Ana sayfa IŞIĞIN GÖR DEDİĞİ BEKLEYİŞ-KÖŞE YAZISI

BEKLEYİŞ-KÖŞE YAZISI

749
0

Çoğumuzun içinde hala ölümünü kabullenemediğimiz, hatta bu sıfatı konduramadığımız insanlar vardır. O ahir hayata erişmişse de sanki o yaşıyormuş gibi aynı alışkanlıklarımızı sürdürür bir nev’i onu yaşatırız.

BEKLEYİŞ

Genç adam elinde bir demet çiçek, sahile koşarak geldi. Gözleri şöyle bir sahilde gezindi, aradığını gö­remeyince de ilk gördüğü banka oturup sevdiğini bek­lemeye başladı.

Sevgilisinin en sevdiği çiçeklerdi bunlar; kırmızı, kan kırmızısı güller… Sanki dalından yeni koparılmış gibi tazeydiler, buram buram kokuyorlardı; sevgi kokuyor, aşk kokuyor, en önemlisi de özlem ve hasret kokuyordu güller. Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki ağlıyor gibiydiler. Genç adam güllere baktı, sanki onlarla konu­şuyormuş gibi: “Neden ağlıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum,’ dedi.

Az sonra sevdiğini göreceği için kalbi yine deli gibi atmaya başladı. Ne zaman onu düşünse, onunla buluşa­cağını hayal etse, kalbi yine böyle yerinden çıkacakmış gibi oluyordu.

Senelerdir birbirlerini sevmelerine rağmen ikisi de sevgisinden hiçbir şey kaybetmemişti. Onları hiçbir şey ayıramazdı. Ne hasret, ne ayrılık ne de ölüm… Genç adam telaşla saatine baktı. Sevdiği yine geç kalmıştı, bir dakika geç kalmıştı. Üstelik o, sevdiğini bekletmemek için dakikalarca önce koşarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Ama sevdiği her zaman bunu yapıyordu. Devamlı kendisini bekletiyordu. “Herkesin bir kusuru olurmuş” diye düşündü.

Ve gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denize dikti. Denizin sonu yok gibiydi, tıpkı sevdiği kıza olan aşkı gibi denizin de sonu yoktu. Sonsuzluğa uzanıyordu. Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü. Kendi aralarında sözleneceklerdi. Delikanlı önce bunu sevdiğine açmış, sonra da gidip iki tane yüzük almıştı. Bu kadar önemli bir günde bari onu bekletmemeliydi. Ama alışmıştı artık beklemeye, “zararı yok biraz daha beklerim” diye düşündü. Güllerin yaprakları nedense hâlâ ıslaktı. Bir türlü anlayamıyordu onları. Her şey bu kadar güzelken neden ağlıyorlardı ki? İşte az sonra sevdiği  gelecek, ona sarılacak, kucaklaşacaklardı.

Sonra söz yüzüklerini takıp, evliliğe ilk adımlarını atacaklardı. Genç adam öyle heyecanlıydı ki, sevdiğine kavuşmak için can atıyordu. Martılara baktı, birbirleriyle oynaşıp, uçuşan martılara. Ne kadar güzel dans ediyorlardı havada. Tekrar saatine baktı genç adam. Endişelenmeye başlamıştı. Sevgilisi yine geç kalmıştı, hem de çok. Bu kadar geç kalmaması gerekiyordu. İşte her gün burada buluşmak için sözleşmiyorlar mıydı? Her gün sahile, martılara bakarak denizin onlara anlattığı masalları dinleyerek birbirlerine sarılıp hasret gidereceklerine söz vermiyorlar mıydı? O zaman neden gelmemişti yine? Aklına kötü düşünceler gelmeye başladı. Hayır… Hayır… Olamazdı. Sevdiğine bir şey olamazdı. Onsuz hayat ya­şanmazdı ki… “O ölse bile devamlı yaşar” diye düşündü genç adam. Bunun düşüncesi bile hoş değildi. Gözlerini yere indirdi. Gözyaşlarını kimsenin görmesini istemiyordu. Zaten nedense etrafındaki insanlar ona sanki kaçık gibi bakıyorlardı. Rahatsız olmaya başladı, bakışlardan.

Yine sevgilisi düştü aklına. “Neden gelmedi acaba?” diye düşünmeye başladı. Gözlerini kapattı. “Yedi oldu”, dedi.

Yedi senedir her gün bu sahildeydi, sevdiğini bekliyordu. Daha fazla dayanamadı. Kalbi parçalanacak gibi oluyordu. Gözlerinden bir damla daha yaş üzerine damladı.

“Yine gelmeyecek galiba, en iyisi ben onun evine gideyim” diye mırıldandı. Hiç olmazsa gülleri her zamanki gibi yanına koyar, ona vermiş olurdu. Genç adam ayağa kalktı. Sevdiğiyle buluşmak üzere, yeşil tepenin ardındaki mezarlığa doğru yürümeye başladı.