Ana sayfa Doğru Kalem SORUNUNUZ NE SİZİN ?-KÖŞE YAZISI

SORUNUNUZ NE SİZİN ?-KÖŞE YAZISI

780
0

‘’ Özgün ve esas yapıları itibariyle, İslam’la Mustafa Kemal mirası veya Cumhuriyet mirası arasında bir çelişme, bir didişme, bir zıtlaşma, bir kavga var mıdır? ‘’

Ürdün’de görevli olarak gittiğim iş yerinde beni karşılayan Hasan ve Hüseyin isimli çalışanları ‘’Selamünaleyküm’’ diyerek selamladığında bana Aleykümselâm ama bizler Müslüman değiliz diye cevap verdiklerinde gerçekten şaşırmıştım. Peygamberimizin torununun adını taşıyacaksın ve Müslüman olmayacaksın… Son yıllarda ülkemizde hızla İslam dininden uzaklaşıldığı ve gençler arasında Deist ve Ateistliğin yayıldığını üzülerek görmekteyiz; bu gerçeği eski Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz açıkladığında Sayın Erdoğan gurup toplantısında ikaz etmişti.  Bu olumsuzlukta en büyük pay 2020 bütçesi 11,5 milyar lira ile sekiz icracı bakanlığın bütçesinden daha fazla bütçeye sahip olan Diyanet İşleri Başkanlığının görevini yeterince yapmamasıdır.

Diyanet İşleri Başkanlığının öncelikle Türk Halkının sadece dini değerlerini değil, milli değerlerini de tanıması ve ona saygı göstermesi gerekir. Türk halkının birleştirici değeri de Mustafa Kemal Atatürk’tür.  Her dil, din, inanç, mezhep ve yaştan insanlar tarafından ziyaret edilen, dualar okunan Atatürk’ü Cuma hutbelerinde yok saymak, Diyanet İşleri Başkanlığının varlığının sorgulanmasına, bu da dinin sorgulanmasına neden olur. Sonuçta 88 bin Cami ve binlerce İmam Hatip Okuluna rağmen gelinen gerçek sonuç ortada. Siyasi kimlikten arî, birleştirici, her inanca eşit mesafeli ve ülkenin milli ve manevi değerlerine saygı;  Diyanet kurumuna da saygınlık kazandırır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan itibaren devlet çatısı altında, din işlerini yürütmek üzere Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuş ve Anayasa’mızın 36. Maddesinde “Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, lâiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşüncelerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanunla gösterilen görevleri yerine getirir” ifadeleri yer almıştır. Ayrıca Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile din eğitimi ve din bilginlerinin yetiştirilmesi ile Millî Eğitim Bakanlığı görevlendirilmiştir. Bu yapılanmalar Atatürkçü düşüncedeki lâiklik anlayışının gereğidir. Başka ifadeyle bu husus Türkiye’nin kendi özel şartlarına bağlı olarak oluşmuştur ve kendine özgüdür.

İslâm Dini’nde Tanrı adına dinî düzenlemeler yapmaya, dinden çıkarma ve dine sokmaya yetkili bir ruhban sınıfı mevcut değildir. Her Müslüman dinî görevleri yapmaya bilgisi oranında yetkilidir. Kur’an-ı Kerîm’de bu konuya açıklık getirecek birçok âyetler ve hadisler vardır:

“De ki: Ben de sizin gibi bir insanım. Yalnız bana ilâhınızın bir tek ilâh olduğu bildiriliyor. Onun için Rabbine kavuşmayı arzu eden kimse salih (uygun, yakışır, makbul) eylemde bulunsun ve Rabbinin ibadetinde O’na hiçbir kimseyi ortak tutmasın” (Kehf Suresi: 110).

“Ben sadece bir insanım, siz ise yargılanmak için bana geliyorsunuz. Biriniz kanıt getirmekte diğerinden usta olabilir. Ben ise işittiğim söze göre hüküm veririm. O halde bir kimseye kardeşinin hakkını alıp verirsem, ona cehennemden bir parça ayırıyorum demektir15” “Ben de sizin gibi bir insanım… Sizler dünya işlerini daha iyi bilirsiniz.

Atatürk : İslâm Dini’nin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere; Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığını kurdurmuştur. ”

“Müslümanların toplumsal hayatında, hiç kimsenin özel bir sınıf olarak varlığını korumaya hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler dinî hükümlere göre hareket etmiş olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz eşitiz ve dinimizin hükümlerini eşit olarak öğrenmeye mecburuz. Her kişi dinî, din işlerini imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da okuldur” der. Atatürk dinin doğru öğrenilmesi ve uygulanmasında devleti, Milli Eğitim Bakanlığı’nı ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nı görevli kılacak kanunî düzenlemeleri hazırlatır. Bu görevler kamu hizmeti olarak görülür.

Şu halde Türkiye’de, yozlaşmış tarikatların veya başka bağnazlıkların sürprizleri, hayal kırıklıkları ve bunalımları bir daha yaşanmak istenmiyorsa, din eğitim ve öğretimini, dinî yayınları ve din kültürünü, objektif bilimsel ve modern pedagojik esaslara göre dinamik bir biçimde yeniden yapılandırmak, acilen kendini hissettiren bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kaynak : Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi  ve  Kur’an Penceresinden Kurtuluş Savaşı’na  bir Bakış Yaşar Nuri Öztürk.

Saygılarımla,