Ana sayfa Doğru Kalem SABAHATTİN ALİ YÜZ ONÜÇ YAŞINDA

SABAHATTİN ALİ YÜZ ONÜÇ YAŞINDA

771
0

Sabahattin Ali (25 Şubat 1907, Eğridere – 2 Nisan 1948, Kırklareli), Türk yazar ve şair.

Edebi kişiliğini toplumcu gerçekçi bir düzleme oturtarak yaşamındaki deneyimlerini okuyucusuna yansıttı ve kendisinden sonraki cumhuriyet dönemi Türk edebiyatını etkileyen bir figür hâline geldi. Daha çok öykü türünde eserler verse de romanlarıyla ön plana çıktı; romanlarında uzun tasvirlerle ele aldığı sevgi ve aşk temasını, zaman zaman siyasi tartışmalarına gönderme yapan anlatılarla zaman zaman da toplumsal aksaklıklara yönelttiği eleştirilerle destekledi. Kuyucaklı Yusuf (1937), İçimizdeki Şeytan (1940) ve Kürk Mantolu Madonna (1943) romanları Türkiye’deki edebiyat çevrelerinin takdirini toplayarak hem 20. yüzyılda hem de 21. yüzyılda etkisini sürdürdü.

Hayatının son yıllarında Türk milliyetçileriyle yaşadığı tartışmalarla da öne çıktı, özellikle Türkçü-Turancı yazar Nihal Atsız ile yaşadığı gerilim giderek artarak Irkçılık-Turancılık davasının bir parçası oldu. Bu dönemde Aziz Nesin’le beraber çıkardığı Markopaşa dergisinde siyasileri eleştirmesi yüzünden çeşitli davalarla uğraşmak zorunda kaldı. Hakkındaki davaların aleyhinde seyrettiği bir dönemde Türkiye’den ayrılmak istedi ve Bulgaristan sınırını geçmek isterken kendisine kaçma girişiminde rehberlik eden Ali Ertekin tarafından milliyetçi gerekçelerle öldürüldü.

Dört duvarın çaresizliği

Başın öne eğilmesin / Aldırma gönül, aldırma!

Ağladığın duyulmasın / Aldırma gönül, aldırma!

Dışarda azgın dalgalar / Gelir duvarları yalar

Seni bu sesler oyalar / Aldırma gönül aldırma

Dertlerin kalkınca şaha / Bir sitem yolla Allah’a

Görecek günler var daha / Aldırma gönül aldırma

Görmek istersen denizi / Yukarıya çevir yüzü

Deniz gibidir gökyüzü / Aldırma gönül aldırma

Kurşun ata ata biter / Yollar gide gide biter

Ceza yata yata biter / Aldırma gönül aldırma

Tarihi Sinop Cezaevi, Sabahattin Ali dışında dönemin birçok muhalif yazar ve şairini bünyesinde barındırmıştır. Hatta Nazım Hikmet Ran’ın da bir süre bu dört duvar arasında kaldığı söylenmektedir; fakat bu konuyla ilgili herhangi bir kanıt yoktur. Bu muhalif yazar ve şairler arasında Refik Halit Karay, Mustafa Hilmi, Burhan Felek, Kerim Korcan, Osman Deniz bulunmaktadır.

“Burada çiçekler açmıyor

Kuşlar süzülüp uçmuyor

Yıldızlar ışık saçmıyor

Geçmiyor günler, geçmiyor”

Sabahattin Ali, burada kaldığı süre içerisinde tarihi Sinop cezaevi ile ilgili birçok şiir ve öykü kaleme almıştır. Hikayelerinde ve şiirlerinde cezaevinin izleri görülmektedir. Karadeniz’in hırçın dalgalarını kalenin surlarına çarptıkça işitmekte ve özgürlüğe olan tutkusunu ve özlemini kalemine yansıtmıştır.

Örnek olarak “Duvar” öyküsünde, Sinop cezaevi için; “Uzun zamanlar deniz kenarında ve surlar içindeki bir hapishanede kaldım. Kalın duvarlara vuran suların sesi taş oralarda çınlar ve uzak yolculuklara çağırırdı. Tüylerinden sular damlayarak surların arkasında yükseliveren deniz kuşları demir parmaklıklara hayretle gözlerini kırparak bakarlar ve hemen uzaklaşırlardı” biçiminde izlere rastlanır.

“Göklerde kartal gibiydim.

Kanatlarımdan vuruldum

Mor çiçekli dal gibiydim,

Bahar vaktinde kırıldım.”

Alıntıdır.

SABAHATTİN ALİ YÜZ ONÜÇ YAŞINDA

Sabahattin Ali (25 Şubat 1907, Eğridere – 2 Nisan 1948, Kırklareli), Türk yazar ve şair.

Edebi kişiliğini toplumcu gerçekçi bir düzleme oturtarak yaşamındaki deneyimlerini okuyucusuna yansıttı ve kendisinden sonraki cumhuriyet dönemi Türk edebiyatını etkileyen bir figür hâline geldi. Daha çok öykü türünde eserler verse de romanlarıyla ön plana çıktı; romanlarında uzun tasvirlerle ele aldığı sevgi ve aşk temasını, zaman zaman siyasi tartışmalarına gönderme yapan anlatılarla zaman zaman da toplumsal aksaklıklara yönelttiği eleştirilerle destekledi. Kuyucaklı Yusuf (1937), İçimizdeki Şeytan (1940) ve Kürk Mantolu Madonna (1943) romanları Türkiye’deki edebiyat çevrelerinin takdirini toplayarak hem 20. yüzyılda hem de 21. yüzyılda etkisini sürdürdü.

Hayatının son yıllarında Türk milliyetçileriyle yaşadığı tartışmalarla da öne çıktı, özellikle Türkçü-Turancı yazar Nihal Atsız ile yaşadığı gerilim giderek artarak Irkçılık-Turancılık davasının bir parçası oldu. Bu dönemde Aziz Nesin’le beraber çıkardığı Markopaşa dergisinde siyasileri eleştirmesi yüzünden çeşitli davalarla uğraşmak zorunda kaldı. Hakkındaki davaların aleyhinde seyrettiği bir dönemde Türkiye’den ayrılmak istedi ve Bulgaristan sınırını geçmek isterken kendisine kaçma girişiminde rehberlik eden Ali Ertekin tarafından milliyetçi gerekçelerle öldürüldü.

Dört duvarın çaresizliği

Başın öne eğilmesin / Aldırma gönül, aldırma!

Ağladığın duyulmasın / Aldırma gönül, aldırma!

Dışarda azgın dalgalar / Gelir duvarları yalar

Seni bu sesler oyalar / Aldırma gönül aldırma

Dertlerin kalkınca şaha / Bir sitem yolla Allah’a

Görecek günler var daha / Aldırma gönül aldırma

Görmek istersen denizi / Yukarıya çevir yüzü

Deniz gibidir gökyüzü / Aldırma gönül aldırma

Kurşun ata ata biter / Yollar gide gide biter

Ceza yata yata biter / Aldırma gönül aldırma

Tarihi Sinop Cezaevi, Sabahattin Ali dışında dönemin birçok muhalif yazar ve şairini bünyesinde barındırmıştır. Hatta Nazım Hikmet Ran’ın da bir süre bu dört duvar arasında kaldığı söylenmektedir; fakat bu konuyla ilgili herhangi bir kanıt yoktur. Bu muhalif yazar ve şairler arasında Refik Halit Karay, Mustafa Hilmi, Burhan Felek, Kerim Korcan, Osman Deniz bulunmaktadır.

“Burada çiçekler açmıyor

Kuşlar süzülüp uçmuyor

Yıldızlar ışık saçmıyor

Geçmiyor günler, geçmiyor”

Sabahattin Ali, burada kaldığı süre içerisinde tarihi Sinop cezaevi ile ilgili birçok şiir ve öykü kaleme almıştır. Hikayelerinde ve şiirlerinde cezaevinin izleri görülmektedir. Karadeniz’in hırçın dalgalarını kalenin surlarına çarptıkça işitmekte ve özgürlüğe olan tutkusunu ve özlemini kalemine yansıtmıştır.

Örnek olarak “Duvar” öyküsünde, Sinop cezaevi için; “Uzun zamanlar deniz kenarında ve surlar içindeki bir hapishanede kaldım. Kalın duvarlara vuran suların sesi taş oralarda çınlar ve uzak yolculuklara çağırırdı. Tüylerinden sular damlayarak surların arkasında yükseliveren deniz kuşları demir parmaklıklara hayretle gözlerini kırparak bakarlar ve hemen uzaklaşırlardı” biçiminde izlere rastlanır.

“Göklerde kartal gibiydim.

Kanatlarımdan vuruldum

Mor çiçekli dal gibiydim,

Bahar vaktinde kırıldım.”

Alıntıdır.

Saygılarımla,

Saygılarımla,