar bayağı direndi ama insan oğlunun zulmüne dayanmak mümkün mü? Sabahın köründe pompalı tüfeklerle ateş etmeler, ağaçların arasına ateş yakıp dumandan zehirlenmeleri için lastik yakmalar dahil bilinen ne kadar kalleşlik varsa yaptılar. Orantısız gücün dik alasıydı yapılanlar.

Tabi daha fazla dayanamayıp, sanıyorum kendilerine yeni bir mekân bulmuş olacaklar ki, bir sabah kalktığımızda tek bir karga bile kalmamış, tamamı çekip gitmişti.

Zaferi kutluyordu bazıları. Öyle ya, kargaları yenmek hakikaten büyük bir başarıydı!

Amaa..

Sonra ne oldu?

Öbür sene alayı komple yılanlar ve fareler bastı. İnsanlar evine gidemez oldu. Kimse çocuklarını evde bırakamıyordu. Çünkü eşik beşik nere varsa her yer yılanların istilasına uğramıştı. Millet evi ocağı kapattı, ordu evinde üçer beşer kalmaya başladı. Hatta baktılar olacak gibi değil, bazı arkadaşlar eşyasını yükleyip memlekete gönderdi. Özellikle üç evler dediğimiz lojmanların tamamı boşaltıldı.

O sürede yılanlar sütü çok seviyor diye sırf eve girmemesi için kapılarının önüne kap kap süt koyan mı ararsın, zift kokusundan rahatsız oluyorlarmış diyerek evin dışını ziftle boyayan mı arasınız neler yapıldı neler. Kısacası kargaların gazabı, bizimkilere azap oldu. Oysa zamanında hiç düşünmediler, neden sadece o bölgede o kadar çok karga var. Etrafta yuva yapacakları o kadar çok alan varken, niye burası diye…

Netice itibarıyla diyeceğim şudur. Şimdi bu korona var ya, yeni çıkmadı zaten vardı ve bir yerde yaşıyordu. Dünyadaki bütün dengeleri bozmakta çok mahir olan insanoğlu, tahminimce bilerek ya da bilmeyerek bu koronanın yaşam alanı neyse onu yok ettiler ki, onlarda yeni yaşam alanı bulmak için her tarafta arayışa geçti. Bu arada da, en büyük zararı verdiğini düşündüğünden olacak, insanlara musallat oldu. Kediye köpeğe, çiçeğe böceğe, ve bebeğe dokunmuyorsa alınacak mesaj bence budur. Dileyelim tez zamanda zarar vermeyecek bir yaşam alanına kovuşsunlar da bu beladan kurtulalım, yoksa hakikaten işimiz zor.

Tabiatla oynamayın, dengeleri bozmayın.

Yoksa bedelinin ne kadar ağır olduğunu yaşayarak görüyoruz.