Ana sayfa IŞIĞIN GÖR DEDİĞİ Son fotoğraf…

Son fotoğraf…

82
0
PAYLAŞ

Gazetecilik, çok rahat gibi görünse de, çizgi üzeri mesleklerden biri. Ne zaman ne olacağı hiç belli olmuyor. Yerelde biraz daha güvenli olsa da, ulusal bazda gazetecilik mesleği pek çok tehlikeyi de beraberinde getirebiliyor. Savaşlar, eylemler, silahlı çatışmalar, bombalı saldırılar… Bir gazeteci, haber seçme lüksüne sahip olmadığı için, bunların hepsinde, tam merkezde bulunmak zorunda kalıyor. Zaman zaman televizyonlarda uğradıkları şiddeti de görüyorsunuz. Gittiği bir haberde görev şehidi olan bir gazeteci ile ilgili çok güzel bir hikaye okumuştum bundan birkaç sene kadar önce. Bu hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Pencerenin kapalı perdelerinden içeriye sızan güneş, tüm ışıltısı ve sıcaklığı ile yeni bir günün başladığını müjdeliyordu. Küçük ve dağınık bir odanın penceresiydi bu. Sehpanın üzerinde duran çalar saat kendini kaybetmişçesine çığlık atmaya başlamıştı.

Yatağın içinden bir el uzanıp, saati bir hamlede yere düşürüverdi. Düştüğü yerden cızırtılı inlemelerini sürdüren saat, biraz daha çaldıktan sonra kendi kendine sustu. Yatağın kenarından bir çift bacak sarktı aşağıya. Bir el uzanıp saati aldı, eski yerine özenle yerleştirdi.

20’li yaşların sonunda bir delikanlının sureti belirdi odanın diğer ucundaki aynada. Yataktan zorla kalkmış, tekrar geri dönüp yatmak isteyen bir suret..

Zar zor hazırlandı ve çıktı evden. Sırtında fotoğraf makinesi çantası, ceplerinde yedek batarya ve hafıza kartları ile sallana sallana çalıştığı gazetenin yolunu tuttu. Asla gelmek bilmeyen asansörlerle mücadele etmeye üşenip, 7 katı yürüyerek çıkmıştı genç adam. Genişçe bir ofise girdi, uzaktan masasını gözüne kestirdi. Yokluğunda onlarca haber notuyla dolmuş olan masasının yanına gelip tam bilgisayarının düğmesine dokunmuştu ki, koşturarak geldi amiri. “Çabuk” dedi, “Kıpırda hadi uyuşukluğun sırası değil, büyük kavşakta trafik kazası, ağır yaralılar var.” Cümlesini tamamlamasına bile fırsat vermeden, uyuşuk uyuşuk çıktığı merdivenleri rüzgâr gibi indi. Şefi arkasından “Bilgilerini alıyorum sadece fotoğraf çek, taksi maksi ne bulursan bin” diye bağırmayı sürdürüyordu.

Delikanlı olay yerine kısa sürede ulaştı. Ambulans sirenleri birbirine karışmış, cehennem gibiydi ortalık. Bir tır, kontrolünü kaybetmiş ve 1 ticari taksi, 2 otomobil ile bir işçi servisini adeta biçmişti. Ortalık kan, kıyamet.. Herkesi iterek öne geçti, fotoğraflarını çekti ve koşturarak geri döndü.

Yine asansörü beklemeden koşar adımlarla 7. Kata çıktı. Herkesi iterek masasına koştu. Şefi, onun masasında oturuyordu. Başı iki elinin arasındaydı. Ofiste derin bir sessizlik..

“Getirdim şef” dedi cıvıldayan sesiyle, “Diğer gazeteler hala olay yerinde, ilk görüntüleri biz geçeriz.”

Şef hiç tepki vermedi. Delikanlı aldırmadan hafıza kartını bilgisayara taktı, fotoğrafları kopyaladı. İlk fotoğrafı açtı, donup kaldı. Ekranda gördüğü, bir ticari taksinin ön camından dışarıya doğru çıkmış kanlar içinde bir bedendi.

Dikkatle baktığında ise gördüğü, sabah aynada gördüğü suretin ta kendisiydi…