Ana sayfa İsmail Hakkı Cengiz ŞEHİTLER TEPESİ Bildiğiniz Gibi Değil, BİLMEDİĞİNİZ Gibi!

ŞEHİTLER TEPESİ Bildiğiniz Gibi Değil, BİLMEDİĞİNİZ Gibi!

775
0

Bugün, bu memlekette en değersiz nesne ne derseniz; “bilgi” ve “bilim” derim!

Gazetelerde yazmak, televizyonlarda konuşmak, siyaset yapmak, makam ve memuriyet sahibi olmak için bunlara hiç ihtiyacınız yok.

Bilgisiz ve bilimsiz, her konuda, her yerde, her şeyi söyleyebilirsiniz!

Misal, “Şehitler Tepesi” ve “İslam’ın Ordusu” hakkında ağzınıza geleni söyleyebilirsiniz.

Bana, senin ilmin ne, bilgin ne diye sorarsanız, Sokrat’ın söylediğini söylerim: “Tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğimdir”.

Fakat hemen, “Şehitler Tepesi” ve “İslam’ın Ordusu” konularında, bunları diline dolayanlardan daha fazla bilgim olduğunu da eklerim.

Sözüm, bilhassa, bu konularda iktidarın değirmenine su taşıyan muhalefete!

Şehitler Tepesi’nin hiç de bugünlerde dile getirildiği gibi bir anlamı ve işlevi yok.

“Şehitler Tepesi” ne?

Bayrak Şairi, Arif Nihat Asya’nın, bir kitabına da ismini verdiği, “Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor” adlı muazzam eserinin ilk ve daha sonraki bölümde tekrar eden mısraı…

Şiirin tamamını veriyorum… Bakın bakalım, Bayrak Şairi ne söylüyor, siz ne söylüyorsunuz! Şairin söyledikleriyle sizin tartıştığınız konuların bir âlâkası var mı?

BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR

Şehitler tepesi boş değil,
Biri var bekliyor.
Ve bir göğüs, nefes almak için;
Rüzgâr bekliyor.
Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye;
Yattığı toprak belli,
Tuttuğu bayrak belli,
Kim demiş meçhul asker diye?

Destanını yapmış, kasideye kanmış.
Bir el ki; ahretten uzanmış,
Edeple gelip birer birer, 

Öpsün diye faniler!
Öpelim temizse dudaklarımız,
Fakat basmasın toprağına, 

Temiz değilse ayaklarımız.

Rüzgarını kesmesin gövdeler
Sesinden yüksek çıkmasın,

Nutuklar, kasideler.

Geri gitsin alkışlar, geri,
Geri gitsin ellerin yapma çiçekleri!
Ona oğullardan, analardan dilekler yeter,
Yazın sarı, kışın beyaz çiçekler yeter!

Söyledi söyleyenler demin,
Gel süngülü yiğit, alkışlasınlar
Şimdi sen söyle söz senin.

Şehitler tepesi boş değil,
Toprağını kahramanlar bekliyor!
Ve bir bayrak dalgalanmak için;
Rüzgâr bekliyor!

Destanı öksüz, sükutu derin,

Meçhul askerin;
Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye
Yattığı toprak belli,
Tuttuğu bayrak belli,
Kim demiş meçhul asker diye?..

x   x   x

İSLAM’IN ORDUSU

Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), bir twit’inde aşağıdaki dörtlüğü paylaşmış:

Şu kopan fırtına Türk ordusudur, yâ Rabbi,

Senin uğrunda ölen ordu budur yâ Rabbi.

Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed* nâmın,

Galip et çünkü bu son ordusudur İslâm’ın.

3 Mart 2020 akşamı, Tele1’de, kadın sunucu, konuklarıyla, “Türk ordusu İslam’ın ordusu mu?” diye tartışıyor, DİB’i eleştiriyordu.

Bu dörtlüğü ilk defa duyuyor, kime ait olduğunu bilmiyor olabilir.  Yerinde olsam, yukarıdaki dörtlüğü internette taratır, bir sorgulardım.

Sunucu bunu yapsaydı, dörtlüğün, Yahya Kemal Beyatlı’ya ait, “26 Ağustos 1922” başlıklı bir eser olduğunu görecekti.

Bu bilgiyle, Diyanet’e, herhalde, bambaşka bir soru soracaktı… Sormalıydı!

26 Ağustos 1922’deki ordunun Başkumandanı kim? Mustafa Kemal Atatürk! Sen bu ismi hutbelerde-vaazlarda, dualarda hiç anma, sonra lâzım olduğunda onun ordusuna yazılan dörtlüğü bugün yazılmış gibi yutturmaya çalış!

Ne hakla?

Müeyyed: Kudretli