Ana sayfa Doğru Kalem EVLATSIZ BIRAKMAMAK

EVLATSIZ BIRAKMAMAK

631
0

İkinci Dünya Savaşının en zorlu yıllarıydı, Almanlar sınırlarımızın az ötesine gelmişlerdi, bütün dünya sonu neye varacağı belli olmayan bir çılgınlığa doğru savruluyordu. Savaşmanın ne demek olduğunu en iyi bilen kişilerden birisi olan İsmet İnönü ve arkadaşları ise halkı büyük acılara sürükleyeceği belli olan bu anlamsız savaştan ülkelerini uzak tutmaya karar vermişlerdi.

Seferberlik ilan edildi, erkekler askere alındı, limanlar kapatıldı, devlet herhangi bir olası savaş durumuna karşı yiyecek depolamaya başladı. Savaşın getirdiği ekonomik sıkıntıların üzerine bir de kuraklık eklenince ülke ekonomisi çıkmaza doğru sürüklenmeye başlamış, yoksul halk iyice zor duruma düşmüştü. Hükümet yokluk nedeniyle bazı tüketim maddelerini karneye bağladı. Zeytin, ekmek, şeker gibi temel tüketim ürünleri karne ile sınırlı olacak biçimde dağıtılıyordu. İnsanlar açlık sınırında ancak kuyruklara girerek yiyecek alabiliyorlardı. Yeni vergiler salınmış, özel araçların trafiğe çıkması bile yasaklanmıştı. Bu zorlukları fırsata çeviren girişimciler de vardı, bu fırsatçılar ele geçirdikleri ürünleri karaborsada pahalı fiyata satarak halkın sırtına ikinci bir ağırlık yüklüyorlardı. Hükümet bir yandan karaborsacılarla mücadele etmeye çalışıyor bir yandan da ülkenin savaşa gireceği günü düşünerek her şeyden tasarruf ediyor, olası bir savaş durumunda ülkenin bağımsız kalabilmesi için önlemler almaya çalışıyordu.

Halk çok zorlu günlerden geçti ama Türkiye savaşa girmedi. Savaş bittiğinde dünyada çok ağır bir bilanço vardı. Savaşın kazananları kaybedenlerinden çok daha fazla kayıp vermişlerdi.

Türkiye bu dönemi İsmet İnönü’nün dehası sayesinde kazasız belasız atlatabilen ender ülkelerden birisi oldu. Hükümet belirsiz bir hayal uğruna askerini ölüme göndermedi, ülkeyi savaşa sokmadı. İnönü ve arkadaşlarının bu politikaları daha sonrasında rakip partiler tarafından çok eleştirildi ve İnönü, Türkler gibi savaşçı bir ulusun erkekliğini körelttiği, halka açlık çektirdiği, yiyecekleri karneye bağlattığı, savaştan kaçtığı gibi sayısız suçlamayla karşılaştı. Savaş bittikten sonra bir gün seçim meydanında muhaliflerin, çocukları “Sen bizi aç bıraktın” diye bağırtması üzerine İnönü çocuklara hitaben tarihe geçecek o sözünü söyledi:

Ben sizi aç bıraktım ama babasız bırakmadım.

Moskova’da altı saate yakın görüşmeler sonrası İdlib’de ateşkes  ilan edildi.  Heyetimiz  Putin’in önünde el pençe divan duruyormuş , Çariçe İkinci Katerina önünde poz veriyormuş , boğazlardan Osmanlı donanmasını yenen amirallerin adını taşıyan Rus Savaş gemileri geçiyormuş gibi boş sözleri bırakın.  Önemli olan İdlib’de ateş kesin sağlanması ile kınalı kuzularımızın cenazesinin gelmeyecek olması.

Suriye’nin kendi topraklarında , onlara ait olan egemenlik  bölgesinde  bulunan gözlem noktalarını , M4 ve M5 kara yollarının  kontrolünü  Rejim ve Rusya’ya bıraktık ama artık her gün görmeye alıştığımız ,  göz yaşı dökmekten neredeyse göz pınarlarımızın kuruduğu  Şehit haberleri ile kahrolmayacağız.

Bu anlaşmanın devamı hainde, Esad ile yapılacak doğrudan görüşmeler gerçekleştirilirse , Türkiye’nin güney sınırınsa ABD destekli terör  tehlikesi kalmayacağı gibi , güvenli bölgenin tesisi ile de Suriyeli göçmen sorunu  çözüme kavuşmuş olacak, 21. inci yüzyılın utancı mülteci  hareketliliği de hem ülkemiz, hem de Avrupa açısından sona erecektir.

Saygılarımla,