Ana sayfa İbrahim ÖGE Son sözün sahipleri!

Son sözün sahipleri!

734
0

Türkiye’de son dönemde yaşananlara bakınca “Aklı, bilimi ve üretimi es geçmenin bedelini ödüyoruz!” diyorum. Temel harcı “Bağımsızlık”olan ve “sınıfsız-imtiyazsız ulus devlet” ülküsüyle yola çıkan Türkiye Cumhuriyeti’ni; bugün büyük çoğunluğu “Wilsonculuk-Mandacılık-Tek Dünya Federasyonculuğu” üçlemesine iman eden “devşirme siyasetçilere”,”özel yetiştirme aydın takımına” ve “güdümlü devlet adamlarına” teslim etmiş olmamız ise ayrı bir acı veriyor insan!..

Bunların sahnedeki duruşlarına bakacak olursanız; aman Allah’ım onlardan vatanseveri, millet ve devlet aşığı yok! Açıkçası “kendilerine biçilen rollerdeki” performansları, Sevr Antlaşması’nı (10 Ağustos 1920) Osmanlı Saltanat Şurası’na hileyle kabul ettiren Damat Ferit’e taş çıkartacak düzeyde!..

“Tamamen yok olmaktansa, zayıf da olsa bir varlık olarak yaşamak daha iyidir” alçaklığıyla, “Sevr Antlaşması’nı kabul edenler ayağa kalksın” diyerek oylamayı başlattığı sırada bir işaretle Sultan Vahdettin’i salondan çıkartan, şura üyelerinin saygıdan ayağa kalkmasını da antlaşmanın kabulü olarak ilan eden Damat Ferit’in izinden gidenlerin, bugün Chatham House’un (İngiltere Kraliyet Enstitüsü) kapısında tespih boncuğu gibi sıraya dizilmelerini nasıl izah edebiliriz ki!.

-Sevr Antlaşması’nı hazırlayan, yine Osmanlı’yı Orta Doğu’da parçalayan Sykes-Picot haritalarını çizen Chatham House’tan akıl, yetmedi dizbağı veya demokrasi ödülü alanların, Allah aşkına bu memlekete dair nasıl bir sevgisi olabilir?..

***

Okuyun yazdıklarını, dinleyin TV programlarını; Türkiye Cumhuriyeti’nin fikir dünyasını işgal eden “besleme-tetikçi” aydın takımının, 100 yıl öncesinde, ABD Başkanı Woodrow Wilson’dan bir mektupla 

“Türkiye’yi 15 ila 25 yıl manda yönetimine almasını” isteyen Halide Edip Adıvar, Yunus Nadi, Ahmet Emin Yalman, Necmettin Sadak, Celal Nuri ve Velid Ebuzziya gibi ünlü isimlerle Ali Kemal ve Refik Halit türünden işbirlikçilerinden ne farkları var?

“Etnik aşkları” başta olmak üzere, “finans, tarım, endüstri, bayındırlık, eğitim, güvenlik gücüyle memleketin tüm idaresinin ABD’ye terk edilmesini isteyen” 5 Aralık 1918 tarihli mektubun müelliflerinden daha cesurlar!

Konuşmalarına bakarsanız hemen hepsi en yüksek tondan “üniter devlet nutukları” atıyorlar ama çaktırmadan “küresel efendi ABD”nin ulus devletlerin yıkımını hedefleyen “Tek Dünya Federasyonu” için çalışıyorlar.

Bunlar:

“Yunan bakışlı, Roma nizamlı, Hristiyanlık (Evangelist) bezeli ABD aklının”, Tek Dünya Devleti ideolojisinin mimarı William Christian Bullitt’in (Amerikan dış politikasının peygamber diplomatı) açtığı yolda, önce Avrupa, Orta Doğu ve Asya bölgesel federasyonları ve sonra üçünü birleştiren “bütün dünya federasyonu” hedefi için, 1940’larda Ömer Fevzi Mardin’in Arusi tarikatını, sonrasında FETÖ ve bugün sıraya girmiş diğer “diyalogçu tarikat ve cemaatlere” hamilikte birbirleriyle yarışıyorlar…

***

Bunlar:

Osmanlı parçalanırken “çözümü manda ve himayecilikte gören” Milli Kongre Cemiyeti, Vahdet-i Milliye Cemiyeti, Milli Ahrar Fırkası, Türk İtalyan Dostluk Cemiyeti, Wilson Prensipleri Cemiyeti, Türk Fransız Muhipleri Cemiyeti, Hürriyet ve İtilaf Fırkası, Nigehban Cemiyeti Askeriyesi ve İngiliz Muhipleri Cemiyeti’ni kuranların torunları olarak yine aynı derede yüzmeye devam ediyorlar. 1939’dan itibaren Türkiye Cumhuriyeti’ni önce İngiltere, II. Dünya Savaşı’ndan sonra ise ABD aklına teslim eden bu zihniyet, 1950’lerde faaliyete geçirdikleri Manevi Cihazlanma Derneği’nden Avrupa ve Dünya Federasyonu Fikrini Yayma Cemiyeti’ne bütün örgütlerde “tam teslimiyet” diye haykırmayı görev saydı ve saymaya da devam ediyor.

Sizin anlayacağınız Bullitt’in ardılları Dulles, Kissinger, Henze, Huntington, Lewis, Abramowitz ve Soros’un aklıyla hareket edenler, bugün “derin dünyanın beyni” Chatham House gibi, Brooking Institute, Trilateral Komisyon, Council on Foreign Relations (CFR) ve Bilderberg Cemiyeti’nin kapısından ayrılmıyorlar.

İnsan kaynağını “Boğazdaki Aşiret ile Bedirhan Aşireti’nden karşılayan “ahmaklar, gafiller ve budalalar sürüsü” kurdukları ve kuracakları partilerin yanı sıraTürkiye’yi örümcek ağı gibi saran sivil toplum örgütlerinin sahneleyecekleri yeni oyunların senaryolarını hep bu adreslerden ithal ediyorlar…

***

Bunlar:

ECA, Fulbright, Eisenhower Vakfı, Rockefeller Foundation burslarıyla okutulup-yetiştirilip, bu ülkenin cumhurbaşkanı, başbakanı, bakanı, siyasi partilerin genel başkanları yapılıyorlar.

Küresel çark onlar için çalışıyor Türkiye’de.

Gazetecisinden siyasetçisine, bürokratından bilim insanına, iş adamından sanatçısına, çeşit çeşit kuruluşların (Saros’un Arı’sı gibi) programlarıyla çıktıkları ABD yolculuklarından beyinleri yıkanmış, sırtları sıvanmış halde Türkiye’ye dönünce, en azılı federasyoncu kesiliyorlar.

“Kimi cebindeki İngiliz, kimi ABD pasaportuyla, kimi boynunda gizlediği haç, kimi başına geçirilen kırmızı fes, kimi de açıkta kalan yerine çakılmış CIA plakasıyla” sayıklayıp duruyor:

“Anayasa değişmeli, bayrak değişmeli, cumhurbaşkanlığı forsuna bir yıldız daha eklenmeli, Türkçe ikinci resmi dil olmalı, eyalet sistemine geçilmeli, İstiklal Marşı değişmeli…”

Liberali, etnikçisi, siyasal dincisi, solcusu-sağcısı, kriptosu, dönmesi o yüzden örtüşüyor bunların…

Örtüşme oranları da öyle az buz değil ha!

Kendi söylemleriyle tam yüzde 99…

***

Ve bugünlerde:

“Türkiye’nin yeni uluslararası düzende, hak ettiği yeri alması için üstün bir gayret gösteriyoruz”, yani “Üniter devleti yıkmak için tam mesai yapıyoruz” diyerek ödül aldıkları efendilerinin gücüne güvenip, içeriye “direnebilirsiniz ama kaçamazsınız” propagandası yapıyorlar…

Ama unuttukları ve hesaba katmadıkları bir gerçek var:

Damat Ferit’in üçkâğıtla Sevr’i kabul ettirdiği Saltanat Şurası’nın “ayağa kalkmayan tek üyesi Ali Rıza Paşa” gibi bugünün küreselcilerine kafa tutan ve “Zararı yok, ben Türk milletiyle beraber kaldım” diyenleri…

Onlar ezelden beri milim şaşmadan Hakk’ın yolunda, milletin yanında oldular.

Ve bu coğrafyada son sözü hep onlar söylediler!

Yine söyleyecekler!..