Ana sayfa IŞIĞIN GÖR DEDİĞİ ÖTEYE BİR ŞEYLER GÖNDER

ÖTEYE BİR ŞEYLER GÖNDER

661
0
PAYLAŞ
                                                                                Çok       zengin bir köylüydü, ama cimriliğiyle meşhurdu. 
   Dolmuş parası vermemek için yürüyerek, ayakkabıları eskimesin diye de       yalın ayak kasabaya giderdi. 
   Kahvede kolay kolay oturmaz; bir daha ki sefere o ısmarlamak zorunda       kalabilir diye, kimsenin çayını içmezdi. Kimseye sadaka vermez,       dilencileri yanından kovardı. Kısaca kesesi çok zengin, yüreği çok fakir       bir adamdı.
   O gün kasabanın pazarıydı. Çok sıcak bir gündü. 
   Fakir bir adam onun yanına yaklaştı:
   "Efendim, Allah rızası için bir sadaka, bir ayran parası, içim       yanıyor," dedi. Cimri, "Git işine be miskin adam, git su       iç," diye çıkıştı. 
   Fakir dilenci, "Ama efendim sabahtan beri su içiyorum. Hep su       içilmez ki. Ne olur efendim!" Zengin adam yine reddedecekti. 
   Fakat çevredeki insanların ona güldüklerini fark edince, cebinden bir 5       lira çıkardı ve Bir defaya mahsus olmak üzere al bakalım," dedi.
   Fakir adam hiç vakit kaybetmeden dükkâna yöneldi ve buz gibi ayranını       içti. Sonra o cimri adam için ağzından dualar döküldü.
   Aynı gece cimri rüyada kendisini cennette gördü. Şöyle ki geniş bir       yeşillik ve her taraf berrak sular akıyordu. 
   Fakat o kadar dolaştığı halde yiyecek bir şey bulamadı. Elini şaplattı.       Bir melek onun yanına geldi. "Buyurun," dedi. Adam, "Ne       biçim cennet burası? Hani kuş kebapları, bıldırcın etleri, çeşit çeşit       yemekler, tatlılar?" Melek "Birkaç dakika bekleyin,"       dedi. 
   Birkaç dakika sonra adamın önüne bir gümüş tepsi getirildi. Sonra da bir       bardak ayran.
   Adam şaşkın şaşkın sordu "Dalga mı geçiyorsunuz? Hani diğerleri, ben       ayranla mı karın doyuracağım?" Melek sakin bir şekilde
   Adamla konuştu:
   "Efendim dünyadan sadece bunu göndermişsiniz. Başka bir şey       göremedik"
   Adam şaşkın, "Ne yani, burada her şey hazır değil mi? Biz her şeyi       dünyadan mı gönderiyoruz?"
   Diye sordu. Melek’in verdiği "Evet," cevabından sonra da       uykudan uyandı.
   Ertesi günden itibaren insanlar bu adamda nedenini asla anlayamayacakları       değişiklikler
   gördüler. 
   Yoksullara bir bardak ayranı çok gören bu adam artık onlara kebaplar       söylüyordu.
   Ertesi Pazar korkudan yanına bile yaklaşamadın ayran söylediği adamı       yanına çağırıyor ve onu kebapçıya göndererek, ne isterse tıka basa       doyuruyordu. 
   Cimriliği meşhur olan bu adamın cömertliği hâlâ memleketi olan Kırklareli’nde       anlatılmaktadır.                                     

Gerçek Sevgili

Birisi geldi; bir dostun, bir sevgilinin kapısını çaldı, sevgilisi; “Kimsin, a güvenilir er?” dedi. Adam: “Benim,” deyince; “Git,” dedi, “şimdi zamanı değil, böylesine sofrada olgunlaşmamış kişinin yeri yoktur.”

Ham kişiyi ayrılık ateşinden başka ne pişirilebilir; iki yüzlülükten ne kurtarabilir? O yoksul gitti; tam bir yıl yollara düştü; sevgilinin ayrılığıyla kıvılcımlar saçarak cayır cayır yandı. O yanmış yakılmış kişi pişti; olgunlaştı. Geri geldi, gene sevgilinin evinin çevresine düştü. Yüzlerce korkuyla , yüzlerce defa edebi gözeterek kapının halkasını çaldı; ağzından edebe aykırı bir söz çıkacak diye de korkup duruyordu.

Sevgilisi: “Kapıdaki kim?” diye bağırdı Adam: “A gönüller alan,” dedi, “kapıdaki sensin.” Sevgilisi: “Mademki bensin, gel, içeriye gir,” dedi. “Bu ev dar, iki kişi sığmıyor.”