Ana sayfa Doğru Kalem TÜRKLERDE KADIN

TÜRKLERDE KADIN

589
0

Tarih Türklerle başlar.  Türk aile hayatında Egzogami ( Hala, teyze, dayı çocuğu, amca çocuğu gibi yakın akraba evliliği yasaktır. )  usulünü cari olduğu görülmektedir. Kazak Türklerinde akrabalık, kırk göbeğe kadar uzamakla beraber, yedinci göbekten kız alınmasına müsaade edilmiştir. Kırgızlarda beşinci göbekten evlenilmesine müsaade vardı. Başkurt ve Altay Türklerinde aynı gelenek devam etmiştir. Yakutlar’da bu yasak dokuzuncu göbeğe kadar çıkıyordu. Dede Korkut hikâyelerinde Oğuz Yiğitleri, başka oymak ve boylardan kız aramağa çıkarlardı. Türk aile ahlakı «Türk Töresi» nin ve Türk içtimaî yapısının esaslarına uygun olarak sağlam bir bünye göstermektedir. Kaç-göç yoktu. Göktürk Kitabelerinde, her törene ve şölene kadınlarında katıldığı anlatılır. Göktürk Hakanının yanında «Hatun» da oturmaktadır. Hakan onunda reyini alırdı. Türklerde egzogami (Dışarıdan evlenme) sistemi cari idi. Nitekim Göktürk’lerin ataları olan on erkek çocuğu mağaranın dışından kız almak yoluyla on-ok (on-boy) lan meydanı getirdikleri bilinmektedir. Türk ailesinden evlenen oğullar hisselerini alıp yeni bir aile kurmak üzere baba evinden ayrılırlar. Baba evi en küçük oğla kalırdı. Türklerde umumiyetle tek eş  (Monogamie) sistemi görülür .

İslam öncesi Türklerde  Arap kültürünün aksine  tek eşle evlilik vardı ve yakın akraba evliliğine kesinlikle müsaade edilmiyordu.

Türk ailesinde ev müştereken karı ile kocanın ikisine aittir. Çocuklar üzerindeki Velayet-i Hassa, Baba kadar anaya da aitti. Erkek daima karısına hürmet eder onu arabaya bindirerek kendisi arabanın arkasında yaya yürürdü. Muhafazakâr bir yapıya sahip olan Türk ailesinde aileye zararlı olan ve ailenin yıkımına sebep olabilecek davranışlar toplumda büyük suç sayılırdı. Mesela: Hunlarda ve Göktürklerde zina en büyük suç idi. Kızın evlenmeden önce bakire olması gerekirdi. Macar Bilgini Zolotnitskiy, Orhun Yazıtlarında çok kadın almanın izine rastlanamaz demektedir.

Devlet idaresinde büyük söz sahibi olan kadın, aile içinde de çocuğun terbiyesi, ailenin mali işleriyle yakından ilgilenmesinden başka çadırın kurulması, çorap örme, süt sağma, peynir ve tereyağı yapma ve elbise dikme gibi işleri yapmaktadır . Türk kadınının çalışkan oluşu gebe olduğu vakit bile çalışmasına ara vermediğinden ve hatta çalışırken doğum sancılarıyla baş başa kalmasından anlamaktayız.

Türk Kadınına, erkeği tarafından verilen ehemmiyeti şiirlerde de görmek mümkündür. Oysa medeniyetin beşiği olarak kabul edilen Yunanistan da, eski Yunanlılarda kadının saygı değer bir yanı yoktu. Saygı değer olmadığı gibi, kocası isterse sağlığında veya ölümüne bağlı olarak karısını bir başkasına devredebilirdi.

İslâm’dan önceki Arap cemiyetinin aile müessesesi diğer müesseselerin pek çoğu gibi, ahlakın bozulmasından etkilenmiş durumda idi. Babaların, yeni doğan kız çocuklarını diri diri toprağa gömerek, ölüme mahkûm etmesi bir örf halini almış ve hatta hatta örften de daha müessir şekilde, tatbik edilmesi gereken bir yazısız kanun halini almıştı. Bu konuda Mahmut Esad efendi «Beni-Temim kabilesinin Kaya İbn. Asım’ m onüç kızını öldürmüş olduğunu bildirmektedir.» Oysa eski Türklerde kız evlat sahibi olmak bir felaket ve şerefsizlik addolunmazdı. Bilâkis, kız sahibi olmak için, Oğuz Beylerinin alkış (dua) na müracaat eden kimseler vardı. Yine buna karşılık, Araplarda maddi menfaatler için, çadırlarda cariyeleri fuhşa teşvik etmek, hatta zorlamak olağan davranışlardandı”. Kadın, alınıp satılan bir eşya idi. Hiç bir hakka sahip değildi.

Annemiz, Eşimiz, kızımız, Kız kardeşimiz olan  tüm kadınların 8 Mart Çalışan Kadınlar Günü kutlu olsun.  Boşuna NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE demiyoruz.

Kaynak : Kadri Süreyya Özdener – İslam Öncesi  Türklerde Kadının İçtimai Yeri

Saygılarımla