Ana sayfa GÜNDEM Öldü Denilen Yerde Dirildiğimiz Yer Sakarya

Öldü Denilen Yerde Dirildiğimiz Yer Sakarya

353
0

Polatlı Tarihi Alanlar Tanıtım Merkezi, Sakarya Zaferinin 98. Yıldönümünde, gün gün Sakarya Zaferini anlatıyor. (98 yıl önce bugün; 25-26-27 Ağustos 1921)

Zafer’e ulaşan süreci anlatan Polatlı Tarihi Alanlar Tanıtım Merkezi Genel Koordinatörü Kadim Koç ile birlikte Sakarya Zaferine giden yolu gün be gün yayınlıyoruz. Sakarya Zaferi’nin üçüncü günü 25 Ağustos 1921, dördüncü günü 26 Ağustos 1921 ve beşinci günü 27 Ağustos 1921 tarihine dayanıyor. İşte bundan 98 yıl önce bu topraklarda yaşananlar:

Mangal Dağı Kaybedildi

25 Ağustos gününe gelindiğinde Haymana bölgesinde Mangal Dağı kaybedilmiş, Polatlı batısında bulunan önemli bir engel olarak görülen Sakarya nehri Yunanlılar tarafından geçilmiş ve buradaki hâkim tepeler yavaş yavaş düşman eline geçmiştir. Güneş kesimde Mangal Dağından sonra sıra TÜRBE TEPE muharebelerine gelinmiştir.  Göğüs göğüse kanlı çatışmalarından sonra TÜRBE TEPE, Yunanlı’ların eline geçti. TÜRBE TEPE’nin elden çıkması asıl savaşların yapılacağı beklenen Türk sol kanadında çok tehlikeli bir boşluk yaratmış ve Türk savunmasının adeta temel direği çökmüştü. Cephe komutanlığı 2 nci ve 3 ncü grup komutanlarına birlikte taarruza geçerek her ne pahasına olursa olsun TÜRBE TEPE’nin ele geçirilmesini emretti ve YILDIZ TEPE-ILICA’dan yapılan Türk karşı taarruzlar sonucu TÜRBE TEPE elimize geçti. Türbe Tepe ile birlikte yoğun çatışmaların yaşandığı diğer bir bölgede Polatlı batısındaki BEYLİKKÖPRÜ Muharebeleridir. Sakarya Meydan Muharebesinde bu gün yaşanan bir kahramanlığı sizlerle paylaşmak istedim. 48. Alay 1 Tabur 1. Bölük Komutanı Yüzbaşı İsmail Naci bey bu gün Beylik köprü’de şehit düşmüştür. Edirne’de öğretmen olan Murat Özden bey büyük bir vefa örneği göstererek iki yıldır dedesinin hayatını araştırmaktadır. Bu topraklara defalarca gelip bizlerle ulaştığı bilgileri paylaşan Murat beye şükranlarımı sunuyorum. Murat beyin bizlerle paylaştığı 48. Alayın kısa geçmişi bize o yıllarda bu toprakların ne kadar büyük zorluk ve fedakarlıklar kazanıldığını göstermektedir.

Sakarya Meydan Muharebesi  ve  48. Alay…

48. Alay Sakarya  meydan  muharebelerinde çok  önemli  görevler  üstlenmiş  ,ancak kahramanlıkları ve hikayesi  unutulmuş bir  alayımızdır. 48. Alay  9 Aralık 1920 tarihinde Pontus Rum çetelerine karşı Amasya’da kurulan 10,000 askerden oluşan Nurettin İbrahim Konyar ( Sakallı Nurettin Paşa ) önderliğinde, Merkez Ordusu Komutanlığına bağlı  çoğunluğunu  Çerkezlerin  oluşturduğu  bir  alaydı… Bu alay balkanlarda  çete  savaşlarında, daha  sonra  doğu  cephesinde  Ermeni isyanlarında  ve  yerel isyanlarda önemli görevler  yapmıştı. Bu  alayın komutanları Kurmay Binbaşı Hasan Tahsin ( Beştepe) ve  Yüzbaşı  İsmail Naci’dir.  Mustafa  Kemal’in  Havza’da görüşmesi  sonrası Osman ağa (Topal  Osman) önderliğindeki  gönüllülerden   oluşan 47.Alayın  düzenli  orduya  dönüşmesinde  bu  birliğin  askerlerine eğitim vermişlerdi.

48. alay baskın niteliğinde akınlar yapmaya başlıyor

Sakarya Savaşının hazırlıkları olanca hızıyla sürerken Merkez ordusuna bağlı 47. ,48. ve  49. Alaylarda Samsun – Amasya – Tokat -Sivas  civarındaki yerel  isyanları  ve  Rum  pontus   çetelerine  karşı  amansız  bir  mücadele  veriyordu. Mustafa Kemal, Koçgiri İsyanının  çok sert bastırılmasında  dolayı TBMM  de  bazı  vekiller tarafından  ağır  eleştirilen Sakallı  Nurettin  Paşa’ya Sakarya  savaşında  görev  vermemiş ve  bulunduğu  yerde kalmasını  emretmişti. Buna rağmen Nurettin  Paşa ‘nın  emrindeki 47,48 ve  49  Alaylarının  hücum taburlarının  başarılarını  çok  iyi  bilen  Mustafa  Kemal bu  üç  alayın ısrarla Sakarya  cephesine  hattına  gönderilmesini istedi. Ancak  ilk  etapta 47.  gönüller alayı cepheye  yollanır. Diğer iki  alayın gelmediğini  gören Mustafa  Kemal   48. ve  49 .Alayları  oluşturan  Hücum  taburlarının    süratle   gönderilmesini  ister .Bu  alayların  gelmesiyle  ilgili  ikinde   on iki telgraf  yazar… Oysaki  bu  kadar  ısrarla  çağrılan  alayın  toplamı 27  subay , 385   neferden oluşmaktadır . Cephe hattında on binlerce asker olmasına  rağmen yaklaşık bu üç yüz  kişiye  verilen önem  telgraflarda  çok  açık  görülmektedir. Sonunda  20  Ağustos 1921 de , 48. ve  49.  Alay Amasya’dan cephe  hattına  intikal eder. Mustafa  Kemal Paşa cepheye  gelen  bu  birlikleri  bizzat   ziyaret eder  ve  görüşür. Mustafa  Kemal bu  iki  alayın  intikalinden  dolayı Refet Paşaya teşekkür  telgrafı  çeker.

Jandarma Yüzbaşı İsmail Naci…

23 Ağustos 1921 de  muharebelerin  başlamasıyla 48.Alay   düşman  hatlarına  baskın  niteliğinde akınlar  yapmaya  başlar… En kuvvetli çarpışmaları 24/ 25 Ağustos  günlerinde  Beylikköprü  tren  istasyonu civarında  olur… 25 Ağustos  günü 48. Alayın 1. hücum  taburu Tırnaksız ( Sakarya  köyü) istikametinden  Beyliköprü ye  doğru  tekrar  akınlara  başlar… Kendilerinden sayıca üstün Yunan birliklerini ağır kayıplar verirler ancak kendileri de çok kayıp verir… 25 Ağustos  1921 günü 48. Alay  Birinci bölük  kumandanı Yüzbaşı  İsmail Naci  Takım kumandanları Üsteğmen Mehmet Halit ve Teğmen  Hüseyin Hüsnü başta  olmak  üzere  bölüğün çoğunluğu  Beylikköprü (  Bebi köyü ) savunmasında şehit  düşerler. 48.Alay  kahramanlarından  dedem Jandarma  Kd. Yüzbaşı İsmail Naci’nin  şehit  düştüğü  o  gün  daha  sonra  TBMM kayıtlarına tarihe  not  düşercesine  şöyle  geçecektir. Jandarma  Yüzbaşı İsmail Naci  aynı  zamanda Sakarya  savaşında  şehit  düşen en  yüksek  rütbeli  jandarma subayıdır… Savaşın devam eden günlerinde  Alayın   2. hücüm taburu da ağır  kayıplar  verir ve  28  Ağustos 1921 günü  48. Alay ikinci kumandanı  Kurmay Binbaşı Hasan Tahsin’in  ( Beştepe ) de şehit  olur. 27   subay ve  385  neferden  oluşan 48. Alaydan geriye  bir  elin  parmakları  kadar ağır  yaralı gaziler kalır  Sembolik  olarak 48. Alay  kumandanlığı  görevi  yarbay Ali Rıza  Beye  verilir Sakarya  Savaşın  bitmesinden  bir  gün sonra, 14  Eylül 1921 de  çok  sayı da  şehit  vererek  adeta  yok  olan  48.  Alay,  Mustafa  Kemal’in emriyle  sancağına  madalya  takılarak lağvedilir ve  kalan  bir  kaç  nefer  başka  birliklere kaydırılır.  Unutulmamak ve  unutturulmamak  dileklerimle ruhları  şad  olsun…

SAKARYA DESTANI’NIN DÖRDÜNCÜ GÜNÜ…

Günün önemli olayları: 26 Ağustos’ta düşmanın, Türk kuvvetlerini güneyden kuşatma ve cepheden yarma harekatı, cephedeki Türk kuvvetlerinin direnişiyle mevzii başarılarından ileriye gidemedi. Türk kuvvetleri bugünden itibaren kesin sonuçlu bir meydan muharebesi yapmak üzere direnişe azmetmişlerdi. Başkomutan Mustafa Kemal, 2nci Grup mevzilerini terk etmek, 1 ve 2nci Grupların da mevzilerini düzeltmek zorunda kalmaları üzerine son TÜRK yurdunun savunulmasında uygulanacak taktiği en veciz şekilde şöyle emretti; “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır o satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanı ile ıslanmadıkça terk olunamaz. Onun için küçük, büyük her birlik, ilk durabildiği noktada yeniden düşmana cephe kurup savaşa devam eder. yanındaki birliğin çekilmeye mecbur olduğunu gören birlikler ona tabi olamaz. Bulunduğu mevziide sonuna kadar dayanmaya ve karşı koymaya mecburdur.”  Ayrıca bir tedbir olarak, Başkomutan, Milli Savunma Bakanı Refet Bey’e telgraf çekerek Hükümet ve Meclisin KAYSERİ’ye taşınması için hazırlık yapmasını istedi. Tabi ki bu tedbir Yunanlıların bu günkü hızla taarruz etmeleri düşünülerek alınmıştı.

Başkomutan Mustafa Kemal, vatanın savunmasında uygulanacak taktiği bu gün verdi!

Türk Batı Cephesi Komutanlığı da 26 Ağustos için düşmanın bütün cephelerde taarruza geçeceğini tahmin etmekteydi. Nitekim o da bu gece saat 04.00’de yayınladığı emirde: «Ordu, 26 Ağustos günü, başlangıçta bütün cephede düşman taarruzunu bekleyecek, mevzilerini kesin olarak savunacak ve muhafaza edecektir.» diyor ve savaşın daha çok düşman kuşatma kanadında yoğunluk kazanacağına dikkat çekerek: l nci grup, düşman taarruzunda ordu sol kanadını kesin olarak elde bulunduracak ve gerekirse süvari tümenlerini feda etmek suretiyle meydan muharebesine ağırlığını koyacaktır.» diye ekliyordu. Gerçekten de Türk komuta kademesinin beklediği gibi 26 Ağustos sabahı erken saatlerde. Yunan taarruzu bütün cephede başladı. Beylikköprü bölgesinde, demiryolunun iki tarafında Yunan 7 nci Tümen birlikleri hücuma geçerken, buradan kilometrelerce uzakta, güneyde 90 kilometre genişliği bulan asıl cephede de üç Yunan kolordusu bütün kuvvetleriyle saldırıya geçmişti. Yakıcı Ağustos güneşi ağır ağır yükselirken, kulakları sağır eden top ve makinalı tüfek sesleri, Anadolu bozkırında zorlu bir kavganın çığlığı halinde yankılanıp duruyordu.

Türbe Tepe kaybedildi…

Albay Platis komutasındaki 7 nci Yunan Tümeninin, Porsuk kuzeyindeki bir başka alayı da emrine alarak kuvvetli topçu desteğinde giriştiği taarruz, bazı küçük toprak kazancının ötesinde bir başarı sağlamadı ise de, Albay Kâzım (Özalp) komutasındaki üç tümenli Mürettep Kolorduyu ve Albay Halit (Karsıalan) komutasındaki takviyeli bir tümenli 4 ncü Grup birliklerini yerinde tutarak, bir kısım kuvvetleriyle Güney cephesine yardıma gitmelerine engel olmasıyle gene de görevini fazlasiyle yapmış oldu. Yıldız dağı ve Toydemir sırtlarında ise akşama kadar süren nefes nefese savaşlar sonunda, daha önceki üç günde olduğu gibi, pek bir ilerleme gösteremediler. Türk tümenleri, genellikle mevzilerini korumuşlardı.Üç gündür Mangal dağı ve Türbe tepe savaşları sonunda bir hayli yıpranmış olan Gruplarımız, aralıksız akşama kadar süren çetin savaşlar sonunda mevzilerini koruyamadı ve yer yer çekilmeye başladılar. Türbe tepeyi savunan 57 nci Tümen de üstün düşman taarruzları karşısında bu tepeyi kaybetti. Cephe ileri geri dalgalanıp duruyordu. Bugün iki taraf da varını yoğunu ortaya koymuş, bütün kuvvetlerini savaş alanına sürmüştü.

Bir yıl sonra aynı günde (26 Ağustos 1922) ise Büyük Taarruzla son darbeyi indirecekti

Bizim için durum, gene de tehlikeli ve kritikti. Cephe, her an kopabilecek bir yay gibi gerilmiş, elde doğru dürüst bir ihtiyat kalmamıştı. Aralıksız süren bugünkü savaşlar sonunda zaten az olan topçu cephanesi ve diğer silah mühimmatı büsbütün azalmıştı. Ertesi günü de düşmanın aynı şiddetle taarruzu halinde cephenin dayanıp dayanamayacağı, korkulu bir soru halinde kafaları kurcalayıp durmaktaydı. Evet, herşeye rağmen ordu dayanıyordu. Türk savunması büyük baskı ve ateş altında yer yer bükülüyor, kırılıyor, çöküyor, fakat ilk yamacın kıyısında yeniden duruyor, yeniden direniyor, yeniden karşı koyuyordu. Alptekin Müderrisoğlu, o günün kayıpları hakkında aşağıdaki bilgileri verir: «15 nci Tümen 38 nci Alay l nci Taburunun yirmi kişilik subay kadrosu, üç günlük çarpışmadan sonra altıya inmişti: Tabur komutanı emir subayı, iaşe subayı ve dört bölükte yalnızca üç yedeksubay teğmen.. Teğmenler bölük komutanlığı görevini yüklendiler, çavuşlarda takım komutanlığı görevini.. Üç günlük boğuşma nın şehit ve yaralı yitikleriyle koca tabur erimiş, bir bölüğe dönmüştü.» Cephenin yarılma tehlikesinin ortaya çıktığı bu günde acaba çarıklı ayakları parçalanmış bu ordu ölüm kalım savaşının yaşandığı bu toprakları canı pahasına savunacak mı yoksa çözülüp Anadolu içlerinde kaybolup tarih sahnesinden silinecek miydi. Tabi ki Türk ordusu her neye mal olursa olsun Sakarya’da direnecek, artık hiç bir çarenin kalmadığı son ana kadar şansını bu mevzilerde deneyecekti… Bir yıl sonra aynı günde (26 Ağustos 1922) ise Büyük Taarruzla son darbeyi indirecekti.

SAKARYA DESTANI’NIN BEŞİNCİ GÜNÜ…

Günün önemli olayları:

Bu gün Yunan kuvvetleri bütün cephede taarruza geçerken Türk ordusunun inatçı direnişi karşısında bazı küçük başarılar sağlayabildi. Polatlı batısındaki muharebelerde ilerleme sağlayamayan Yunanlılar bu gün önce İKİZ TEPELERi ve ardından TÜRBE TEPE’yi ve cıvarını ele geçirdi. Birliklerimiz EVLİYAFAKI kuzey sırtlarına, SABANCA- ÖRDEKGÖLKÖY-KARAPINAR KUZEYİ hattına çekildi. Bu günün belkide en önemli olaylarından biri ; Yunan kuvvetlerinin arkasında yıpratma savaşı veren  Süvari Tugayı (Alb.Fahrettin komutasında) UZUNBEYLİ’de  Yunan KÜÇÜKASYA Ordusunun komuta yerine yaptığı baskındır. Ancak taarruzdan sonuç alınamadan TÜRBE TEPE’nin düşmesi üzerine  kuvvetler geri çağrıldı. Ayrıca sol kanadımızdaki tehlikeden dolayı  12 nci Grup,1 nci Sv. Tüm. 11 ve 41 nci  Sv. Tüm. leri ordu sol kanadına kaydırıldı. Not: Uğruna yüzlerce şehit verdiğimiz ikiz tepelere sahip çıkamadığımız için 2015 yılından önce mermer ocağı izni verilerek koca bir tepe yok edilmiştir. Yok edilen aslında ikizlerden biri değildir. Yok edilen Türk insanının hafızasıdır.

Zafere ve Cumhuriyete Giden Yolun Başlangıcı Sakarya

Dünkü 26 Ağustos savaşı, Türk Cephe komutanının elinde ihtiyat bırakmamıştı. Daha Sakarya savaşı başlamadan önce Yunanlıların güneyden bir kuşatma hareketine girişeceği belli olur olmaz, cephe komutanlığı hem Sakarya mevzilerindeki bir kısım kuvvetlerini güneye kaydırmış, hem de açık yanda, doğacak durumları karşılamak üzere, dört Tümenli l nci grup gibi kuvvetli bir ihtiyat ayırmıştı. Ama Yunanlıların 2 nci kolorduları ile daha da açık yandan kuşatmaya girişmeleri üzerine bu ihtiyat grubunu 25 Ağustosta Yunan 2 nci kolordusunu karşılamak üzere savaşa sürünce elinde ihtiyat kalmamıştı. İsmet Paşa, 26 Ağustos aksamı Sakarya kesiminde cephede bulunan 12 (11 ve 41 nci Tümenler) bu gece cephe ihtiyatı olarak Polatlı bölgesinde toplanmasını emretmiş, bu grubun cephesini Mürettep kolordunun sorumluluğuna vermişti. Bu birlikler gece yürüyüşle aç susuz Anadolu Bozkırında yeni görev yerlerine yetişmeye çalışıyorlardı. Onların her geç kaldıkları zaman diliminde adım adım vatan toprağı kaybediliyordu. Çünkü 3 ncü Grubun, bir gün içinde Çifte Tepeleri ve elinde tuttuğu Türbe Tepenin batı kısmını kaybetmesi, güneydeki asıl cephenin merkez kesimini kritik bir duruma sokmuştu.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa da, bugününü Fevzi Paşa ile birlikte ilk hatlarda geçirmişti

Açık kanatta bulunan Türk l nci grubu bugün de Yunan 2 nci Kolordusunun ağır taarruzları altında zorlu savunma savaşları verdi. Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, 23 Ağustos günü, yani Sakarya savaşlarının başladığı ilk günden beri zaten hep güneydeki cephede bulunuyor ve özellikle açık kanattaki harekâtı yakından takip ediyor ve gerekli emirleri yerinde vererek savunmayı koordine etmeye çalışıyordu. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa da, bugününü l nci grup mevzilerinde Fevzi Paşa ile birlikte ilk hatlarda geçirmişti. 5 nci süvari grubuna gelince: Grup Komutanı, Cephe komutanlığının bir gün evvel, 26 Ağustos saat 21.30’da vermiş olduğu: «Düşman üstün kuvvetlerle ordu sol kanadını kuşatmak üzere taarruz ediyor. Fecirle birlikte Çeltek civarında bulunacak şekilde hareket ediniz. Yarın muharebe meydanına yetişmeniz elzemdir» şifreli telgrafını alamamıştı. Daha önceki plan gereğince grup, gece yansından sonra yürüyüşe geçerek 08.00’de Yunan Küçük Asya Ordusu Komutan General Papoulas ve bütün karargahı buradaydı, Üstelik Yunan Veliahdı da, bu sıralarda ziyarete geldiği Papulas’la birlikte Uzunbey’ deydi Papulas durumu sezmiş, elindeki bir piyade taburu ve bulabildiği karargâh ve diğer ikmal erleriyle acele savunma tedbirleri aldırdıktan başka, köy civarında bulunan uçaklar, ikmal kamyonları, cephane ve yaralılarla dolu iki hastanenin cepheye daha yakın olan, Kürt Taciri köyüne kaçırılmalarını emretmişti. Türk Süvari grubunun taarruzu baskın etkisini kaybetmişti. Ve zaten ne Veliahdın ve ne de Papoulas ve karargâhının burada oldukları bilinmiyordu. Dört saat kadar süren taarruz sonunda 30 kişilik bir Yunan zayiatından başka bir şey elde edilememişti. Çatışmalar sürerken Veliaht ve Papoulas başta olmak üzere ordu karargâhı kaçmayı başarmıştı. Cephe Komutanlığının dün geceki emri de Gruba bu sıralarda ulaşmıştı. Ve Grup Komutanı Albay Fahrettin, bir daha ele geçmez ne büyük bir fırsatı kaçırdığından habersiz, taarruzu durdurarak güneye doğru çekildi. Grup Sarayköy’de toplandıktan sonra, 120 kilometre uzaktaki cepheye katılmak üzere geceleyin, uykusuz ve yorgun, yola koyuldu. Eğer Yunan Küçükasya Ordu komutanı Papulas burada esir alınabilseydi savaşın daha erken bitmesi kaçınılmazdı.

Haber: Sinem Kopar