Ana sayfa Doğru Kalem ON KASIM ‘DA ATA’YI ANMAK-KÖŞE YAZISI

ON KASIM ‘DA ATA’YI ANMAK-KÖŞE YAZISI

715
0

Ak Parti Genel Başkanı ve Cumhur Başkanı Sayın Erdoğan Atatürk’ü Anma Töreninde yaptığı açıklamada:

‘’Kemal Karpat başta olmak üzere liyakatlerine kimsenin itiraz edemeyeceği tarihçilerin, geçen asrın başında Osmanlı’da okuma yazma oranının nüfusun yarısından fazla olduğunu dile getirdiğini söyleyerek , bunun o dönem Rusya, İspanya, İtalya başta olmak üzere pek çok ülke ile karşılaştırıldığında çok yüksek bir oran olduğunu vurguladı.’’

Matbaanın icadının Avrupa’dan iki yüz sene sonra 1727 ‘de İbrahim Müteferrika tarafından kullanılmaya başlandığını dikkate alırsak 19.Yüzyılda okuma yazma oranı  Prof. Sina Akşin’e göre ‘’ Osmanlı Devletinde II. Meşrutiyete rağmen  1918 ‘de yüzde 5’i geçmediği, 1927 ‘de bu oranın yüzde 10.7 olduğunu belirtmiştir. Keşke yüzde ellinin üzerinde olsaydı… O zaman da anlaşılması ve yazılması Türk kültürü ile uyuşmayan bu yazının değiştirilmesine de gerek kalmazdı. Gerçekten de Latin harflerinin kabulünden sonra okuma yazma oranı ciddi bir şekilde artmış 1950’lere gelindiğinde yüzde 45-50 ‘lere günümüzde de yüzde yüze yaklaşmıştır.

Haritada  TÜRK İMPARATORLUĞU YAZMAKTA.

Osmanlı bir hanedan adıdır. Türk ise topluluğun adıdır. Türk,  Osmanlı hanedanı yönetimi altında bulunan çoğunluğu Anadolu halkının teşkil ettiği en güçlü topluluktur. Osmanlı hanedanı yönetimi altında gayri Müslim topluluklar olduğu gibi, Arnavut, Boşnak, Arap, Kürt gibi topluluklar da vardır.

Sayın Erdoğan’ın dediği gibi Orta Doğu, Afrika ve  Hindistan gibi birçok ülkede Osmanlı izlerine rastlamak mümkündür.

Ürdün’de evlerine davet edildiğim Issa Dafish  ailesi  bir tepsi fırında patatesli köfte, yaprak dolması yapmış ve bana ortak yemeğimiz olarak sunmuştu. Tarih profesörü baba Dafish tıpkı bugün Sayın Erdoğan’ın gündeme taşıdığı soruyu sordu: Siz neden Osmanlı olduğunuzu söylemekten imtina ediyorsunuz. Bakın biz Osmanlıyız ve Osmanlılıktan gurur duymaktayız. İnsan tarihi ile gurur duymaz mı?  Ben tarihi süreç içinde Avrupa’da imparatorlukların yerini yeni ulus  devletlerin aldığını bizim de tıpkı, Ürdün, Irak, Suriye gibi imparatorluktan ulus devlete dönüşerek Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak yeni bir  laik, çok partili, parlamenter sistem içerisinde yolumuza devam ettiğimizi, Arap olarak Osmanlı’da siz nasıl benliğinizi muhafaza ettiyseniz, biz de Türk olarak ve Türklüğümüzle gurur duymaktayız. Osmanlı Devleti de Selçuklu devleti, Oğuz Türkleri  gibi on altı Türk devletleri gibi görevini tamamlamış ve tarihte yerini Türkiye Cumhuriyetine bırakmıştır.

Sayın Erdoğan seneler önce de Muhteşem Yüzyıl dizisi için:

‘Kanuni’nin 30 yılı at üstünde geçmiştir. Ben o dizinin yönetmenlerini de televizyon sahiplerini de kınıyorum’

Bizim öyle bir ecdadımız yok. Biz öyle bir Kanuni tanımadık. Biz öyle bir Sultan Süleyman tanımadık. Onun ömrünün 30 yılı at sırtında geçti. Sarayda o gördüğünüz dizilerdeki gibi geçmedi. Bunu çok iyi bilmeniz, anlamamız lazım. Ve ben o dizilerin yönetmenlerini de o televizyonun sahiplerini de milletimizin huzurunda kınıyorum. Ve bu konuda da ilgilileri uyarmamıza rağmen yargının da gerekli kararı vermesini bekliyorum. ‘’ Şeklinde açıklamada bulunmuştu.

Sayın  Erdoğan’ın  Kanuni’nin 30 yılı at sırtında geçmiştir dediği yıllar; 16. yüzyıl, Avrupa’da modern bilimlerin temellerinin atıldığı, bilimde Rönesanssın başladığı bir yüzyıldır.
Bu yüzyılda, daha çok ressam ve heykeltıraş olarak bilinen Leonardo Da Vinci anatomik çalışmalar yapıyor; yüzyıl sonra Harvey’in kesin olarak tespit edeceği kan dolaşımı konusunda incelemelerde bulunuyor; astronomi ve mekanik bilimine hizmet ediyordu. Ve ayrıca bu büyük deha; simya, astroloji ve büyünün (11.yüzyılda El Birunî’nin de söylediği gibi) faydasız, boş bir aldatmaca olduğunu da açıkça belirtiyordu…
Bu yüzyılda, bir Alman olan Nürenbergli Albrecht Dürer, insan üzerinde anatomik incelemeler yapıyor, matematik ve fizik üzerinde çalışıyordu.
Bu yüzyılda, İsviçreli Parecelsus, kimyasal maddeleri ilaç olarak tıp bilimine armağan ediyordu.
Bu yüzyılda, modern maden biliminin kurucusu olarak bilinen George Agricola, madenler ve fosiller hakkında günümüz bilgilerinin ilk ipuçlarını insanlığa sunuyordu.
Bu yüzyılda, Jerome Cardan üç bilinmezli denklem için meşhur yöntemini ortaya koyuyor; yazdığı cebir kitabıyla ortaçağ cebir usullerini alt-üst ediyordu.
Bu yüzyılda, Botanik bilimi Alman Leonard Fuchs ile temelleniyordu.
Ve ilk kez bu yüzyılda, Flamand Andreas Vesalius, insan ölüsünü bir bütün olarak anatomi masasına koyup, öğrenciler önünde açarak organ ve dokuları gösteriyordu.
Bu yüzyılda, Nikolaus Kopernikus (Kopernik) astronomi alanında ilk büyük buluşunu ortaya koyuyor; “Evrenin merkezinin Güneş olduğunu ve bütün gök cesimlerinin güneş çevresinde döndüğünü” ispat ederek, eski çağın bilim dünyasını temelden sarsıyordu.
Bacon, 16. yüzyılda “Bilgi kudrettir” diyor; 1564’de doğan Galileo, “Güneş sabit, dünya onun çevresinde dönüyor” diye bağırıyor; 1571’de doğan Johannes Kepler, günümüz uzay fiziğinin ipuçlarını ortaya koyuyor; 1578’de doğan William Harvey, günümüzde bilinen “Kan Dolaşımı”nın bilimsel verilerini açıklıyordu… Bilimi taçlandıran bu adları daha da çoğaltabiliriz.

Osmanlı ; 16.ve 17. asırlardaki güçlü siyasi ve ekonomik yapısı nedeniyle kapitülasyonlardan yararlanılırken , 18. yüzyılda Avrupa Sanayi Devrimini gerçekleştirirken buna cevap verememiş ve Osmanlı Devleti kapitülasyonlar sonucu Avrupa Devletlerinin Pazarı haline gelmiş ve Osmanlı ekonomisinin çökmesine ve devletin siyasi ve sosyal çözülmeler yaşamasına neden olmuştur.

Biz Avrupalı çocukların evde yapabildikleri  İHA ve SİHA gibi uçaklarla övünürken; bugün  bu milletler uzay çağını yakalamış,  halkının refah seviyesi  kat , kat bizim üstümüze çıkmışsa  zamanlarını at sırtında değil, ilim ve fen yolunda harcamalarıyla mümkün olmuştur. Türkiye ancak Cumhuriyet döneminde muasır medeniyet seviyesini yakalamak için fırsat yakalayabilmiştir. Türkiye’nin gelişimi emperyalist güçlerin baskısı ile zaman içinde engellendiği doğrudur. Dün Türkiye’ye telekomünikasyon alanında çağ atlatan TELATAŞ Telekomünikasyon A.Ş , 1980’li yıllarda Özal döneminde ITT’nn Avrupa kolu Bell Telephone Manufacturing Co’ya satılarak Türkiye’nin uzay çağını yakalamasının önü kesilmiştir. Bugün aynı güçler Sakarya Tank Palet fabrikasında işlevini sürdürmektedir.  Bu işler adım , adım olur , önce işletme hakkını verirsin , sonra bir bakarsın ki Teletaş’ta olduğu gibi şirketin ALTIN hissesi de elinden gitmiş ….Geçmiş olsun.

Saygılarımla,