Ana sayfa Doğru Kalem KUDÜS FİLİSTİNLİLERİNDİR – TARİHİ

KUDÜS FİLİSTİNLİLERİNDİR – TARİHİ

291
0
PAYLAŞ

Kudüs, Kenanilerin bir kolu olan Yebusiler tarafından kurulmuştur. Bu kayıtlardan Kudüs’ün kuruluşunun M. Ö. 4000 yıllarına kadar uzandığı anlaşılmaktadır. Kudüs, kuruluşundan itibaren Davut tarafından alınarak İsrail krallığına, Asurlara, Babillere, Mısırlılara, Roma İmparatorluğuna, Pers İmparatorluğuna, Emevilere, Hz. Ömer tarafından fethedilerek İslam Devletine, Tolunoğullarına, Akşitlere, Abbasilere, Fatimilere, Selçuklulara, Harezmilere, Memlüklere ve Yavuz Sultan Selim’in 1517’de Fethi ile Osmanlı İmparatorluğuna ev sahipliği yapmıştır.

 Hz. Ömer Kudüs’ü almasının ardından şehri Kudüs patriği Sophronius ile birlikte gezmiştir. Bu şehir gezisinde Hz. Muhammed’in göğe yükseldiği yeri tespit ederek orada mescit inşa edilmesine karar verilmiştir . Kudüs, en parlak dönemini şüphesiz Yavuz Sultan Selim’in 1517’de şehri fethiyle başlamış ve Birinci Dünya Savaşı’na kadar yaklaşık 400 yıl geçen sürede sükûnet, barış, refah ve zenginlik içerisinde olmuştur. Osmanlı Dönemi’nde Kudüs’te, tüm dinlerden insanların yaşayış ve inanış biçimlerinin zarar görmediğini, İslam dışındaki diğer dinlerin mabetlerinde ve kutsal mekânlarında bir yıkım, yıpranma ve istila gibi girişimlerin bulunmadığını tüm yazılı ve görsel kaynaklardan görüyoruz. Osmanlı’nın bölgeden çekilmesi ile birlikte bu kutsal topraklarda yüzyıldır süregelen barış ve birlikte yaşama arzusunun yerini haksız girişimlerle dayatılan ızdırap,  savaş ortamı ve huzursuzluğa bırakmıştır. Bu yangın fitilinin 1917 yılında Balfour Deklarasyonu ile ateşlendiğini ifade etmek gerekir.. Dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur James Balfour, Siyonist hareketin önemli isimlerinden Baron Walter Rothschild’e 2 Kasım 1917’de yazdığı mektupta Filistin topraklarında Yahudilere bir “vatan” kurulmasını vaat ediyordu . 1917 yılında verilen bu vatan kurma vaadinin hemen ardından Kudüs’e özel bir statü verilmesi ve şehrin tüm dinler için özel bir konumda bulunduğu kararlaştırılmıştır. Fakat İngilizler 1922 yılında Milletler Cemiyeti’nde Kudüs’te kendilerine ait bir manda yönetiminin kurulması yönünde karar çıkartmışlardır. BM Genel Kurulu’nun 25 Kasım 1947 tarih ve 181 (II) sayılı kararı ile ortaya koyduğu Paylaşım Planı, Kudüs’ün silahlardan arındırılmış ve BM Vesayet Konseyinin himayesinde ayrı bir yapıya(corpus separatum) sahip olmasını  öngörmüştü.

1948 yılında Kudüs’teki manda yönetimi Filistin topraklarından çekilir ve bölgede İsrail devleti kurulur . İsrail’in kurulmasının ardından gelen çatışmalar kararın uygulanmasını engelledi. İsrail Kudüs bölgesinin batı bölümünü, Ürdün ise duvarla çevrili Eski Şehrin de dahil doğu bölümü işgal etti. Böylece Kudüs fiilen bölünmüş oldu . “1948 yılından itibaren günümüze kadar Kudüs’ü gayrı resmi yollarla Yahudileştirmeye çalışan İsrail, 5 Haziran 1967’de Arap komşuları Mısır, Ürdün ve Suriye ile arasında başlayan ve 6 gün süren savaşa girmiştir. Arap İttifakı’na Irak, Suudi Arabistan, Sudan, Tunus, Fas ve Cezayir’de asker ve silah yardımıyla katılmışlardır”. “6 gün süren savaş, 10 Haziran 1967’de İsrail’in galibiyeti sonuçlanmıştır. İsrail savaşın ardından Mısır’dan Sina Yarımadası’nı, Suriye’den Golan Tepeleri’ni ve Filistin’in Gazze Şeridi ile Batı Şeria topraklarını bünyesine katarak topraklarını dört kat genişletmiştir” .Bir müddet sonra Mısır’a ait Sina Yarımadası’nı işgal eden İsrail, bölgeden çekilmiştir. Ayrıca İsrail Arap ve İslam Dünyası’nın göz bebeği Kudüs şehrini tamamen işgal etmiştir.

1980 yılında Meclis kararıyla Kudüs’ü başkent olarak kabul eden İsrail, bölgedeki Arapların, şehri terk etmeleri için baskı politikaları uygulamıştır. Uluslararası hukukun “güç kullanma yoluyla toprakların işgal edilemeyeceği” ilkesini hiçe sayan İsrail, BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarına da uymamaktadır. İsrail, BM UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Kudüs’te, yeni yerleşim yerleri kurmaya devam etmiş, arkeolojik kazılar gerçekleştirerek güvenlik duvarı inşa etmiştir. BM Güvenlik Konseyi, 20 Ağustos 1980’de 478 sayılı kararıyla Kudüs’ün statüsünü değiştiren bütün eylemlerin “geçersiz” ve yasadışı” olduğunu ilan etti. 1987 yılının Aralık ayında, 20 yıldan fazla süren askeri işgal altında kaldıktan sonra, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da birinci intifada (“silkinme” anlamında kullanılan ve çabucak uluslararası siyasi lügate giren Arapça bir kelime) diye bilinen bir anda gelişen halk isyanı patlak verdi. Tüm toplumsal sınıflardan gelen Filistinliler – gençler, tüccarlar, işçiler, kadınlar ve çocuklar – büyük mitingler, ekonomik boykotlar, vergi direnişleri ve topraklarının askeri işgal altında olmasını protesto eden ve ulusal bağımsızlık talep eden eylemler yaptılar . 1993 yılında Norveç’in Oslo kentinde yapılan görüşmelerde dönemin İsrail Başbakanı İshak Rabin ve Dışişleri Bakanı Şimon Peres ile Filistin lideri Yaser Arafat arasında büyük ilerleme kaydedildi.

Bu görüşmede imzalanan barış anlaşması iki devletli çözüm anlayışında belki de tarihteki en önemli dönüm noktası olarak karşımıza çıkmaktadır. 1990’lı yıllar boyunca süren barış görüşmelerinde Ortadoğu’da beklenen büyük barış ortamı sağlanamadı.

ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in Başkenti Olarak Tanıma sonunda (daha sonra başbakan olan) İsrail’in muhalefet lideri Ariel Sharon, Kudüs’te bulunan kutsal Mabet Dağı/Haram El-Şerif’i 28 Eylül’de yoğun sayıda polis eşliğinde ziyaret etti ve bu ziyarete istinaden işgal edilmiş olan Filistin topraklarında yeni bir protesto ve şiddet dalgası yayılmaya başladı. “İşgal altındaki topraklarda İsrail-Filistin çatışmaları ve protestolar patlak verdi. İsrail ve Filistin’in resmi rakamlarına göre: Filistin tarafından 4 bin 412 ölü ve 48 binden fazla kişi yaralı. İsrail tarafından ise bin 69 ölü, 4 bin 500 kişi yaralanmıştır.  2000’li yıllardan itibaren İsrail’in, saldırgan tavırları artarak devam etti. Son olarak 6 Aralık 2017’de ABD Başkanı Donald Trump tarafından açıklanan Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınması ve ABD’nin Tel Aviv’deki büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması kararı gerilen İsrail-Filistin ilişkilerinin daha da şiddetlenmesine neden oldu. “14 Mayıs 2018’de ABD büyükelçiliğinin Kudüs’teki açılış programını protesto eden 55 Filistinli İsrail askerlerinin kurşunları sonucu hayatını kaybetti”  18 Mayıs 2018’de ise ABD’nin bu adımına karşı İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanlığını yürüten Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısı üzerine İslam İşbirliği Teşkilatı üye ülkeleri Olağanüstü Kudüs Görüşmesi kapsamında İstanbul’da bir araya geldiler. Toplantının sonuç bildirisinde ise oybirliği ile: • ABD’nin ve İsrail’in bu girişimlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğu ve tüm üye ülkeler tarafından kabul görmediği ve bu girişimin BM Güvenlik Konseyi ile BM Genel Kurulu’nda görüşülmesi için girişimlere başlanılacağı, • Üye ülkeler tarafından Filistinlilere her türlü destek sağlanacağı, • Başkenti Doğu Kudüs olmak üzere tam bağımsız Filistin Devleti’nin kurulması için destek verileceği • Dünya’daki bütün ülkelerin Filistin Devleti’ni tanımaya davet edildiği şeklindeki kararlar yer aldı . Doğu Kudüs Filistin Devleti’nin başkenti ilan edilmiştir. Filistinliler kutsal Kudüs topraklarının kutsiyetini ve statüsünü değiştirmek isteyen İsrail’e ve ona hiçbir uluslararası dayanağı olmadan destek veren ABD’ye karşı direniş sürdürmektedir.

DEVAM EDECEK …

Saygılarımla,