Ana sayfa Doğru Kalem AKİF VE İSTİKLAL MARŞININ KABULÜNÜN 99.YILI

AKİF VE İSTİKLAL MARŞININ KABULÜNÜN 99.YILI

904
0

Bu, ümitle yazılır. O zaman düşünün, imanım olmasaydı yazabilir miydim? Zaten ben, başka türlü düşünüp, başka türlü yazanlardan değilim. Bu elimden gelmez. İçimde ne varsa, bütün duygularım yazılarımdadır. Şu var ki; İstiklal Marşı’nın şiir olmak üzere bir kıymeti yoktur. Ancak tarihi bir değeri vardır.

Mehmet Akif Ersoy

Devletlerin ve milletlerin hayatında millî marşlarının ayrı bir önemi vardır. Bu marşlar ait olduğu milletlerin karakterlerini yansıtır.

İstiklal Marşı’nın yazıldığı dönemi hatırlayacak olursak, onun hangi ruhla yazıldığını ve bugün nasıl anlaşılması gerektiğini daha iyi kavrarız .

O sadece bir metin değil, bir dönemin ve de milletin derin ruhunu içinde barındıran önemli bir tutanaktır.

Hatırlayacak olursak; Anadolu’da tüm olumsuzluklara rağmen yeni bir devlet kuruluyordu. Tüm kuşatılmışlığa rağmen bir inanmışlık ve ümit vardı.

O nedenle hem yeni sürecin inşası hem de varlığını devam ettirebilmesi için millete birlik ve beraberlik duygusu aşılayacak, ortak heyecanı ifade edecek bir metne ihtiyaç duyuluyordu.

7 Kasım 1920 tarihli Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde:

‘Türk şairlerinin nazar-ı dikkatine, Maarif Vekâletinden bildirilmiştir.’ başlıklı bir ilânda, ‘Millî marşın, Maarif Vekâletince kurulan edebi bir heyet tarafından yarışmaya katılan eserler arasından 23 Aralık 1920’de seçileceği; yarışmayı kazanan eserin yazarına 500 lira, bestesi için de 1000 lira nakdi mükâfat verileceği’ duyurulur.

Meclisin aldığı karar doğrultusunda İstiklal Marşı yarışması yurdun dört bir yanına ilan edilir. Anadolu’dan, İstanbul’dan birçok şair yarışmaya katılmak üzere ürünlerini gönderirler.

Böylece Millî Marş yarışmasına 724 şiir katılır, fakat hiçbiri Millî Marş olmaya layık görülmemiştir.

Akif’in deyişiyle;

O günler ne samimi ne heyecanlı günlerdi. Fakat bir gün bile ümidimizi kaybetmedik, asla yeise düşmedik. Zaten başka türlü çalışabilir miydik? Ne topumuz vardı ne tüfeğimiz… Fakat imanımız çok büyüktü.

Evet, çok büyük imanları, azim ve kararlılıkları vardı onların. Kocaman yürekleri vardı… Bu dava uğruna sahip oldukları her şeyi feda etmeye hazırlardı.

Akif de bu kocaman yürekli inanmış dava adamlarından biriydi. Bu nedenle de Akif, kendi içinde fiili olarak İstiklal Marşı’nı yaşamakta ve yazmaktaydı. Fiili mücadelesiyle o bir İstiklal Marşı’ydı zaten.

İyi bilinmektedir ki; Mehmet Akif bu ülkenin İstiklal Marşı yazabilecek tek ruhudur. Böyle bir marşı ondan başkasının yazabilmesi mümkün değildir.

O nedenledir ki; Milli Marş için açılan yarışmaya yedi yüzden fazla eser müracaat etmiş olmasına rağmen, dereceye layık eser görülmemiştir.

Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, Akif’ten bu marşı yazmasını rica etmiş fakat Akif; ‘Para için şiir yazamam’ diyerek geri çevirmiştir.

 ‘Pek aziz ve muhterem efendim,

İstiklal Marşı için açılan müsabakaya iştirak buyurmamalarındaki sebebin izalesi için pek çok tedbirler vardır. Zat-ı üstadanelerinin talep edilen şiiir vücuda getirmeleri maksadın husulü için son çare olarak kalmıştır. Asıl endişenizin icap ettiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu müessir telkin ve heyecanlandırma vasıtasından mahrum bırakmamanızı rica ve bu vesile ile en derin hürmet ve muhabbetimi arz ve tekrar eylerim, efendim.’

(5 Şubat 1337 (1921), Umur-u Maarif Vekili Hamdullah Suphi)

Evet, Akif kendisine kazansa bile para verilmeyeceği hususuna ikna olunca ancak yazmayı kabul etmiş ve Tacettin Dergâhı’na kapanarak İstiklal Marşı’nı yazmıştır.

Dergâh, Akif Ankara’ya geldiğinde mesken sorunu olduğundan dolayı bizzat Şeyh (Taceddin Mustafa) tarafından Akif’e tahsis edilmiştir.

İki gün gibi kısa bir sürede yazılan bu Milli Marşı, Akif’ten başkası yazamazdı hiç şüphesiz. İstanbul’da bazı gazeteler manda isterken, Akif’in göğsü Ankara’da yazacağı İstiklal Marşı ile zaten dolu idi.

Büyük sancılar içerisinde o mısralar yazıldı. Adeta yüreğinden kamışla kan çekercesine o mısralar tarihe not düşüldü.

Arkadaşlarının ifadesine göre; sabahleyin uyandıklarında Akif’in kaldığı odasının duvarlarında İstiklal Marşı’nın bir kıtasının yazıldığını görürler:

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Bu durum bize her şeyi anlatıyor aslında. Kuşkusuz tırnaklarıyla duvara kazınarak yazılan bir marş ancak bu kadar yürekten olabilirdi.

İşte o, böyle bir halet-i ruhiye içerisinde bir milletin şahlanış destanını yazmıştır. Bütün bir milletin duygularına tercüman olmuştur böylece.

Akif’in yazdığı İstiklal Marşı ilk defa 17 Şubat 1921 tarihinde Sebilürreşad ve Hâkimiyet-i Milliye gazetelerinde yayınlanmıştır.

İstiklal Marşı’nın kabulü: 12 Mart 1921

İstiklal Marşı, Meclis kürsüsünde ilk defa 1 Mart 1921 günü Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey tarafından okunur; Çantay o günleri anlatırken şöyle der:

Mebusların alkışlarından meclisin tavanları sarsılıyordu… Üstad ise mahcubiyetinden, başını kollarının arasına sokmuş, sıranın üstüne yumulmuştu.

Marşın resmi kabulü ise Meclis’in 12 Mart 1337 (1921) tarihli oturumunda gerçekleşmiştir. Akif’in şiirinin İstiklal Marşı olarak kabulüne dair birçok önerge verilmiştir.

En sonunda; ‘bütün meclisin ve halkın beğenisini kazanan Mehmet Akif’in şiirinin tercihen kabulünü teklif eden’ Karesi (Balıkesir) Milletvekili Hasan Basri Bey’in önergesi oylanarak kabul edilmiştir.

Diğer milletvekilleri tarafından ‘milletin ruhuna tercüman olan ve meclisin kabulü ile resmî bir mahiyet kazanan İstiklâl Marşı’nın ayakta dinlenmek üzere, Maarif Vekili tarafından bir defa daha meclis kürsüsünden okunması’ teklif edilmiştir.

Bütün üyeler ayağa kalkarak Hamdullah Suphi Bey’in okuduğu İstiklal Marşı’nı bir kere daha büyük bir coşku ve heyecan içinde dinlemiştir.

Mustafa Kemal Paşa da marş okunurken sıraların önünde onu ayakta dinlemiş ve mütemadiyen alkışlamıştır. Daha sonraları ise İstiklal Marşı ile ilgili duygu ve düşüncelerini şöyle dile getirecektir:

Bu marş bizim inkılâbımızı anlatır.

İstiklal Marşı’nda, İstiklal Davamızı anlatması bakımından büyük manası olan mısralar vardır.

Benim en beğendiğim bölümü ise;

 ‘Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin İstiklal…’

Mecliste bütün bu olaylar yaşanırken Akif ise heyecan ve mahcubiyetinden Meclis’te duramamış, salondan ayrılmıştır.

İstememesine rağmen muhasebeden çıkışı yapıldığı için ödül olarak verilen beş yüz (500) lirayı, fakir Müslüman kadın ve çocuklarına meslek öğreterek fakirliklerine son verme gayesi ile faaliyet gösteren ‘Daru’l-Mesai’ adlı hayır kuruluşuna bağışlamıştır.

Hâlbuki Akif, İstiklal Marşı’nı kaleme aldığı Ankara günlerinde, oldukça büyük maddî sıkıntılar içindedir.

Öyle ki, İstiklal Marşı’nın okunacağı gün, Meclis’e giderken yakın arkadaşı Hasan Basri Çantay’ın paltosunu ödünç almıştır. Öyle ki palto alacak parası yoktur.

Böyle olmasına rağmen o, asil duruşunu sürdürmeye devam etmiştir.

Allah bu millete bir daha ‘İstiklal Marşı’ yazdırmasın!

Böylece bir milletin yeniden diriliş ve kendine geliş marşını tarihe mal eden Akif; ‘Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın’ duasında bulunmuştur.

Kaynak : Yusuf  Tosun –Independent-11.Mart.2020

Saygılarımla