Ana sayfa Köşe Yazarlarımız Bağışlamanın Yüceliği

Bağışlamanın Yüceliği

509
0
PAYLAŞ

“Bazı insanlar koca evreni bilirler de kendilerini bilmezler.”

La Fontaine

Dün yaşadığım bir olay üzerine sizlerle bu hikayeyi paylaşmak istedim. Dün gece saatlerinde telefonun sesinden aniden uyandım. Yaklaşık beş yıldır görüşmediğim eski dostum beni arayarak –beş sene önceki hatasını anlayarak- özür diledi. Özür dilemek erdemliliktir. Ne zaman olursa olsun geç de olsa özür dilemek ve barışmak erdemliliktir.

Yalnızca birkaç kez konuştuğunuz birisinin adını kırk üç yıl sonra anımsamanız hiç de kolay değildir. On iki yaşlarında bir çocukken komşumuz olan yaşlı bir bayana her sabah gazete alıyordum. Böylece ona yardımcı oluyordum. O yaşlı bayan bana bağışlama konusunda güzel ve unutulmaz bir ders verdi. Umarım, bir gün ben de birisine aynı duyguları, aynı güzellikte verebilirim. Sıkıntıdan patlamak üzere olduğumuz bir cumartesi günüydü. Arkadaşımla birlikte yaşlı bayanın arka bahçesinde bir köşeye gizlenerek yerden aldığımız taşları evin çatısına atıyorduk. Attığımız taşların çatının üzerinden yuvarlanarak köşelerden aşağıya düşüşünü seyrediyorduk. Bunları kuyruklu yıldızların süzülerek gökyüzünden aşağıya doğru düşmesine benzetip eğleniyorduk. Kendime yerden çok düzgün bir taş bulmuştum. Elime alıp tüm gücümle fırlattım. Ama taş bu kez çatıya değil, dış kapının penceresine gelmişti, Kırılan camın sesini duyunca gizlendiğimiz yerden fırlayıp ardımıza bakmadan soluk soluğa kaçmıştık oradan. Yaşlı bayanın bizi görmüş olması olanaksızdı. Bütün gece yaşlı bayanın beni yakalayabileceğini düşünerek korkudan uyuyamadım. Ertesi gün gazetesini vermek üzere kapısını çaldığım zaman her zamanki gibi içtenlikle gülümseyerek hatırımı sordu. Ama ben suçluluk duygusuyla yüzüne bakamıyordum. Sonunda harçlığımı biriktirmeye karar verdim. Üç hafta sonra yeterli param olmuştu. Bir kâğıda, “Camınızı istemeden kırdığım için çok üzgünüm. Umarım koyduğum para camınızın onarımı için yeterlidir.” yazarak parayla birlikte zarfın içine koydum. Gece havanın kararmasını bekleyerek zarfı yavaşça yaşlı bayanın posta kutusuna attım.

Bir anda öyle rahatlamıştım ki. Artık eskisi gibi yaşlı bayanın gözlerinin içine bakabileceğimi düşünerek mutluluk duyuyordum. Ertesi gün kapısını çalıp gazetesini uzattığım zaman her zamanki gibi içtenlikle gülümsedi gözlerime. Bu kez ben de karşılık vererek gözlerinin içine baktım. Tam arkamı dönüp gideceğim anda, “Bir dakika, neredeyse unutuyordum. Al bakalım bu kurabiyeler senin için.” diyerek elindeki paketi uzattı. Evden uzaklaşırken neşe içinde kurabiyeleri yemeye başladım. Birkaç kurabiye yedikten sonra pakette bir zarf olduğunu gördüm. Zarfı açtığım zaman içinde benim param ve kısa bir not vardı: “Seninle gurur duyuyorum.”.